Archive for the '05:45 Hikayeleri' Category

hayat sevince güzel

bu lafı kim söylemişse baştan savma iş yapmış, çünkü detaya girmesi gerekiyordu. onun yerine detaya ben giriyorum, ayşecik’ten böyle bir şey beklememek lazım.

mart ayının gelmesiyle birliket… ehehehe yazının devamını tahmin etmek zor olmamalı. istanbullu okurlarım eğer kedi konulu bir yazı bekliyorsa daha vahşi olmalarını önerir ve en yakın hayvanat bahçesinin darıca’da olduğunu hatırlatmak isterim.

efendime söyleyeyim, otobüslerde metrolarda manitalara abanmalar, değdirme uğraşları, naz kırışlar, hadi ama nolurlar, fast food restaurantlarda menünün yanında manitayı götürmeler, kafelerde kıstırmalar, yalan romantizmler, öğrenci evlerine hadi akşam bize içmeye gidelim davetleri… hepsine son zamanlarda çok daha rastlar olduk değil mi?

yaz da geliyor. güneylere inmeler, festivallerde coşmalar, 35 derecede piyasa yapma çalışmalarına az kaldı. hayvanat bahçesine göndermediklerime şöyle gelsin de onlarla insanat bahçelerini konuşalım (a tribute to  otomatik portakal).

evet güzel insanlar, çok da bokunu çıkarmadan verin veriştirin birbirinize. aman köşe yazarı olacak kadar dolu olmayın yaşananlardan sonra. en sonunda da deftones olun bir güzel, diamond eyes tüm müzik marketlerde.

bir de insanın başka biriyle yeni ayrılık yaşamış eski sevgilileri tarafından aranmaya bu mevsimde başlanması ilginç bir durum. ben gelişine vurmaya devam edeceğim siz geldikçe.

üniversiteyi kazandırıyoruz

Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü…

Sevgilisiyle üniversite yerleştime sınavı tercihi formunu doldurabilmiş şanslı erkeklerdendim ve bana yukarıdaki bölümü yazacağını söylemişti. Bu olayın aklımda kalması ise o an zihnimde beliren şeylere dayanıyor. Normal bir insan acaba o bölümün eğitimi, hocası nasıldır; mezunu ne çıkar diye düşünürken ben sevgilimin o zamana kadar bana neden vermediğini düşünüyordum.

evet, yuvarlakları taşırmadan…

eşeğe de bindiniz mi ?

ringoringo

bugün de  cinsel içerikli bir yazıyla karşınızdayım.

demem o kiyle giriyoruz yazıya, gazete köşelerinde karşı cinsle olan münasebetlerini özgürce anlatabilip kadınlığını doyasıya yaşayabilen şişman hatunlara fena kılım. basen genişliğini ülkedeki gelir adaletsizliğine bağladığım bu organizmalar fantastik kurgu hikayeleriyle de epey bir okur sahibi, bu duruma da kılım.

ilişki olarak one-night stand düzeyini aşamamış, hiçbir zaman sevilmemiş olmanın acısıyla geçen yıllardan sonra vakit doğum tarihini 35 seneyi geçeyi bulduğu zaman neden bu tip kadınlar piyasaya çıkıveriyor, anlamıyorum. samimiyetten tamamen uzak, ben adamın altında üçüncü orgazmımı yaşarken herif hala boşalamamıştı hikayeleri nasıl ortaya çıkıyor? ben belli senelerin acısına vermiş olmama rağmen çocukluğa kadar inilmesinde de fayda görüyorum.

bir de sanal alemin overrated bloggerları var tabi. 135 göğüs ölçülü, ayva göbeğe rahmet okutturan bira mamulü, sumocu vücutlu bu choq sheker hatuncuklar google earth ile bile gidemeyecekleri mekanlardaki hikayelerle sosyal networklerde bol bol ekmek yiyor. yazılarda da konular belli.

x mekanına kız arkadaşlarımla gönlümce eğlenmeye gitmiştim. birkaç beyefendinin dikkatini çekmiş olmalıyım ki yanlarında kız arkadaşları olmasına rağmen gözleri üzerimdeydi. adeta penisler için bir çekim gücü, bir paratonerdim o gece. nasıl da komiklerdi bir bilseniz.

ama hikayenin özü aslında şöyle olmalı.

