şu anda uçan bir halının üzerindeyim

çok isterdim ama değilim. iyi ki değilim. aynı zamanda biten sevgilerin ardından ağlayamam ben böyle yas tutamam. pazar sabahına dönüyorum.

bir özelliğimi farkettim. taksi şoförleriyle diyaloğum çok güçlü. şimdi bazı insanlar böyle köpeklerle falan çok iyi anlaşır. ne bileyim, en azgın bir pitbull bile gelir adamın yanında kedi olur, hiç ayrılmaz ondan, ne derse yapar. kimi insan için aynı durum kediler için geçerli, yani kadınlar için, yani kadınlar adamların yanında kedileşir, kafam çok karışık. bu adamlara kadın paratoneri gibi garip tamlamalar yapıştırılır, ama gerçekten bir kedi araba plakasına nasıl sürtünüyorsa, kadınlar da bu tip adamlara önce duygusal, sonra fiziksel olarak öyle sürtünür. sonra kimi insanlar çeşitli meslek gruplarıyla yakın bağlar kurarlar, mesela alman pornolarında gördüğümüz kadınlar tamircilerle, bedava eğitim isteyen öğrenciler polislerle, hayatına yeni bir sayfa açmak isteyenler mahsunkırmızıgüllerle çok yakın bağ kurabilirler.

ben de taksi şoförleriyle kuruyorum bu bağlardan -tabi eski komünist ya da emekli öğretmen değilse-. eğer bir kadınla taksiye binmemiş isem mutlaka bir yerlerde amlı götlü bir giriş yapıyoruz, sonra taksi şoförüyle kanka oluyoruz, bana kariyer başarısı olarak mecidiyeköy’den havalimanına götürdüğü yolculardan bahsediyor, sonra “siktir et işi şimdi, gel esrara takılalım” diyor, kaputtan çarşafı, malzemeyi çıkarıyor. neden böyle bilmiyorum. yanımda kadın varken sadece “memleket neresi”ne kadar geliyoruz. daha önce anlattım mı bilmiyorum, benim bir taksici kriterim var, zeki taksici memleketini sorduğunda size olumlu cevap vermez. bu soruya olumlu ya da olumsuz cevap nasıl verilir diye takılıyor aklınıza. şöyle örnekleyeyim: “kastamonulu falan değilim arkadaş” demelidir. memleket neresi gibi uçak pisti düzlüğündeki bir soruya verilecek en zeki yanıt budur. nedenlerini düşününüz.

pazar sabahı demiştim yazının başında. soğuk bir pazar sabahı bir sınava taksiyle giderken geldi bunlar aklıma. sadece bunlar gelmedi, bir de vahiy geldi. teknik olarak vahiy olmasa da bir sinyal aldım yani. aldığım sinyal panteist sınav duasını insanlara anlatmam gerektiği yönündeydi. dua şöyle;

panteist sınav duası

dağlar, ağaçlar, kuşlar, böcekler, kelebekler, yıldızlar, ekinokslar bana güç verin. çimenler, kumlar, salıncaklar, kaydıraklar.. sizler de bana güç verin. her sabah gördüğüm kedi yavruları, pencereme konan kumrular,  veliefendi’de atları starta sokan hobbitler, inönü stadı sahil tarafındaki kalenin ağları, bir simit için vapurdakilere yavşaklık yapmayıp sürüden ayrı uçan gururlu martı, şaka olsun diye arkadaşının taşaklarını oyun hamuru sıkar gibi sıkan ilkokul beşinci sınıf öğrencisi, boncuk atan tabancalara konan boncuklar, nuriş kardeşler ve jupiter kıvamında birer ağır abi olan yancıları, henüz sevişmediğim kadınların memeleri, kot pantolon ceplerinde unutulan paralar, tavukçu vitrininde dönmekte olan zavallı piliçler… hepiniz bana güç verin.

dua işe yaradı mı? bunu henüz bilmiyorum. sınava girdiğim sınıftaki gözetmenlerden birinin türünün en güleryüzlü olanı, diğerinin ise gördüğüm en güzel kadınlardan -abartmıyorum- biri olması bence tesadüf değildi sayın adnan oktarlar ama sınav sonucundan da duruma göre haber edilebilirsiniz. edilmeye de bilirsiniz. ona henüz karar vermedim ama vereceğim. hepinizi olmasa da bazılarınızı çok seviyorum. mutlu, huzurlu ve sağlıklı kalın.

1 Response to “şu anda uçan bir halının üzerindeyim”


Leave a Reply


%d blogcu bunu beğendi: