Author Archive for sivil itaatsiz

Page 2 of 7

düşünün

düşünün. bugün 1700 kalori yaktığınızı ve vermeniz gereken 26 kilo olduğunu düşünün. koşmanız gereken bir maraton olduğunu ve sol bacağınızın olmadığını düşünün. göç yolunu unutan bir kuş olduğunuzu düşünün. gökyüzünden süzülerek düştüğünüzü düşünün. dönmemek üzere uzak bir yere gideceğinizi ve arkanızda bıraktığınız tek kişinin aslında sizi tanımadığını düşünün. masum olduğunuz halde idamla yargılandığınızı düşünün. günde 14 saat çalıştığınızı, emeğinizin ederinin tek somun ekmek olduğunu fakat isyan hakkınızın olmadığını düşünün. bir barış elçisi olduğunuzu ve yol kenarında tecavüze uğradığınızı düşünün. aktivist olmadığınız halde coplar altında ezildiğinizi düşünün. en kötü ihtimalle önünüzde yaşayacağınız 40 yıl olduğunu ve kamboçya’da bir mayın tarlasının ortasında olduğunuzu düşünün. alzhemir’dan muzdarip nobel ödüllü bir fizikçi olduğunuzu düşünün. eşcinsel olduğunuzu ve tek güvencenizin komşularınızın onayı olduğunu düşünün. kör olduğunuzu düşünün. müziğin hiç varolmadığını düşünün. zorunlu askerlik nedeniyle nöbette olduğunuzu, üstünüzün elinize pimi çekilmiş bir el bombası tutuşturduğunu düşünün. böyle bir durumda neyin uğruna “şehit” olduğunuzu düşünün. bir “kalecinin penaltı anındaki endişesi”ni düşünün. açlıktan kırılan bir ülkede sadece 3,5 yaşında olduğunuzu düşünün. angelina jolie’nin sizi evlat edinmeme ihtimalini düşünün. uluslararası bir silah kartelinin lideri olduğunuzu düşünün. kaşlarınızın arasında doğru gelen mermideki ironiyi düşünün. sevdiğiniz kızın hayvanlı pornosunun çıktığını düşünün. taksim’deki yılbaşı efektinden bihaber bir turist olduğunuzu düşünün. pollyana olduğunuzu düşünün. ananızın sikildiğini ve “valide için de bi’ değişiklik oldu” dediğinizi düşünün. aids’li olduğunuzu ve hamile kalana kadar haberinizin olmadığını düşünün. bir dünya para bayılıp aldığınız son model spor arabanızla levent trafiğinin içinde kaldığınızı düşünün. tek taş yüzük için şekilden şekile giren kadınları düşünün. kongo madenlerindeki çocuk işçileri düşünün. ortaçağ avrupa’sında cadı yada bugünün türkiye’sinde allahsız damgası yediğinizi düşünün. dünya görüşünüz sırf birileriyle örtüşmüyor diye yarın infaz edileceğinizi düşünün.

avatar’a gittim

mavi karakterleri bi' türlü içselleştiremedim yahu.aslında gideli bayağı oldu. gittiğim vakit hava 17 derece falandı, hesap edin artık. neden  mi gittim? adamlar ciddi masrafa girmişler, yazık lan. hani böyle çok samimi olmadığınız hatta sizin için dış kapının mandalı hüviyetinde olan insanlar jiks bir otelde yemekli düğün yaptıkları zaman “ayıp olur” der, iştirak edersiniz ya filme aynen o gariban gibi düşünerek gittim.

öncelikle matriks, xmen, cesur yürek gibi filmlerin kırması ama çoğacayip filmdi harbiden. piksele grafiğe harcadıkları ne kadar para harbiden perdeden akıyordu vesselam. yalnız oyuncuya figürana para bağlamamak için gece gündüz broadway’de takılıp prezentaabıl insan aradıklarına eminim. koca filmde sadece 2 karaktere aşinaydım ki zaten biri helikopter pilotu olan kızdı. ben yapımcı olsam ve casting amiri helikopter pilotu olarak bu karıyı getirse, o herifin çıkışını derhal eline veririm. zaten kariyerindeki her filmde ya polis ya asker yada mahallenin erkek fatması o kızcağız. nasıl bizde erol taş kötü adam, hulusi kentmen taşaklı iş adamı, bu karı da maskülen gacı oluyor her prodüksiyonda. fatih’teki erler kıraatanesindeki ali dayı’ya sorsam yine tutar bu kızı getirir kokpite oturtur. ee neyleyim lan böyle castingçiyi ben.

kurgusu da çok iyidi. gavur, sıfırdan gezegen yaratmış, evren yaratmış. güzel de yapmışlar allahıma. ortalarda dolanan iti eniği olmasa, gidilir yaşanır. üstelik böyle düşünen sadece ben değilim. yeni zelanda’ya yerleşen bi arkadaşım fellik fellik pandora bileti arıyormuş. ormanları bile acayip bi disko ortamı.  hiçbir şeye gülmesem ortamda uçuşan mevlana böcekleri falan. bir de mistik işlerin peydahlanacağı vakit ortamda süzülmeye başlayan şeytan tüyü gibi şeyler var. fantastik.

diğer taraftan o kabile hayatı beni hiç çekmedi diyebilirim. türkiye’deki seküler yapıya alışmış herhangi bir kimseye de cazip geleceğini sanmıyorum. taş düşse allah’a dönüyor gezegen halkı. olur mu lan öyle. nerede kaldı laisizm. gezegenlilere de kızamıyorum. henüz şartlar olgunlaşmamış oralarda. cumhuriyet gibi basılı bir yayınları olsa insan evladını beklemeden o ağacı kendileri odakka kendileri köklerlerdi.