hayatımdaki tek erkek gerizekalılığım yüzünden whiskas crunch! ile beslemeye çalıştığım köpeğim fino olduğu için akademiden benim gibi evde kalmış kız arkadaşlarımla dışar çıktık. bizi orada sikmek istediler. giderim olmamasına rağmen bu isteğin varlığı ise kesinlikle mide bulandırıcı.

hızlı beslenme ve tüketim alışkanlıklarını bırakırlarsa kendilerini primitive-anarşizmin yaşandığı zamanlara göndermek için dr. emmett brown olmayı taahhüt ediyorum.

cumartesimiz şenlensin

yerlerdeyim ulann

sabah sabah msnde online olur olmaz bir arkadaşımdan aldığım dosya iletim uyarısıyla günün çok hızlı başladığını farkettim. yerlerdeyim ulan.jpg adlı dosya açıkçası ilk anda adrenalimi artırmıştı. ama dosya iletimi daha tamamlanmadan neyle karşı karşıya olduğumun farkına vardım.

sinan coşkun adlı hesap orijinal midir bilemiyorum ama son zamanlarda gördüğüm en vurucu ifadelerle anlatılmış bir profil kısmına sahip. feysbuğğkun böyle orijinal şeyleri yok mesela, burada maysipeysden dayak yiyor.

profil fotoğrafı bir çapkına o kadar da yakışmayan sinan profil bilgisinde şu ifadelere yer veriyor:

ist kadıköyde kendi evimde oturuyorum.yalandan nefret ederim..evliyim.sağlıklı ve zindeyim…kacamak yapacak olgun bayan arkadaş arıyorum.zengin değilim.eşim tam bir buzdolabı olduğundan seks hayatım cok az..yatakta harikalar yaratırım.gizli ve hijyen seks arıyorum..resimlerimi sinan.40@hotmail.com adresinden görebilirsin..0536 239 68 13 tlfon numaram..bir cağrı veya bir msj at ben ararım..sinan coşkun kesinlikle jigolo değildir.zevkine seks istiyorum

eminim ismini vermeyeceğim arkadaşım şu anda sinan ile seks konuşuyordur.

iki birayla değişir her şey

bira çok kötü şey

iki biranın çok hükmü var. özellikle de haydi beyler ortamlarda feci hükmü var. erkeksel bir konuya değiniyorum bugün.

erkek erkeğe dörderli beşerli biralı vodkalı ev toplantıları söz konusuysa bilin ki o akşam tvde güzel bir maç vardır. çorap-boxer-atlet kutsal üçlemesiyle birlikte hemen abi biz böyle erkek erkeğe iyiyiz, bekarlık sultanlık geyiklerine girilir. o sıralarda şen olan atmosfer bir iki saat için leylalık aktivitesiyle depresif bir hal alır. semih geriden çıktı, arda çizgiden çevirdi, bu hakem orospu çocuğu, federasyonun anası sikişmiş diyalogları alkolün etkisiyle hararetleşeli ve konu kapatılalı bir iki saat olmuştur. sultanlık olan bekarlık ruhları kemirir, abazan ruhlar duygusallaşır.

sonra eski ya da yürürlükte olan manitalara dalgalar halinde smsler gönderilir.imsomniak tripler dahilinde çekingen ve masum üsluplarla atılan bu smsler hedefe yaklaşmak bir yana adamı hatunun gözünce acınası bir pozisyona sokar. demem o ki yapmayın böyle şeyler. köftesiz bir hayata merhaba demek zorunda kalırsınız.

ertesi gün içki etmeme sözleri verilir. herkes birbirine ne yaptığını sorar felan filan. çok kötü muhabbetler bunlar.

amına koduğumun insanoğlusu binlerce yıldır alkolle beraber ancak interneti felan bulmasına rağmen şunu içip içip sapıtmamaya karşı bir önlem bulamadı. bu da ayrı bir can sıkıcı durum.

