bir baba düşünün 25 sene önce çekip gitmiş. 25 yıl sonra bugün gelmiş kapıya. elinde oyuncak dolu bavuluyla sinematografik bir şekilde “oğlum” diyor. ama sizin oyun oynayacak yaşınız çoktan geçmiş ve seneler önce evi terkeden insanın yerine bir başka baba figürü koymuşsunuz.
kapıdaki jöne ne dersiniz?
a) baba, babacığım
b) bilader aynı hızla ait olduğun yeşilçama gidiyorsun, bi daha da aurama girmiyorsun
a diyebilen malların cezai ehliyeti varsa beyinleri hava yapmış demektir. hayır, ehliyetiniz yoksa değerlendirin bunu güler sabancı çok tatlı para yardımı yapıyor böyle insanlara. ben “b” demekle kalmaz bir de elemana sopa çekerdim. o yüzden bugün kürt halkının beşir atalay’ın yaptığı pikelere taşaklarını kaşıyarak izlemesine karşı çıkmıyorum. on yıllardır ankara’dan sonrasını hiçe sayan hükümetlere alışmış hatta bu rutinden kudurmuştuk. dönem hükümeti çok şahane bir hareketle açılım yapmaya karar verdi.
açılım yaparken öyle şekillere giriyorlar öyle saltolar deniyorlarki gülerken götümü düşüreceğim diye korkuyorum. klark kent kıvraklığındaki başbakanımızı görüşmeleri akp genel başkanı kimliğiyle yaptığı için kutluyorum. nasıl iş lan o. burada başbakan orada genel başkan, sokakta böyle yatakta şöyle. sikimi evde bıraktım yanımda sucuk var edebiyatı yapılarak aslında “baba kimseyi uğraştırmayın sessizce kendinizi imha edin” mesajı mı verilmek isteniyor.
tora tora tora sevgili tipografik tavşanseverler. bakın daha ilk cümleden deodorant reklamı neşesiyle selamladım sizi. uzun zamandır yazmıyorum, ama farkedebileceğiniz üzere “yazamamak” gibi zavallı bir girizgahla başlamadım. çünkü yazabilirim.
ettikleri hipokrat yemini paçalarından akan hekimlerimiz kenan evren’in direkten döndüğünü fakat durumun kontrolleri altında olduğunu bildirmişler. türk tabiplerinden ricam paşamı yeteri kadar iyileştirsinler. çok iyileşmesin. espri yapacak takati bulamasın mesela. nefes falan alsın işte. bakın ne kadar hümanistim. kenan yaşasın istiyorum. daha doğrusu ölemesin istiyorum.
mevsim yaz, hava nemli olduğundan kış uykusu berraklığında uyuyamıyorum. ensede başlayan yastık bacak arasında bitiyor, sevgili okurlarım. üstelik bu dönüp, dolaşmalar, yastıklarla güreşmeler sadece yatak odasında olmuyor. arada kendimi atıyorum salona orayı tavaf ediyorum. beğenirsem salonda devam ediyorum. yok, beğenmezsem gece devam ediyor.
evet, havalar sıcak. leş gibi sıcak. cehennem gibi sıcak. gavur amı gibi sıcak. geçen sene de böyleydi. yeni bir haber değil yani. peki temmuz’un 20′sinde milletin “baba mübarek de bayağı sıcak yaptı ha”sına “ya yaa” reaksiyonuyla sanki her milenyumda bir kere gerçekleşen bir olaya tanıklık ediyormuşuz gibi ağız yapıyoruz ki? hoşgörüden öte gelen bu refleksimizi toplumca aldırmamız lazım. bize eziyet, onlar için de zararlı birşey. bu insanlar genel gerçekleri ahaliye popmalayıp kendine muhabbet yaratınca mutlu oluyor. mesela sadece benzinle koca bir hayat geçirmiş insan biliyorum. e abi biliyoruz anasını satayım en çok vergiyi biz veriyoruz. ondan benzin pahalı. yoksa bedava benzin. bir kere bozun bu insanları. hoşgörü mekanizmanızı 2 saniyeliğine “biliyoruz lan” için rafa kaldırın. inanın bu canlının hayatında çok şey değiştirecekseniz. araştırmaya yönelecek bu arkadaş. solvent katılmış benzinden, genleriyle oynanmış sebzelere, meyvelere geçecek. hatta iyi bozarsanız bu arkadaşı sürekli cevap arayan bir birey haline getirirsiniz. bir de bakmışsınız adam size price equation’dan bahsediyor.
üstüden transit geçtiğimiz kadınlardan başka bir de bizim üzerimizden geçen kadınlar var. beraber yaslandığımız duvarların aurasından geçerken kötü olduğumuz yerlerle dolu istanbul, ama biliyorum ki o duvarlar eskiyor ben de unutuyorum inceden. önceleri her saniye nefesimi kesen anımetrik nesneler artık ara sıra flashbackleri tetiklemekle yetiniyorlar.
bir grup gerizekalı güdümlü yaşamaktaktan sıkıldıysanız,
böyle yaparım arada. ben böyleyim. çok kuvl ve umursamaz ama bir o kadar da masum olduğumu düşünüyorum.
teorik olarak şahane, retorik olarak bile gülünç, pratik olarak yalan önermelerdir bana gülmekten karın kası yaptıran. sanayi bakanı fena adammış. ulan yerli malları boykot etsek daha az zorlanırız. ama adam da haklı. zira sanayi ve ticaret bakanlığının görev tanımı : ülkenin sanayi politikasını belirleyerek ilke ve hedefler doğrultusunda sanayinin dengeli ve süratli bir biçimde gelişmesini sağlamak. seçimdir, krizdir falan derken adamın eli kolu aylardır bağlıydı. ee bu gibi politik bir fırsat bulunca da çini kitleyip türk sanayicisinin kurtarıcısı olmak istedi.
“öğlüm en harbi din islamiyet. tüm dünya halkı müslüman olacak, hepimiz ara pası gibi cennete gidicez” geyiği bel bağladığım bir şeydir. yalnız michael jackson müslüman olursa bu işte bir terslik var diye düşünürüm. ertuğrul özkök dün michael jackson yazısı yazdı diye değil, kendi irademle düşünürüm bunu. michael jackson kadar orospu çocuğu adam görmedim. çocuk istismar etmek için evinin arkasına disneyland yaptıran adamdan ne hayır gelir be.
ayrıca bilmiyorsanız öğrenin. “it’s not who votes that counts. It’s who counts the votes.” yani olay oyları kimin verdiğinden çok verilen oyları kimleri saydığı. yalnız çocuklara yavaş girsin lan bu polisler.
since we are offensive assholes with no life (yea, one of the fans says from mi inbox), we keep fugging anything holy in glamorous world of women. well we were about to get rid of that freaking skimo apparels (uggs