bi’ de filmdeki bütün kareleri at kuyruğuyla birbirine bağlamışlar. ata bineceksin, saçını ata takıyorsun. kuşa bineceksin, kuşa takıyorsun. sevişirken kıza da taktı mı göremedim. zira yerli pornosuna hazır olmadığım için bi 5 dakkalığına gözümü kapatmıştım. nemelazım. ama takmıştır garanti. film sonrası kritik yaparken -”bi bana takmadı lan esas oğlan” şeklinde espriler falan yapıyordum. arkadaş girerken verdiğimiz 15 lirayı hatırlattı. meğerse bize peşin takmışlar.

bu arada verdikleri hüdaverdi gözlüğünün üzerinde “made in usa” yazıyordu. ilk defa amerikan imalatı bir şey gördüm. o benim proleterliğim tabi.

20 günde 1 milyar dolares gişe yapmış film. gitmeyin lan artık. zaten bu yazıyı okuduktan sonra gitmezsiniz. henüz izlemeyenlere gülecek bir şey bırakmadım zira.

sizi seviyorum.

jetset olsam kulak kirime kadar açlara veririm

ozan doğulu, verdiği 40 kilo ile dünyanın en yardımsever insanlarından biri olabilirdi.nehaberat sevgili okuyucular. en son dün görüşmüşüz gibi yapmıyorum. zira son yazımı yazdığım vakit ozan doğulu tostoparlak bir şeydi. ozan şimdi filinta gibi olmuş. vay amınakoyim ne kadar ilginç değil mi. 2 yazı arası 40-50 kilo veriyorsun. çift haneli rakamlardan bahsediyoruz burada. benim 40 kilo fazlam olsa hayatta bu kadar rahat veremem. en başta kime vereyim, nereye vereyim. totalde 45 kiloyla yaşamını sürdüren siklet dışı tanıdıklarım varken gönül isterki o 40 kilo fazlalığı bir ihtiyaç sahibine vereyim. hatta yanlarımı yerine göre iklimine göre birden fazla insana da verebilirim. keşke ozan da böyle yapsaydı. ozan’dan çıkma tamponla ısınan bir evsiz “ulan delikanlı adam allahıma” diyerek kışı geçirirken, ozan; aynada az götlü haline bakardı. tam bir win-win. yada ne biliyim ozan bu operasyonla aldırdığı kiloları açlıktan kırılan 3. dünya ülkelerine gönderseydi. kemikli tarafı kemiksiz kısmı sayesinde çok zimbabveli duası alırdı. oralarda kendisine acayip isim yapardı.

örnekleri var mı, var. mesela kongo, sudan, malavi gibi ülkelerin halklarını hayata bağlayan tek şey angelina jolie’dir. birleşmiş milletlerin yetişemediği yerdeki her memelinin yaşama nedenidir angelina. hatta o kadar ki, bazı ülkeler kalkınma planlarını onun koşuyoluna doğru yapıyor. örneğin, nijer milli eğitim bakanlığı işi gücü bırakmış sevimli çocuk yetiştiriyor. 3-8 yaş aralığındaki ağlak çocukları, ‘büyümüşte küçülmüş tevazu sahibi inceden sevimli’ çocuk yapıp nijer sokaklarına salıyorlarmış. angelina jolie olurda nijer’e uğrarsa ve bu sabilerden birini yahut birkaçını evlat edinirse beverly hills’in botoksla güçlendirilmiş yardımseverlerinin nijer topraklarına akın edeceğini düşünüyorlar. önce ulan böyle strateji mi olur, çabuk lağvedin ülkeyi diyesi geliyor insanın. sonra alışıyor, yadırgamıyorsunuz, “kendi içinde tutarlı abi” diyorsunuz.

aslında iyi biriyim

bütün çocuklar pilot yada polis olmak istiyor. sanırım ben kırmızı halka içindeki çocuktum. hiçbir şey olmak istemiyordum lan ben. bu yazı da trivial 'e gidernaber. ben evden nadiren çıkan bir insanım. en yakın arkadaşım da şuayıb isimli bir bambu. ikea’daki benzelerinden çok daha farklı olduğunu düşünüyorum şuayıbın. kendisinin tek handikapı biraz agorafobik olması. henüz dışarı adımını attığını görmedim. bir keresinde balkona çıkartayım, dedim. sarardı, soldu, beti benzi attı. o günden sonra bırakın dışarı çıkarmayı, yerini bile değiştirmedim.

artık dışarı çıkmam gerektiği zaman solo çıkıyorum. yalnız ilginçtir o dünyalılarla ilk temas anım var ya inanılmaz epik oluyor. amelie poulain oluyorum resmen. pusetini kaldırıma çıkartmaya çalışan annelere yardım ediyorum. ikinci elizabet kılıklı teyzelerin -ki muhitimde çok var bunlardan- poşetlerini döneceğim köşeye kadar taşıyorum falan.

işte geçenlerde yine dışardayım. ne halt yiyeceksem yemiş, otobüs vasıtası ilen eve dönüyorum. yanıma da bir tane velet oturmuş ama tam oturmamış. her durakta zaten oturmadığı yerden kalkıp etrafa bakıyor. tanıyamıyor, sonra yine oturur gibi yapıyor. 5-6 durak aynı hareket yordu tabi çocukcağızı. “abi bu durak meydandan geçmiyor mu ki?” dedi, bana. geçmez dedim, demez olaydım. birden muslukları açtı. nasıl ağlıyor, nasıl ağlıyor. ben hemen teselli müptelası toplu taşıma teyzesi moduna girdim. hani vardır ya, 1,5 yaşındaki çocuk bacağını kapıya sıkıştırınca “bi şey olmadı değil mi halası. aslan gibidir benim yeğenim. seneye de sünnet olacak zaten” gibisinden teselli veren tipler, onlardan oldum.

