-- 05:45 Hikayeleri

papatyalı yazılar vol. 1

güne “sabahın köründe daha güneş doğmadan, mahallenin piçleri sokağa çıkmadan” şarkısıyla başlamanın bir getirisi olur mu diye düşündüm. küheylan yelesinden yapılmış döşeğimden (heyt be!) adeta bir ok gibi fırladım.

tabi hevesim çabuk kırıldı. neden kırıldı derseniz yalnızlık koyuyor. bahar aylarının gelmesiyle gevşeyen gönül yayları istiyor ki manita gelsin, daha mahallenin piçleri sokağa çıkmadan, “hayatıım, sana puf böreği yaptım” diye seslensin, geceden arta kalan kısılmış sesiyle. işte o zaman çok güzel şeyler olur biliyor musun okur.

gerçi manita olayları da kötü be. burası türkiye, ben de her öğün soğan yiyen insanım, “hayatıım sana puf böreği yaparım ama yeme şu soğanları” derse atarlanırım, dellenirim, küllenirim. sarmısak olayına eyvallah ama soğan o kadar kötü değil. soğanı artık kabullenin kızlar. rüyamda bununla ilgili bir şey gördüm de.

bu ilişkilerin karmaşıklığı da bambaşka bir sorunsal. burada insan doğası gereği diye başlayıp giden cümleler kurmak istemiyorum ama ey sevgililer, ilişkiler aslında o kadar karmaşık değil. bir insanla birlikte olurken büyük israil’i kurmuyorsunuz. bir de kızlar, lütfen ex-manitalarla kamuya açık alanlarda tartışırken “haa şimdi de aşık oldu öyle mi?” gibisinden cümleler kurmayın. bir haftada iki kez denk gelmem bunun sık yaşanan bir olay olduğunu ispatlıyor. ulan herif orospu çocuğu mu? niye aşık olmasın? seninleyken süperman miydi bu adam?

özet geçeyim…

bana sabahları puf böreği yapacak, soğanı benimseyecek, gereksiz tartışmalardan kaçınacak bütün kadınların kulu kölesi olurum, adlarını göğsüme dövdürürüm, deplasmanına giderim.

neyse, önemsiz şeyler bunlar. sabah sabah ne yapmaya çalıştığımı inanın ben de anlamadım ama papatya olayında iyi ekmek var dediler.

Bir Cevap Yazın