-- 05:45 Hikayeleri

çok şahsi bi’ yazı

merhabalar. size hemen bir itirafta bulunacağım. önceleri bir dünya markası olmayı hayal ederdim beko gibi ama her yağmur yağdığında çoraplarımın ıslandığını farketmem ile birlikte bu hayalimin gerçekleşmeyeceğini anladım. bir dünya markasının çorapları ıslanmamalı, değil mi? soranlara ne derim sonra, deseni öyle, imajım böyle desem dört-beş kez yediririm belki ama sonrasında ne olur?

geceleri, özellikle soğuk kış geceleri, sıcak bir adana dürümün hayalini kurarak uyuyorum. yanımda güzel bir kadın olduğunda da değişmiyor üstelik bu durum. sıcak yatağı terkedip soğuk gecelerde dürümcü aramayacak kadar üşengeç ve hayatım gel birer dürüm yiyelim diyemeyeceğim kadar utangaç olduğum için kendim adana dürüm olmaya karar veriyorum, bu da yorgana dolanarak oluyor. e kız da içine garnitür oluyor haliyle, birlikte dolanıyoruz. ben bu olaya dürümleşmek diyorum. siz de yapabilirsiniz, kadınlar seviyor böyle şeyleri zaten ama onu sevdiğinizi düşünmesi için yapın bunu, gastronomi boyutu ise size sır kalsın.

insanlar 60ların çok güzel olduğunu düşünüyor ama bence 70ler daha güzeldi, çünkü ben bir troleybüs aşığıyım. bu araçlar 60larda da varmış ama 70lerde daha aktifmişler, öyle diyorlar. içinde soru borusu vardı bu araçların, yağmurlu havalarda ıslanan insanlara için getirilmiş romantik bir çözüm. şimdiki metrolarda yok böyle şeyler.

bir hayalim daha var. yeni edindim bu hayali ama bir dünya markası olmayla kıyasladığımda daha olurlu bir hayal. o da vapurla istanbul’dan yola çıkıp giresun açıklarında samsun’a nasıl çıkılır diye sorma. vapurumun bacasından memleketin uçup giden kaygıları tütsün, limana attığımız da demir olmasın da anayurda sarılan heper’in kolları olsun. selam dursun çaparı, takası, tayfası, taşak kılı. artık ne varsa.

bir de öğrenmek istediğim şeyler var. mesela bilgi vcd’nin kontenjanının ne olduğu, her vapur yolculuğunda kız kulesi fotoğrafları çekenlerin ne yapmaya çalıştığı, lüks restoranlarda salatalardan çıkan -hem de yürüyerek çıkan- her böceğin ayrı ayrı geçmişini, şarkıcı hadise’ye kendisinin dünyaya insan olarak değil patates olarak geldiğinin ne zaman kim tarafından söyleneceği, “paraları bas bas” sloganıyla sigorta şirketi reklamı yapanların çocuklarının geleceğinin ne olacağını, toplu taşıma araçlarında telefonla konuştuğu arkadaşına aynı olaydan bahsederken 2543 kez inanamıyorum diyen kadının an itibariyle o olaya inanıp inanmadığını ve hayatımdaki taksim dolmuşu şoförü kıvamındaki deneyselliğin ne zaman sonra ereceği. cevaplara ulaşınca buradan haberdar ederim.

Bir Cevap Yazın