-aa hiç yakışıyor mu sana, kocaman adamsın. ben sana tarif ederim yürüyerek gidersin meydana.
-(burun çek, göz sil) peki durak yakın mı meydana.
-var biraz mesafe.
-..
-bulabilecek misin?
-bilmiyoyum.

ulan baktım olacak gibi değil. tuttum elinden gideceği yere kadar bıraktım. adı musa’ymış. dershanesine geç kalmış. 13 yaşındaymış ve doktor olmak istiyormuş. doktor olmak istediğini duyunca er ryan’ı kurtarmış gibi sevindim. biz mühendis olduk da noldu amınakoyim. musa’dan ayrıldıktan sonra arkasından baktım, umarım kansere yada aidse çare bulur yoksa yarım saat haybeden otobüs bekleyeceğim diye düşündüm. çok sinematografik bir andı.

işte yine aynı gün uykusuzluktan ölen bi arkadaşıma gittim. aslında ben arkadaşa gittim onu uykusuzluktan ölmek üzereyken buldum. musa’yı falan anlattım işte. “sen aslında iyi birisin” dedi. öyleyim di mi lan diyip kahve yapmaya gittim. kızcağız koltukta uyuyakalmış. ben de elimde stüdyonova kahve kupalarıyla kalakaldım. sarstım, tokatladım, uyanmadı. ben de mavi asetatlı kalemle alnına “çok güzel uyuyordun, kıyamadım” yazdım ve çıktım. akşama doğru “orospusun lan sen” diye mesaj attı. ahahahah.

futbol sevmeyen erkekte gizli eşcinsellik vardır

futbol şahane bir spor. golf, öyle değil.

beni aşan konuları genelde allaha bırakıyorum.  mesela “22 kişinin bir buçuk saat boyunca 1 topun peşinden koşmasından ne anlıyorsunuz hehöhö” kelamı ilk kimden çıktıysa allah belasını versin. eğer allah benim için bu güzelliği yaparsa bir dahaki kurban’da beyazları giyer, hacı olurum. bu insanın robot resmini rüyamda görebilmek için uzun zamandır kafamı yastığa koymadan 7 ayet-el kürsi okusam da henüz bir eşgal alabilmiş değilim. o derece çaresiz durumdayım.

kendisini bulabilmek için hollywood işi fbi ajanlarının yaptığı gibi profilini çıkarmıştım : kanımca 5-6 yaşında ciklet yada çikolata karşılığında xspor’lu olmuş ilerleyen yıllarda futbol muhabbetiyle kız düşüremeyeceğini anlayıp rotayı klasik edebiyat ve dönemin müziğine çevirmiş bir insan evladı. ayrıca anasının bendeki yeri ayrıdır.

en nihayetinde bulamadım adamı. hala dışarıda bir yerler de yeri gelince 22kişi-1top esprisini yapıyor. sene 2009. artık kendisinin ardılları da mevcut. onlar da aynı espriyi yapıyor. bir aptalın dimağından fışkırdığı her halinden belli olan bir laf nasıl ardahan’dan edirne’ye kadar herkesin bildiği şakaya dönüşür anlamıyorum.

bu insanların futbolu anlaması için kaç kişinin 1 top peşinden koşması gerek. 22 kişi az mı, çok mu ? 2 kişi 1 topun peşinden koşsaydı -ki koşanlar var, icra ettikleri sporun adı da tenis- iyi mi olacaktı ? örnekler çeşitlendirilebilir. mesela, ben hiç korfbol için 16 kişi 1 topun peşinden koşup duruyor diyen birini duymadım. korfbol takımlarının kızlı erkekli karma takımlar olması, bu branş kaybedilen her saniyeyi değerli yapıyor. voleybol. 12  kişi koşuyor. seyircisi elit ve dişi ağırlıklı. voleybol iyi, futbol kötü.
takım tutmayan ama yogasını aksatmayan arkadaşların diğer bir argümanı tribün insanlarının çok ahlaksız olması. ağza alınmayacak küfürler ediyormuşuz. aynı arkadaşlar prime-time’da aşkımemnu’yu kaçırmıyormuş. kerhane yalı tipi olunca fuhuş naif bir boyut kazınıyor tabi.

saat 5 olmuş, günlük geyik dozajımı aştım, yeter.
futbol, 22 kişiyle oynanan bir oyun değildir. futbol, bir oyun bile değildir. futbol devrimdir. meksika devrimi bir kalenin arkasında başlamıştır. futbol, taraftarı tarafından yönetilen amatör kulüplerdir. ayrılıkçı liverpool ve united taraftarlarıdır. futbol, sınıf savaşıdır. ispanya‘da faşist madrid’e karşı barça; arjantin‘de zengin river’a karşı boca’dır. bildiğin zıt kutuplardır. di canio ve roma tribünleridir. takım tutmayanlar ise cool ve umursamaz görünmeye çalışan orospu çocuklarıdır. xoxo, gossip girl.

