senelerce türk tarihi dersi gördükten sonra tarih hocasına türkler kadar geniş bir tarihe sahip miletin olup olmadığını sormak herhangi birinizin aklına geldi mi bilmiyorum ama sivil’in aklına gelmişti. benim aklıma başka şeyleri sormak gelmişti hep ama terbiyem el vermiyordu. o zamanlar terbiye sahibiymişim demek ki. o zamanlar dediğim lise. lisede tarih dersi almıştım. sayısal öğrencisiydim. çok lazımdı amına koyim.
tarihe dönelim. millet olarak pekçok konuda olan sığ görüşümüzü tarih ve tarih eğitimi konusunda da sürdürdüğümüzü düşünüyorum. hatta başka konularda da böyleyiz. şimdi burada tek tek saymak istemiyorum ama ciddi orospu çocukluklarımız var.
konu sapmasın. tarihe dönüyorum (zaten yazıp hemen çıkacağım, çok işim var dışarıda, meşgul adamım ben). tarihteki şahsiyetleri hep savaşlarıyla, kurdukları yıktıkları devletlerle falan tanıyoruz da daha ince şeyleri de bilmemiz lazım. ama mesela birinci dünya savaşının çıkışında avusturya-macaristan prensinin öldürülmesi gibi bir detaya girilip bunun aslında arkası dolu bir takım siyasi gelişmeler akabinde büyük çatışmaların çıkmasına sebebiyet verecek bir kıvılcım olduğunun söylenmesi hoş bir şeydi, tabi es geçmemek lazım. ama daha çok şey bilmek istiyor insan. ne bileyim, 3. demetrius yavşağın tekiydi, 2. konstantin ibne diye sevilmezdi ama bir kötülüğünü gören olmadı, darius amelelikten geliyordu, iskender burnunu karıştırırdı, 4. osman rakı manyağıydı, 3. selim sadrazam ferit’e götünü parmaklatırdı, napolyon kendisine “adamsın” diyenlere maaş bağlatıyordu ödenekten gibi şeyler de öğrenmek istiyor tarih derslerinde ama bu sisteme köle yetiştirmekten başka amacı olmayan eğitim sistemi (bu tamlama kısayol atadım ctrl+shift+ü yapınca kendi kendine yazıyor) bize öğrenebileceklerimizin çok azını veriyor. sonra gidip muhteşem yüzyıl izlemek zorunda kalıyoruz.
diğer bir anlamadığım detay yok olup giden kavimler. arkadaş atıyorum, urartular geldiler sümerleri yıktı, medler geldi urartuları yedi, persler de geldi medlerin anasını sikti. bu yıkılanlar gidenler falan tam olarak nereye gidiyor, buhar olup uçmuyor herhalde. lütfen biri bana anlatsın. ya da bana anlatmasın. başkasına anlatsın. öyle bir tarih anlatıyorlar ki sanırsın savaş dışında da bir şey olmamış. insan türüne bravo hakikaten.
tarih derslerinin diğer bir bomba tarafı da türk yalanları tabi. bunlar ilk olarak hristiyanlaşarak türklükten çıkma ile başlar. dna’larınızdan memnun olmadığınızda hristiyan olabilirsiniz ama müslümanlaşıp türklükten çıkma gibi bir durum yok. diğer milletten bireylerle seviştiler, çocukları oldu falan diyorlarsa bizim durum nedir peki? tarihsel şuur oluşturacağım diye kurulan tabulara bakar mısınız? almanlar kaybedince biz de kaybetmiş sayılmamıza falan girmiyorum.
içerisinde benim de vermiş olduğum vergiler bulunan devlet bütçesinden gencecik insanların canlarını sıkacak tarih dersleri için pay ayrılıyor olması her aklıma geldiğinde boğazım düğümleniyor. lisedeki tarih hocalarımı düşündüğümde başıma ağrılar giriyor zaten. yetkilerin dikkatini çekmek isterim.
(taslaklar arasında buldum bunu, neden bahsettiği konusunda sizden daha az fikre sahibim).







biz türkler, progrese aşık bir millet olduğumuz için sürekli bir biçimde gelişerek değişme eğilimindeyiz.
bu amınakoyduğum yerinde amınakoyduğum trafiği neden iki damla yağmur yağınca felç olur amınakoyayım. neden lan. neden, neden. retorik falan değil. anlam veremiyorum. ulan hava açıkken herkes saatte yüz elli kilometre ile gitse diyeceğim ki, zemin etüdü yapıyor. diyeceğim ki, aracın götü atmasın diye yetmişi geçmiyor. ama diyemiyorum. çünkü tem bağlantı noktasında onla -evet, rakamla 10′la- giden araca yirmiyle giden bir araç vurmuş ve iki sürücü arabalarından inmiş birbirlerine bakıyor. bütün tem ahalisi de onlara bakıyor. böyle şeyler olunca debriyajı bırakıp öndeki aracın bagajına girmek istiyorum. hatta öndeki araç clio falansa iyi bir drag’la ön koltuğa bile geçerim. radyoda diyor ki, mahmutpaşa çıkışında kaza var, seyir halindekilerin dikkatine. işin garibi birtakım araba kullanıcıları bunu ciddiye alıp boşta falan gitmeye çalışıyorlar. o kadar yavaş gideyim ki, diğer araç sahipleri benim içinde bulunduğum şeyin bir araba olduğunu unutsun ve bana çarpmasın gibi bir poza giriyorlar. eğer aranızda böyle işlere imza atanlarınız varsa şu bilmenizi isterim ki, ben bu çeşit ağır çekim manevraları bir kur dansı olarak değerlendiriyorum ve olur da böyle yağmurlu bir havada önüme düşerseniz sizi sikiveririm.
merhaba, sevgili tüketiciler. sanırım hükümet boşalmak istiyor. ve bu yardım elini hiçbir şey yapmayarak sizin uzatacağınızı düşünüyorum. bilişim teknolojileri ve iletişim kurumu, ülkenin dünyaya açılan yerlerine magnum boy bir prezervatif geçirmeye çalışıyor. gerekçelerinin ne olduğu konusunda en ufak bir fikrim dahi yok. ama çocuk pornosu olduğundan şüpheleniyorum. kendi adıma konuşmam gerekirse çocuk pornosu izlemem. bi’ kere çocuklardan nefret ediyorum. ve bu bence izlememek için gayet yeterli bir sebep. biliyorum, çoğunuzun çocuk istismari içerikli görsellere bakmanız için böyle nedenlere ihtiyacı yok. diğer bu düzenlemenin henüz gelişme evresindeki veletleri internet üzerindeki zararlı içerikten korumak gibi misyonu olabilir. olmasın lütfen. çünkü olsaydı, mikropların sağa sola sıçramaması için sifonu çekmeden önce klozetin kapağını kapatmamızı tembihleyen, fakat taharet bezi kullanmaktan bir türlü vazgeçememiş dedem kadar saçma olurdu. tüm denemiş psikolojik yöntemlerle sabittir ki; insanoğlu tarihin başlangıcından beri, annesinin saklamak için kaldırdığı ayıplı materyalleri bir şekilde bulma eğilimindedir. porno. her zaman, her yerden, her şekilde edilebilir. çünkü bu porno. içinde insanlar var.