70 milyon hadisesi

serdarpakirel_70_milyon_bizi_izliyo

hemen bir konuya açıklık getireyim. şimdi nereden aklına geldi diyeceksiniz ama ben narsizmin dibine vurmuş program sunucusu görmek istemiyorum güzel televizyonlarımızın ekranlarında. “70 milyon bizi izliyor…” bu ne demek şimdi kardeşim? 70 milyon nufüsun tamamı sizi mi izliyor? herkesin bakışları sizin kanalın açık olduğu televizyonun üzerinde mi? beni niye bunu söylüyorum. ahmet çakar çıksın, 70 milyon hadisesi yalan kardeşim desin diye söylüyorum. bu delikanlılığı bir tek  o yapar.

bu olayın diğer bir boyutu da türkiyede nüfusun bu tip söylemlerle belirlenmesi. misal hatırlıyorum televizyonlarda bizi 60 milyon izliyor dendiğini. 65 milyon oldu, 70e çıktı. bir delikanlı daha çıksa da 75e bağlasa şunu. ama zor sayın okur, zor. bu ülkede tabuları yıkmak zor.

son olarak, arkadaşım ben senin programını seyretmiyorum. lütfen bizi şu kadar kişi izliyor diye tuttuğun hesaba beni katma, katarsan da ananı sikeyim senin. özellikle şu evlenme programı sunucuları falan hiç yapmasın böyle şeyleri. kızmaya başlıyorum.

dünden bugüne silikonlu memeler

92896899nv8

güzel şey meme, çoğumuz sever. lakin insanoğlunun kompleksi öyle noktalara vardı ki artık bu güzellik de yetmiyor insanlara. sevmediğimi falan düşünmeyin silikonu, sansasyonel olması hoşuma gidiyor. şimdi ülkemizdeki uygulamalar üzerine yaptığı kısa bir araştırmadan sonra edindiğim bulguları paylaşacağım sizle. kronolojik gidicem.

öncesini hatırlamıyorum. türkiyede kendine güvenip silikona varım diyen ilk kadın sevda demirel olmuştu. 0900lü hat reklamlarında tanımıştım kendisini hatta dönemin cumhurbaşkanıyla olup olmayan akrabalığını sorgulamıştım. 80de yapılan askeri darbeyle özgürlükleri kısıtlanmış bir toplumun cinsel haykırışı olmuştu sevda demirel. vamplığıyla kültürler üzerine zincir ören militarist ağları sıcaklığıyla eritmesi bir yana adeta cumhuriyet tarihine geçmişti. işte neden ilkokul müfredatlarına yakın tarihimizi almıyoruz da çocuklarımıza cumhuriyetten sonrasını öğretmiyoruz sorusunun da cevabı  budur.

sevdanın silikonları kendisine pek hayır getirmedi ama. çünkü ameliyatla daha yeni yeni gelişen televolelere ağır bir haber olarak düşen sevdanın silikonlarının patlaması adeta özel televiyonlarda infial yaratmıştı. sonrasında da doktorlar mahkemelik olmuşlardı tabi. mahkeme sonucunda patlamanın hor kullanma sonucu gerçekleştiğinin ortaya çıktığı söylenegelir.

memeye silikon yaptıran hep manken. manken olduğu için güzel memeleri olması gerektiğini düşünüyor insan ama öyle değil. silikon tarihimizde diğer önemli bir olay doktor muzaffer çelik’in yaptığı açıklamalar. ebruyu, şenayı, özlemi, denizi, güzideyi ve bu arkadaşların manitaları zan altında bırakan bu açıklamaları burada paylaşmıyorum.

neyse ben sevdaya dönüp bitireyim. önce şu haberi okuyalım. sonra kıssadan hissemizi çıkarıp naturellikten yana olalım.

pembe dizilerle olan aram

çocukluğumu, ergenliğimi, gençliğimi, her şeyimi çürüttü bu pembe diziler, hala da aynı uygulamaya devam ediyor. bir kere pembe dizi ne lan, izleyene izletene hakaret. salak kız dizisi gibi.

efendim, her şey yalan rüzgarıyla başladı. ardından cesur ve güzel geldi. bunlar çocuk halimin psikolojisine ilk top atışları yaptılar. murat yakın vari derinlemesine paslarla ruhuma indiler, kızcası benden bir victor hugo yaratmanın ilk adımını attılar. emosyonel gelişimim brezilya dizisi marimar ile devam etti. ama orada öğrendiğim taktikleri bu yaşta bile kullanıyorum manitalara karşı.