liseler de açılmış

geçenlerde osmanbey tarafından beyoğlu’na doğru sallanırken arkadaş, “abi liseler de açılmış be” dedi. okullar da açılalı neredeyse 10 sene olmuş. moruk biraz fanusundan çık artık, her sene güz vakti açılıyor okullar, trafiğin anasını sikiyorlar hatta oradan anlayabilirsin gibi cümlelerle basit ama hayat kurtaran tavsiyelerime girişiyordum ki arkadaş göğsünde derin bir “v” (v harfi, ama büyük harf) çizerek “öyle değil moruk. liseler açılmış diyorum” dedi. birde ne göreyim : liseler harbiden açılmış. üstten 4 düğme açmışlar. yalan olmasın, kızlar kadrajımdan çıkana kadar baktım. ama öyle fotoğrafını çekeyim akşam kullanırım bakışı değil, sabi sübyan tayfasının elinden çıkan sonbahar-yaz kreasyonuna anlam verme çabasıydı. anlam veremedim. zaten gereksizdi. açıkçası buralara yazıp o arkadaşları meşhur etmek gibi bir şey de yoktu aklımda. aşağıdaki genç, benimle feysbık arkadaşı olmak istemiş. yumuşak başlıyım ama uyusal koyun değilim. kabul etmedim. (bakın lan cool ve umursamazım aynı zamanda) ama türk gacılarındaki lise açılımı feci gerçekten.

bir yanılgıyı düzeltmek isterim

haritada milletin sikini taşağını istediği gibi salladığı beşeri sınırları olan bir kara parçası bulamayıp kütahyalı‘nın köşe yazılarına yumulan “anarşizm sıçar baba” insanları için var, güney afrika’daki otonom komüniteler ve enstitüler, arjantin’deki antrepo alanları, manhattan’daki işgal bölgeleri, beyşehir gölündeki mada adası. yeri geldiği zaman bir kahve dükkanı bile sisteme delici bir eleştiri olabilir. bir gofreti ikiye bölen çocuk farkında olmadan ekonomik sorunlara derin bir kavrayış getirebilir. bu tip basit eylemlere de çıkıp ütopya diyebilenin insanlığından şüphe eder, yolda denk gelirsem çok feci döverim. özgürlük, basit olaylar bütünüdür. “insanca olmayan” bir açgözlülükle başkalarının kazançlarını ezmek değildir. onun adı başkadır ve orospu çocukluğudur.

  • 1911 senesinin bilmem hangi ayında peydah olduğu bilinmeyen the times gazetesi anarşizmi “bireyin her istediği haltı yemesi” olarak tanımlamış.
  • bundan 3-4 ay önce çok “ara” bir partinin pek “ara” genel başkanı, “70′li yıllardaki anarşistlerin yarısı mit güdümündeydi” demiş. “ara” da böyle bir kelime her yola geliyor.

nihat hatipoğlu’yla losta doğru

merhabalar ulan. ulan diye ezeringen ve haşin şekilde başladım çünkü bu coğrafyanın insanının ne kadar moloz olduğunu bir defa daha tecrübe ettim, sevgili takipçiler. geçen gün -yapmadığım şey değildir- nihat hatipoğlu’yla “lost’a doğru“yu seyrediyorum. ramazan exclusive programını banttan veriyorlarmış sonradan farkettim. dayının teki dişe kaplama yaptırmadan önce boy abdesti almak gerekir mi eğer almak gerekirse ben şu anda oruçluyum boğazımdan su kayıverirse nasıl olcek gibi bir soru sordu. nihat abi bu yüksek matematik problemini birkaç farklı yoldan çözdü. aklımda kaldığı kadarıyla hepsinin özeti, operasyon sırasında genzinize su kaçmamasına özen gösterindi. soruyu sorana mı üzülsem, nihat abiye mi ağlasam bilemedim. ya baba madem bu işin bir mevduatı var, siktir git iftardan sonra yaptır. gece 11′e kadar açık dişçi biliyorum stüdyo dairesini hem ev hem ofis kıvamında kullanan.

hayır, neyin rekoru deneniyor bu ibadet olaylarında onu anlayabilmiş değilim, ama anlayan arkaşlarım var. sevabın amına koyuyorlar icabında. mesela selim. sarı selim deriz mahallede. onun ağzından aktarayım da delikanlı müslüman nasıl olur öğrenin, sevgili putperestler. geçen ramazanda yine aylağım. yolda askerlik arkadaşım tanju’yu gördüm. hadi babacım yemekler benden, dedi. ben de nasıl oruçluyum nasıl oruçluyum. oruç paçalarımdan akıyor o derece. söylemedim tanju’ya oruçlu olduğumu. bi müslüman davete icabet eder diyip çizdiriverdik niyetimizi. tabi sonra tuttuk 61 gün. ben 34 yaşında adamım kamil, tek gün borcum yok allahu teala’ya. harbiden büyük adamsın, selim. günün birinde tespihi atıp eline mouse falan alabilirsen belki bu yazıyı okursun. işte o vakit yarağı yediğimin resmidir herhalde. beni bulur, yorulana kadar döversin. sonra dinlenir, bide allah yarattı demeden döversin. ama ben de hayatımı riske atacak kadar mal değilim yüksek mühendisim, selim. olurda günün birinde selim 2.0 çıkarsa hiç evime gelip bana dalmaya çalışma. ben zaten kendimi intihar ederim, selim. orospu çocuğu selim. her allahın günü gittiğin ocağını sikeyim selim. o çok sevdiğin beyaz doğan slx’inin camı patlamıştı ya işte o bendim, selim.

daldandala olacak ama söylemeden geçemeyeceğim. kondüsyonunuz oruç tutmaya müsait değilse 6.5 lira verip vicdan rahatlatabiliyormuşsunuz. nihat abi’den çok şey öğreniyorum.

homofobik hemcinslerimi anlamıyorum

homofobi bütün coğrafyamıza yayılan çok büyük bir sorun. okul okumuş insanlar bile dünyadaki ters ilişki gerçeğini hazmedememiş durumda. cuma vaazında, içki masasında, laf arasında nerede olursa olsun bu konuya ucundan kıyısından bulaşılırsa “abi bi kere doğal değil” diye bir cümle çıkıyor ortamdakilerden birinin ağzından.

doğalını yapayını bilemem. durumları değerlendirirken yekün avantaja bakarım. gaylerle sorunum yok. gayler, gay olmaktan rahatsız değil. daha önemlisi gezegendeki gay sayısı ne kadar artarsa, straight insan başına düşen hatun sayısı o kadar artar. mantıklı olalım. hangimiz yukarıdaki abilerden birinin piyasaya dönmesini ister. aranızda hodri meydan diyen varsa, şu dakika tişörtünü sıyırıp baklavalarını saymasını tavsiye ederim. hayatı boyunca kendinden başka ağırlık kaldırmamış bir insan olarak ben 1 ( yazıyla bir) baklava saydım. eğer sizde bu durumdaysanız bilinki zamanında migros poşetlerine yardım ederek tanıştığınız eşiniz, sizi şu gay arkadaşların üstteki 2 aptomiline satar.

hahaha hepsi böyle değil. bu türden çok yok. bunlar seçmece gay, hormonlu gay diye düşünenleriniz de vardır eminim. evet, var. her şeyin incesi var, kalını var. amma velakin rakip rakiptir. kılçık gibi olan gaylerin hepsinin birden heteroseksüel olmaya karar verdiğini düşünün. sevgililerinizi şaraba ve modern caza ihale ettiğinizin resmidir. çünkü kılçık gibi gayler içli insanlardır. çok romantiklerdir lan.

bu işin matematiği budur, sevgili ahlak kumkumaları. hala homofobikseniz soyunuz yakında kurur inşallah. bir dahaki gay pride’da sorun istemiyorum.

kanada’ya kanamadım, obama’ya kıyamadım

ağıza oturan isimde son nokta : hüseyin barak obamaboş vakitlerimde çok fantastik türküler yazıyorum. özgeçmişimde de belirttim bu durumu. boş vakitlerinde kitap okuyan tiplerden çok daha samimi olduğumu düşünüyorum.  hemen her gittiğim iş görüşmesinde cv’mimdeki bu ayrıntıyı soruyor aylin hanımlar. mülakatlarda muhattap olduğum insanların yarısı aylin. sevda, selin, ebru, nil falan da çıkmıyor değil, ama hep o mecralarda geziyor isimler. mesela bir şefika yada raziye yok. her neyse. şirketlerin aylin hanımları “hobilerim bölümünde türkü yazdığınızı görüyorum” diyip kaşlarıyla soru işareti koyuyorlar cümlenin sonuna. evet diyorum; yöre, hava demeden türkü yazarım. son türkümü de nobel barış ödülü alan obama‘ya yaktım.

kanadalıları sevmem. yüksek standartlara sahip orospu çocuklarından başka bir şey değiller. amerikalılar öyle mi allaşkına. amerikanya’da hiçbi’ nane olmasa çeşit çeşit köprü var. çift katlı köprü var. kırmızı köprü var. kaldıki obama gibi şahane bir piresidentesi de var. nobel barış ödülünü alması için karizması bile yetti. ne karizması lan, kara kuru çitlenbik gibi herif diyenleriniz olabilir. yanılıyorsunuz dostlarım. her afroamerikalı’nın en az 20-25 santim karizması var. yok abi karizma bu ödül için kriter değil ise neden aldığını anlayamadım. ırak’tan ince ince çekiliyor diye olabilir mi acaba. ırak’tan çekilip afganistan’a yeni kuvvetler gönderenlere mi veriyor olabilir mi norveç varikoselle mücadele derneği?

anlamadığım bir şey daha var : küçük tayyip yıllardır icraat, ayladır açılım yapıyor fakat fahri doktora ünvanından başka bir bok alabilmiş değil. norveçli bunaklar sırf “al sana zenci” diyebilmek için obama’ya ödül vermedilerse ne olayım.

mü-yap hakkında ciddi düşünüyorum

mü-yap'a ikea katalogu gibin cevap hazırladık : aynı şeyin her renginden.wakoopa diye bir program var. aynı last.fm’in hedesi gibi saatin sol yanına ekleniyor başlıyor hangi uygulamayı ne kadar kullandığınızı skroplamaya. bu şahane programcığın anlattığı üzere firefox’u saymazsak en çok kullandığım program winamp’mış. photoshop ve dreamweaver da kullanıyormuşum fakat hiçbiri winamp kadar değil. şimdi bu satırları mü-yap kolektifinden bir yetkili görürse çok pis hırslanacak, gelip beni kapatmak isteyecek. evet, bir insanı kapatmak isteyecek. çünkü mü-yap! neyi kapattığına değil ne kadar kapattığına bakar. hırsı dağılmadan evrakları yetiştirir de kapatabilirse orgazm sonrası üst bacakta yaşadığımız hissiyatı ense kökünde tecrübe edecek. o gün en sevimli youtube bebeklerinden daha rahat uyuyacak. işte yine böyle bir günde elemanın biri oturmuş myspace’le last.fm’i kapatalım bizden iyisi yok, demiş.