ortaokula gelip olgunlaşma, kıllanma dönemlerime girdiğimde büyük yanlış yapıp ben de sardım fena serilere. orta 1 hollyoaks, orta 2 dawsons creek, orta 3 passions izleyerek geçti. artık orta 3 öğrencisi olup ileride yapacağım öküzlüklerin farkına vardığım halde nasıl oldu da passions gibi bir diziyi izledim, bilemiyorum. cehenneme gidip gelmeler, cadı karı ile yanındaki bücürü, yavşak sevgili ethan, tenisçi salak kız, serseri zenci dj, kindar polis memuru, süper zengin ailenin ciddi sırlarının olması durumu… ne bok ararsan vardı lan.

lisedeyken argentinoslu natalia oreironun dizisi çok popülerdi, ben artık bırakmıştım pembe diziyi. limp bizkit fanı olduğu için devamlı ters taktığı kırmızı şapkalı hizmetçi kızlan sarışın zengin oğlanın aşkıydı, bir bölüm çaklıt sıtarfiş albümünün dördüncü şarkısı çalmıştı. googleda aradım da natalia’nın baya baya kukusunu gördüğüm fotoğrafları gördüm, rahatladım…

sene 2009, artık yerli pembeler trend oldu. boğaz manzaralı yalılar birer aşk yuvası oldu. misal aşkı memnu. kural tanımayan anarşist aşıkları stalin rusyasından etkilenip ver allahım ver yapıyor, aman sabahlar olmasın. şimdinin çocukları şanslı, böyle dizileri izleyip pornel olayları öğreniyorlar, modernleşiyorlar.

olmadı pembe dizilerle aram. çok uğraştılar, yapamadılar.

itiraf

Insomniac geceler

iyi bir uyurgezerim. buraya yazdığım her şeyi de uyuyup gezerken yazmıştım.

bunun dışında kontrol edemediğim bir şey var, o da günden güne artarak yoğunlaşan kasımpaşaspor sevgim. bir de berberim ne zaman elinde makasla, makineyle favorilerime yaklaşsa inanılmaz triplere giriyorum, maske takmıi jim carrey oluyorum. sevgilime de bol dikenli bir gül almak istiyorum.

uyuyamamak kötü.

fotoğraf albümü #2

Farkındalık buradaki olay

gizli sandığımdan çıkardığım tozlu, yıllarca el değmemiş fotoğraf arşivimin en nadide eserlerini sizlerle paylaşmaya devam ediyorum saygıdeğer okurlarım. ahh yeniköy sahilleri ahhh. cumhuriyetin ilk kurulduğu zamanlarda istanbulun yeniköy semtine zekaları ve güzellikleriyle nam salmış katenaçyo kamuran‘dan ve küçük kardeşi açıkfutbol meral‘den bahsetmenin vakti geldi.

vaktiyle istanbulun asilzadelerinden birinin -ismini güvenlik sebebiyle zikretmiyorum- kızları olarak dünyaya gelen katenaçyo kamuran ve açıkfutbol meral çocukluklarından beri hem yeniköy esnafının sevgilisi hem de cumhuriyet ilkokulu öğretmenlerinin meda-i iftiharı oldular. liseye geldiklerin memeleri çıkmış, basenleri ise ilgi çekici bir hal almıştı. güzellikleriyle de istanbul’un bütün delikanlılarını peşlerinden koşturdular. ne zaman kamuran ile meral dışarı çıkacak diye bir haber çıksa otuzbircisinden lamerine, teknocusundan headbangerına bütün oğlan çocukları sahildeki lunaparkı doldururlardı, ta dudulludan bile gelenler olurdu. o zamanlarda gençler edeplice lunaparklarda eğlenirlerdi, şimdiki sevişmeli kafeler, arapaslı barlar o zamanlar yoktu.

farklı özellikleri de vardı tabi güzel prenseslerin. ah ne güzeldi onlar. fotoğrafta yukarıda duran katenaçyo kamuran daha asosyal, genel olarak da tarih, arkeoloji, ilahiyat, arkeoloji, astronomi, gastronomi, gibi içine kapanık salak bir kızın merak saracağı ilimlerle ilgilenen bir kızdı. sahilde tek başına gitar çalardı, lisede öğrendiği ingilizceyle fragile dreams, forgotten hopes gibi şarkılar yazmıştı. üniversitede endüstri mühendisliği okudu. sonra amerika’ya colorado universitesinde işletme master’ı yaptı. brand management adlı teziyle o zamanların iş dünyasında büyük yankı uyandırdı. procter and gamble adlı bir şirkete de consulting gibi bir şey yapıyordu, öldü orada.

açıkfutbol meral ise sanatla, tiyatroyla ilgilenirdi. zehir gibi çalışan kafası sayesinde istanbul üniversitesi fizik bölümünü bitirdi. fizik bölümündeki zeki oğlanları da sevindirdi hep, üzmedi onları. sonra princeton üniversitesi diye bir yerde adını hatırlayamadığım ama ünlü birinin asistanlığını yaptı. dur bakayım, einsteindı galiba adı. neyse önemli değil. sonra da öldü meral. esasında görgüsü yüzünden kamuranı daha çok sevdiğimden onu bu yazıda kayırmak istiyorum ve meral faslını kısa kesiyorum. oley.

yeniköy’deki halı sahada her yıl cemrenin havaya düştüğü gün  mahallenin gençleri bu iki zeki ve güzel kızın anısına dostluk maçı yapar. ahh ne çok severdik biz onları.

galactica bizim olacak

bizim de starbuckımız var

soldaki bizim kız, öz mü öz bizim kız. ankarada çekilen bir gençlik dizisinde başrol sahibi. sağdaki before the fall döneminde caprica’da ev hanımıyken second war erasında galacticanın asi pilotlarından biri olmuş, en sonunda earth denilen yerde angellığa terfi etmiştir, arada bir gelip gidişleri de olmuştur. cvlerine baktığımızda sağdaki sarışın olmasının dışında epey bir başarı sahibi. ayrıca kendisinin dehşetül vahşet bir sevişme sahnesi vardır ki merak edenler katee sackhoff nip tuck sean mcnamara diye google’lasın. spor onun için bir yaşam tarzı diyebiliriz.

bizim kızın gözlerine baktığımda aha bu kara “starbuck” thrace lan dedim, pozu yakalayınca yazı geçmek farz oldu. orijinal millet değiliz, hep kızıyoruz ama sevilenler kontenjanından birinin çakması söz konusu ile kullanılacak en ağır kelime anımsatmak olur. onlara de ki biz her zaman haklıyız.

konuyu değişiriyoruz, gözleri göbeklerden alabilmek için. iki ay önce askere gittim diye söğüşlediğim eski arkadaşlarımdan birini bu sabah “yeraltından notlar”ın arkasında yaptığımız imza çalışmasını “bu imza dostoyevskinin” diye kandırdım. istanbulda inanılmaz kapalı bir hava var, insanın bir şey yapası gelmiyor, benim de durumum öyleydi.

geçen gece nazar duası blogu yazarlarıyla yaptığım sanal zirvede bir şeyin farkına vardım ama insanları kızdırmamak için söylemiyorum ahahaha  :  )

eskilerden demolition racer diye bir oyun var, bilen bilir. oyunun başında trafik kazalarından alınmış görüntüler ve fear factory performansını mix edip sunarlar bize. 99 yapımı oyuna tekrar başladım ki metalciliğim de tuttu biraz. oynamamış biri için söyleyeyim, demolition racer bu dünyada yapılmış en farklı oyunlardan biridir.

son olarak sağlık için spor yapınız.

nihat hatipoğlu’yla losta doğru

merhabalar ulan. ulan diye ezeringen ve haşin şekilde başladım çünkü bu coğrafyanın insanının ne kadar moloz olduğunu bir defa daha tecrübe ettim, sevgili takipçiler. geçen gün -yapmadığım şey değildir- nihat hatipoğlu’yla “lost’a doğru“yu seyrediyorum. ramazan exclusive programını banttan veriyorlarmış sonradan farkettim. dayının teki dişe kaplama yaptırmadan önce boy abdesti almak gerekir mi eğer almak gerekirse ben şu anda oruçluyum boğazımdan su kayıverirse nasıl olcek gibi bir soru sordu. nihat abi bu yüksek matematik problemini birkaç farklı yoldan çözdü. aklımda kaldığı kadarıyla hepsinin özeti, operasyon sırasında genzinize su kaçmamasına özen gösterindi. soruyu sorana mı üzülsem, nihat abiye mi ağlasam bilemedim. ya baba madem bu işin bir mevduatı var, siktir git iftardan sonra yaptır. gece 11′e kadar açık dişçi biliyorum stüdyo dairesini hem ev hem ofis kıvamında kullanan.