gerekirse facebook’u da kapatırlar, ama facebook artık öyle bir hale geldi ki onu halkın elinden almak için başka bir şey vermeniz lazım. mesela eğitim müsteşarlığı’na gidip vukuatlı öğrenim sureti alabileceksin. tüm örgün ve özgün eğitim kurumlarındaki geçmişini döküm olarak verseler kimin facebook’a ihtiyacı kalır, sorarım size. devlet bana ortaokul yıllarımdaki karakuru kızların en güncel fotograflarını atarlı-giderli hallerini sağlıyorsa ben ne eyleyim facebook’u. ee abi vidyo paylaşamayacağız o ne olacak diyorsanız, ee bir zahmet o vidyo olaylarına ara verin anasını satayım. elinizde kodak kartlara basılmış hard-copy hatun resimleri var.

ahhaha asıl bildirmek istediğim şeyi bildiremeden yatağa dönmek istemiyorum. asıl mevzu şu ki mü-yap çok moloz bir dernek. meclise kapak atmaya çalışan sanatçıların asıl amacı korsanla mücadele etmek. halk yararına bir sikim düşündükleri yok. ediz hun’u bu mallardan tenzih ederim. 23 eylül gününden itibaren yazıyı taçlandırdığım görseldeki kavırları boş cd kutularına iliştirip mü-yap’a postalıyoru(m/z). eğer sizde mü-yap’ı seyyar satıcılara savaş açmış su ürünleri kooparatifinden bir farkı olmadığını düşünüyorsanız Mü-Yap Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği Kuloğlu Mah. Turnacıbaşı Sok. No:16 Kat:5 80070 Beyoğlu İstanbul adresini kutsal kurum PTT aracılığıyla bombalayabilirsiniz. (#)

bir saniye önce metalci kimliğime ihanet edip, oi va voi – everytime’ı dinledim. güzeeel.

inananlara kötü haber

allah yok.

benim yalnız ve güzel mail kutum

açmasam da bakmasam da 62ytl.com uzantılı bir mailim var. o kadar vakur o kadar kendi halinde bir mail ki spam bile gelmiyor kendisine. aynen mahallenin kopillerine takılmayan paraşüt saçlı şarışın çocuk gibi. baktım durum böyle kendisine hiç karışmıyorum. 4 ayda bir kontrol ediyorum. düne kadar 2 kere login olmuştum, ama son 48 saat içinde bi 10 kere einloginnen demişimdir herhalde. çünkü dün inboxa baktım ve her şey değişti. alfanumerik mailinden anladığım kadarıyla ismi pelin olan kızımız bana şöyle bir mail atmış :

melabaa. siteniz çok komik. mesene adresimi versem boş vakitlerinizde güldürür müsünüz.

pelin’e cevap vermedim. vermeyeceğim de. çünkü komik değiliz lan biz. komik ne be. şu amına koduğumun evreninde istebileceğim son şey belki de komik olmak. komik erkek denince aklıma direk öztürk serengil’in göbeği gelir. ne göbek ama. hem komik, hem erkek. üstelik bu bir göbek.

laf bu komik erkek mevzusuna gelmişken bir yanılgıyı düzeltmek isterim. bütün averaj ve altı hemcinslerim komik erkeğe uçan-kaçan, seçen-sıçan verir zannediyor. bu yanılgının başlıca nedeni kbmler yani “kalbi boş manken”ler. bunlar ne zaman mikrofon uzatılsa “komik olmalı”, “esprili olmalı” “güldürmeli” gibi beyanatlarda bulunurlar. tüm komik adaylarının dikkatinden kaçan bir noktaya parmak basmak isterim ki kbmler asla “aman sakın benimle sevişmesin sadece güldürsün, yanıma yatsın komiklik yapsın öyle” demezler. dememeleri başka kriter aramıyorlar anlamına gelmez. siz siz olun kegel egzersizlerini bırakmayın. seks eğlenceli ama zorlu bir cardiodur. beceremezseniz komiklik yapmak sizi kurtarmaz. bak sting’e adam kendini 1,5 saat tutabiliyormuş. şimdi ben hatun olsam eğri büğrü bir şovmene vereceğime giderim sting’e veririm. güldürmesine falan gerek yok siksin yeter.

ahahah nerelerden geldim lan buraya. ha en nihayetinde komik değilim, ama insanın kendi hakkında iyi/kötü feedback alması iyi oluyor. o yüzden sıkça kontrol ediyorum artık maili.

mhp street art crew

mehepe yağlı boya fraksiyonları oh yeaadostlarım sizler ne dersiniz bilmem ama bence yağlı boya stencil gibisi yok.

tokelau diye bir yer var

geçen bi arkadaşla yürüyoruz laf “topraağam” edebiyatına geldi. harbi lan nerelisin sen dedim. şokolalıyım gibi bir şey söyledi. hahahaha çektim tabi. çıkardı nüfus cüzdanını. doğum yeri : nukunonu. nukunonu lan! nukunonu’da doğulur mu…? en fazla gidilir nukunonu’ya. o da vize istemezse.

bu arada arkadaş bana tokelau demek istemiş. hatta demiş ama ben anlamamışım. tokelau da tokelauca konuşuyorlarmış. arkadaş da bir saniyeliğine köklerine dönüp tokelauca tokelau demiş.