hayır, neyin rekoru deneniyor bu ibadet olaylarında onu anlayabilmiş değilim, ama anlayan arkaşlarım var. sevabın amına koyuyorlar icabında. mesela selim. sarı selim deriz mahallede. onun ağzından aktarayım da delikanlı müslüman nasıl olur öğrenin, sevgili putperestler. geçen ramazanda yine aylağım. yolda askerlik arkadaşım tanju’yu gördüm. hadi babacım yemekler benden, dedi. ben de nasıl oruçluyum nasıl oruçluyum. oruç paçalarımdan akıyor o derece. söylemedim tanju’ya oruçlu olduğumu. bi müslüman davete icabet eder diyip çizdiriverdik niyetimizi. tabi sonra tuttuk 61 gün. ben 34 yaşında adamım kamil, tek gün borcum yok allahu teala’ya. harbiden büyük adamsın, selim. günün birinde tespihi atıp eline mouse falan alabilirsen belki bu yazıyı okursun. işte o vakit yarağı yediğimin resmidir herhalde. beni bulur, yorulana kadar döversin. sonra dinlenir, bide allah yarattı demeden döversin. ama ben de hayatımı riske atacak kadar mal değilim yüksek mühendisim, selim. olurda günün birinde selim 2.0 çıkarsa hiç evime gelip bana dalmaya çalışma. ben zaten kendimi intihar ederim, selim. orospu çocuğu selim. her allahın günü gittiğin ocağını sikeyim selim. o çok sevdiğin beyaz doğan slx’inin camı patlamıştı ya işte o bendim, selim.

daldandala olacak ama söylemeden geçemeyeceğim. kondüsyonunuz oruç tutmaya müsait değilse 6.5 lira verip vicdan rahatlatabiliyormuşsunuz. nihat abi’den çok şey öğreniyorum.

nafile

fotoğraf

günlerim sanki boşa geçiyor. yıllardır tanımama rağmen bazen kendimden korktuğum oluyor. bu cümleyi özellikle yazdım. gelip biri “kendini asla tanıyazmazsın dostum. x abc’de şöyle yazmıştır…” diye bir yorum yapsın, engin dağların filozofu kesilsin diye. felsefe çok boş bir şey.

hayatın anlamını kuruçeşme sahile demirlemiş ufak bir kayıkta şarap içerken anlayacağımı hiç sanmıyordum. yağmurun hafif bir şekilde yağması yüzünden altına girdim, düşündüm ve her şey değişti. artık paraya değer vermiyordum ahahah evet gerçek bu. sonra yağmur kesildi, karaya çıktım ve başladım yürümeye. yürüdükçe gördüğüm insanlar, arabalar bana başka bir şeyi öğretti; para bu dünyadaki en önemli şey.

diyorum ya… düşünceler, duygular nafile, her şey nafile. beyhudelik öpüyor işte her şeyi.

fotoğraf

fotoğraf albümü # 1

eskilerden bir yazı daha. bu tip hikayelerin devamı seneler sonra yine buradan gelecek, hiç merak etmeyin.

bu da benim ailem

ilk olarak şu ayakta duranlardan başlayalım, önce küçüklerimi atalım diyorum ben. solda ayakta duran kişi büyük amcam demir. kendisi tiyatrocuydu, ailede de pek sevilirdi. işinde de başarılıydı oldukça, batının en tanınmış oyuncularından sayabiliriz onu. büyük törenlere davet edilirdi, kırmızı halı üzerinde yürürdü falan. arada bir beni de alırdı yanına, takılırdık amca-kuzen. şimdilerin bekımı neyse o zamanlarda da amcam öyleydi, genç kızların yüreklerini hoplatırdı. hergün üçer beşer götürürdü hatunları, beni de kapıya dikerdi yengemi gözetlemem için. 32 yaşına kadar pekçok oyunda rol aldı, daha sonra hastalığı yüzünden işlerine ara vermek zorunda kaldı. hiv virüsü taşıyordu, üç sene sonra da yengemi dul, beni amcasız bıraktı.