siksok çorbası

bunlar da nimetsevgili, aziz ve bir o kadar da muhterem din kardeşlerim allah cc’nin de izniyle ramazan-ı şerifin 23. gününü geride bıraktık. her güzel şey gibi ramazan ayı da bitiyor. pek yakında oruç baba‘ya falan gidilmesine gerek kalmayacak. çünkü oruç baba sadece ramazan ayında adam. geri kalan 11 ayda işe yaramaz peypaye herifin teki. ramazan bitecek. bayram gelecek. tabi biliyorsunuz birde işin bayram boyutu var. ramazandan kaçabilirsiniz ama bayramından asla. bayramlarımız böyle tuttuğunu koparır formda bayramlar. halbuki paskalya, baptista falan öyle mi. pek bi fikrim yok ama çok kolay yırtarım gibi geliyor bu bayramlardan.

ahahha neyse bu kadar geyiği niye yaptım. knorr yöresel tatlar nedeniyle. eskiden reklamlarda “anneminki gibi” falan derlerdi ya. anneler halt yemiş knorr’un yanında. hem pratik hem lezzetli olduğundan her allahın günü 1 kase yuvarlanıyor meret. yalnız o isimler ne öyle. yok yüksük çorbası, var siksok çorbası. tamam, markasınız ama şansınızı zorlamayın amına koyayım. nedense türk halkı olarak böyle şeyleri çok seviyoruz. bilendaks, “yıka ve çık” muhabbeti vardı bir dönem. bilendaks ne allaşkına demeden yıkanıp, çıkıyorduk. çok da hoşumuza gidiyordu anasını satayım. sonra ne olduysa oldu piyasada blendaks bulamaz olduk ya da aramadık. gerek de yok zaten artık kıvanç tatlıtuğ var o ne yerse, o yenir; naparsa o yapılıreee.

gazetelerin yemek tarifi içeren ilaveleri var ya nedendir bilinmez yemeklere isimlendirirken acayip kasıyorlar. açıyorum borç çorbası. bakıyorum, peynirli zevk kanapesi. geçen şeye şahit oldum : bayır turbu mayonezli şahane dana rostosu. şu son yemeğin sadece adıyla gitsem migros’a maaşın yarısını bırakırım gibi geliyor. bu mallığa son vermek için yemek kitabı yazmayı düşünüyorum. menemen, düz çorba, sadece kurabiye gibi başlıklardan ibaret olacak. insanlar günün birinde fındıklı süpriz kurabiye yapmak isterse alacak benim “sadece kurabiye” tarifimi içine fındık ekleyecek, sonra ansızın ikram edecek millete. denyoluğun lüzumu yok.

alın verin ekonomiye göt verin

faruk abinin "paket ederler adamı" deyimini 19 yıl sonra çözebildim.taa en başından peşinen belirtmek isterim ki bu reklam kampansına aldanıp koşar adım karısının bileziklerini bozudurarak çılgınlar gibi alışveriş yapan bireyler için zaten yapacak bir şey yoktur. kelleyi bünyeden sıyırmamış olup da bu kampanyaya öyle ve ya böyle destek veren koltuk çıkan varsa alayının topu orospu çocuğudur.

her şeyi sizin yerinize düşünen ekonomistler, akil iktisatçılar,  mübarek kabine üyeleri diyorlar ki; -bir şeyler almaya devam etmezseniz ekonomi çökecek. sınırlı likit ya da nakitinizle hayatınızı idame etmeyi becerebiliyorsanız zaten almanız gereken şeyleri alıyorsunuz demektir. hanginiz simit ya da peynir tüketmiyorsunuz. hanginiz su içmiyor, ekmek yemiyorsunuz. temel ihtiyaçları tüketmiyorum diyebilen uzaylı pornosunda oynatacağım. bu da benim istihdamım olsun. velhasıl, simitle, teker kaşarla simgeleştirilen şeyler devletçe onaylanmış tefecilerin avuçlarına yatırmanız istenen yastık altı birikimleriniz. bir anlamda hepinizin olağanüstü bir durumda götünüzü dayadığınız yer. kalifiye kevaşeler istiyor ki siz paralarınızı  bireysel emekliliğe yatırın ya da gidin 6 silindirli cip alın falan. bireysel emekliliğe yatırdınız mı yan bastınız. priminiz dolana kadar anaparayı çekemezsiniz. cip aldığınız zaman içinizden öyle bir vergi geçirirler ki kendinize gelemezsiniz. serbest piyasa normları aşkına nerede peki bu stabil ekonomi. yok öyle bir nane.

suyu kapatın, otobüs bekleyin, bisikletinize atlayın, 100 dolarlık tenis ayakkabısından, box office dvd’lerinden feragat edin. çocuk katili hummerlar yerine küçük ve çevre dostu bir hybridler alın. çok sıcak olursa camları açmak yerine kombiyi kapamayı deneyin. yerküredeki birçok materyalin sonlu olduğunu unutmayın. pırlanta gibi hafif karı aksesuarlarını alanlar nurettin hasman, takanlar ikoncandır. haddinizi bilin.

trivial : kaşar geldi dediği anda elini havaya kaldırıyor ya deniz gökçe işte osaat karısı mor çatı’ya doğru drift atıyormuş. bu ekonomi dehası hatunu bir keresinde hastahanelik etmişti. eee rol gereği deniz elini kaldırıp kaşar geldi diyince, kadın “girişir lan bu bana” refleksiyle yardırıyor sığınma evlerine. bunu bilin, böyle ciddiye alın.

matter of time dedin hala geri gelmedin

hip hip.. hurray! hip hip.. hurray! yaşanacak yer burası.