ortada ayakta duran melahat halam. kendisini hiçbir zaman sevmedim hatta ifrit olurdum her hareketine, aaah ahhh sen benim halam olmayacaktın bak ben sana şimdi neler yapardım diye düşündüğüm çok olmuştur kendisi hakkında. dönemin kadın hakları derneği başkanıydı, yanına kendi gibi 15-20 kadını daha alır beraber mitinglere giderlerdi, hergün kendisini televizyonlardan izlerdim, o cırtlak sesi hala kulaklarımda. sonra kocasında tarafında aile içi şiddete mağruz bırakılan kadınların yardımına koşardı, karı-koca arasına girer, kendi girdiği yetmiyormuş gibi bizi de olayın ortasına sokardı. ağzı burnu patlak kadınları eve toplardı, geceyarısı bunları döven kocaları bizim malikaneye basardı. bahçıvan  nuri amcayla ben bu yüzden çok dayak yedim. kendisi hiç evlenmedi, şu an 189 yaşında ve büyükada’da kendi malikanesinde kalıyor. kendisine şöyle seslenmek istiyorum: “hala hala, bizi çektirdiklerin yetti, gelme adadan buraya, senin amına koyim ben siktiminin bakiresi, manyak hayvan azgın karı” ohhh rahatladım.

ayakta sağda duran küçük amcam cafer. kendisi tam bir maldı. dedemin bankada duran parasıyla girip baıtrmadığı iş kalmamıştı, tam bir sektör canavarıydı. yalnızca ticarette değil her konuda beceriksizdi. karıya kıza ağzı laf yapmazdı. bu yüzden hayatı boyunca bir sevgilisi bile olmadı denyonıun. mahallenin küçük çocukları tarafından taşak malzemesi seçilmişti. ufacık çocukları bunu sopalarla kovalar, yoruldukları zaman ise taş yağmuruna tutarlardı bu denyoyu. ailemizin yüz karasıydı. aynı zamande üstünde lanet vardı ibnenin. gittiği her yere uğursuzluğunu yayardı. babamın amerikan iş arkadaşı henry nin memleketinden getirdiği ford marka arabının bozulmasına sebep oldu. bu da bardağı taşıran son damla olmuştu. dedem bunu trablusgarpa savaşa yolladı. komutanlar bunu tek başına düşmanın üstüne salmış zaten, geberdi kurtulduk
oturanlardan sağda duran kişi dedem, pek bir muhterem insandı. hayatı boyunca haram paraya el uzatmadı. bizleri en iyi şekilde yetiştirmek için elinden geleni yaptı. babannemi de çok severdi. mithat paşanın çok yakın arkadaşıydı. en sevdiği şey rumeli türkülerinin bulunduğu taş plağı gramofona takıp babanemle dans etmekti. sonradan rock müziğe yöneldi, pink floyd ile beraber çalıştı falan, tam hatırlamıyorum orasını ama iyi adamdı.

sağda oturan ise babannem, adı elanor, kendisi rum orospusuydu, yaşı biraz kemale ermeye başlayınca masabaşına geçti ve pezevenkliğe başladı. sonra onun haline üzülen dedem onu bu bataklıktan kurtarıp evinin hanımı yaptı. lakin uslu durmayan babannem bu işlere el altından devam etti, dedem de karşı çıkamayacağını anlayınca “eh napalım abi, beterin beteri var” felsefesiyle hareket ederekten ona izin verdi. tez zamanda istanbulun en büyük genelev patroniçesi olan babannem bu işin ithalatına başladı. istanbula yığınla baserabyalı eflaklı boğdanlı devşirme orospular geliyordu. karaköy’de 5 şubeyle hizmet veriyordu babanemin kerane zinciri. yenimahale, laleli ve üsküdarda birer şube daha açıldı. benim düşüncelerim pek net değildi babannem hakkında, acayip bir kadındı babannem

bu adamlar ne yapıyor ?

grup9

en sağdakinin katlanmış bira göbeği ortamsal bir gerginlik yaratsa da demeliyim ki bu arkadaşlar hakikaten fena black metalci. eskişehirli olduklarını bilmesem derdim ki burası istanbul teknik üniversitesi maslak kampüsünün ormanlık kısımlarından biri ama diyemiyorum çünkü eskişehirli olduklarını biliyorum.

atmosferik black metal en sevdiğim metal müzik türlerinden biridir. adeta kana atılmış zehirdir bu müzik. karamsarlığa yöneltir insanı. ters yan etkili bir kutu xanax gibidir. dağ, orman, bayır dolaştırmak ister insanı. bütün soru işaretlerine cevap arayışıdır insanı buna iten.