  • 3-4 yıl önce yine ramazan. çalan telefonu açtım. hattın diğer ucundaki müslüman daha alo demeden küfür etmeye başlamasın mı. kesinlikle lafarası yapamıyorsun. bık diyorum, sik diyor. ama diyorum amına koyarım diyor. sessiz dursam anaya bacıya yükleniyor. durum böyleydi yani. 2 dakikada bütün sülalemi elden geçirdi. bir ara nefes alma gafletinde bulundu da öyle ele aldım durumu. komşular işi gücü  bırakıp “hayırdır“a geldiler. o derece.
  • harry kewell‘a her baktığımda traş sonrası damatını görüyorum. al adamı samiyen’den koy beşiktaş evlendirme dairesinin merdivenlerine. öyle bir duruşu var adamın mütemadiyen.
  • milliyet’in foto galeri’sine görsel toplayan insanların bu hayatta görmediği şey yok diye düşünüyorum.
  • if you want to get laid, go to college. if you want an education, go to the library. zappa böyle buyurdu.
  • yorgun görünen insana “hayırdır” çekeriz ya. o da “uzun bir geceydi” der. ulan böyle olunca hep o geceyi bu dakka için yaşamışlar gibi gelir.
  • yarram kasabası diye bir yer var yahu. orada yaşayan bile var. az buzda değil 2100 popülasyonu var bu beldemizim.
  • sanıyorum arzu yanardağ “sevgilimle sevişemiyorum” cümlesiyle bir hayli inceltmişti gündemi. bir süre sonra da “artık seviştim, her şey yolunda” şeklinde bir deklarasyonu olmuştu. arzu yanardağ olmayabilir bu insan. bu tip konularda google’dan teyit almakta zorlanıyorum.
  • her şey kadınlar için lan şu dünyada. bizlere 1tişört1pantolondan fazlası tasarlanmıyor anasını satayım. V yaka tişört olayına girdiler en son. çok fena ya.
  • bu gün milliyet’ten gidiyoruz ama milliyet’te serin duruş vardı. yeri yalçın bayer’e yakındı yamulmuyorsam. okurduk lan sürekli.
  • dikkat ettim : ne kadar esnaf arasında dolanan sokak köpeği var hepsinin adı ayşe, sarı falan. mahallenin çocuklarına kalmış köpeklerin adı kont, badi, meks diye gidiyor. alın size dil erozyonu.
  • pazar günleri dışarı çıkmam. yahudilerin cumartesileri benim pazarlarımdır.
  • yeni tutkum indie porn. şahane kişisel ileti aslında.
  • ilgi alanlarına “cinema, photography, music, art” yazan total futbola inanmış hatunlar var. benim olayım sınırlı : “shit, fuck, satan, death, sex, drugs, rape”.
  • losta doğru diye bir yazı dizisi hazırlıyoruz. nihat hatipoğlu halt yemiş diyeceksiniz.

daha yazardım ama ertuğrul özkök’ten rol çalmış gibi olurum o zaman. adam pazar yazısı yazıyor ya.

çok acil cem garipoğlu lazım

abertürk : em aripoğlu engel bulmacaheehhe hahaha hohohooh. habertürk gazetesi cem garipoğlu’nu görenlerin yukarıdaki numaraya bildirmesini rica ediyormuş. asıllı espiyonaj sahibine 30 bin lira vereceklermiş. tamam eyvallah da aranan adamı ne diye mozaiklediniz be yavrucuğum.

asıl istenen açılım : kürtaj

bir baba düşünün 25 sene önce çekip gitmiş. 25 yıl sonra bugün gelmiş kapıya. elinde oyuncak dolu bavuluyla sinematografik bir şekilde “oğlum” diyor. ama sizin oyun oynayacak yaşınız çoktan geçmiş ve seneler önce evi terkeden insanın yerine bir başka baba figürü koymuşsunuz.

kapıdaki jöne ne dersiniz?
a) baba, babacığım
b) bilader aynı hızla ait olduğun yeşilçama gidiyorsun, bi daha da aurama girmiyorsun

a diyebilen malların cezai ehliyeti varsa beyinleri hava yapmış demektir. hayır, ehliyetiniz yoksa değerlendirin bunu güler sabancı çok tatlı para yardımı yapıyor böyle insanlara. ben “b” demekle kalmaz bir de elemana sopa çekerdim. o yüzden bugün kürt halkının beşir atalay’ın yaptığı pikelere taşaklarını kaşıyarak izlemesine karşı çıkmıyorum. on yıllardır ankara’dan sonrasını hiçe sayan hükümetlere alışmış hatta bu rutinden kudurmuştuk. dönem hükümeti çok şahane bir hareketle açılım yapmaya karar verdi.

açılım yaparken öyle şekillere giriyorlar öyle saltolar deniyorlarki gülerken götümü düşüreceğim diye korkuyorum. klark kent kıvraklığındaki başbakanımızı görüşmeleri akp genel başkanı kimliğiyle yaptığı için kutluyorum. nasıl iş lan o. burada başbakan orada genel başkan, sokakta böyle yatakta şöyle. sikimi evde bıraktım yanımda sucuk var edebiyatı yapılarak aslında “baba kimseyi uğraştırmayın sessizce kendinizi imha edin” mesajı mı verilmek isteniyor.


Switch to our mobile site