yazarken ben bile kasıyorum kendimi sevgili okur. yok yok devam edemiciim, son olarak her zaman söylediğimiz bir şeyi tekrarlıyorum ve mevzu bahsi kapatıyorum.

ormanlarımızı black metalcilerden koruyalım.

bir de allah bu adamların bütün dualarını kabul eylesin.

gelelim daha ciddi konulara. ı.e. ki ben artık ı. diyorum ona, onla bayağıdır görüşemiyoruz, yalnız m.g. ki artık m. desem anlarsınız, o m. yeni zelandaya gitti, ondan yazı isteyeceğim.

günün anlam ve ehemmiyeti üzerine black sundayinizde svartnar dinleyiniz. one man project suicidal black metal çok güzel arkadaşlar hakikaten.

kale küçük, ayı büyük

ayı

pekçok insanın aksine sevimli buluyorum ayıları. kaba insanların ayı, kaba davranışların ise ayılık olarak tanımlanması apayrı bir olay. bu kelimeyi kullananlar hayatlarında bir kez olsun herhangi bir ayıdan zarar görmemiştir ama bütün insan hatalarını ayılara mal ederler. bu bir reha muhtar yazısı olsa sonuç kısmında “ben bunlara öküz bile diyemiyorum” cümlesi olurdu son paragrafta. ama bu yazının zaten tek paragrafı olacak, ayrıca ben reha muhtar da değilim. reha muhtar okumak isteyenler vatan gazetesi alabilirler. ayrıca bu kişiler blogdan siktir olup gidip bir daha da gelmemesini istediğim kişiler arasında önemli bir yere de sahip olduklarını bilsinler. sonuç olarak ayılar iyidir, reha kötüdür.

sevmiyorlarmış onu

öğlen vakti zor uyandım ama bir de ne göreyim, sevmiyoruz lan seni başlık bir video. sevmedikleri adam da mustafa kemal.

neyse, friendfeed dalgamız olmuştur bir tane. aman aman diyelim, bizim sitede böyle şeyler yayınlanmaz. kapattırmayalım siteyi mahkeme kararıyla. hiç alakamız yok bu olaylarla. dozunda pornellikle yola devam ediyoruz biz.

terbiyesizliğin lüz-mu var

var tabi canım, biye olmasın. yok yok diye gelmedik mi bu hallere. ticaret hayatındaki karaborsacılık, syokçuluk anlayışımız toplum hayatın her köşesinde adeta sayın okur.

şimdi bu konuya nasıl bağlarım bilmiyorum ama aklına gelince de söyleyeyim. toplum olarak güzel ticari geleneklerimiz var. karaborsa ve talep fazlası yaratmaya yönelik stok bizim işimiz. sonrasında maliye ilr ilişkiler güzel, en güzel muhasebeci az vergi ödeten. kısa vadeli borçlarda ödeme süresi esnekleştirilip lastik gibi uzatılır. çalışana ücret ödemeleri de geciktirilir. zaten 5 kişinin yaptığı işi yapan işçi beklediği üç kuruş paradan da olur. e tabi modernlikten uzak işletmeler. ne küresel ısınma uğradı buraya, ne de ingilizcesi institutionalisation olan şey. merak eden suicidal tendencies dinlesin.

son günlerde oynadığım futbolun kötü olmasının sebebi bozuk zemin sayın okur. pas alışverişinde bulunmak zor, topla gitmek de zor. zorlanıyorum son günlerde hep.

dün marmara üniversitesinde, imza günündeydim. imza gününe otobüsle giden yazar olarak tarihe geçtim. benim gibi otobüslerle gelen öğrenciler de boş bırakmamış hiçbir yeri. iki-üç bin kişi vardı neredeyse, hepsinin gözlerinden öpüyorum.

the secret life of sofia diye yazmıştım zaten, onu dinliyorum hep. geleceğin radiohead’i olabilir bu arkadaşlar, niye olmasın ki zaten.

googlechromeblog.net abd’de islamı yayıyor

ABD'de hızla yayılan İslam

GoogleChromeBlog.Net arkasında kimlerin olduğu belli olmayan bir oluşum. Amaçları ise ABD’de virüs gibi İslam dinini yaymak. Bunun için web sitelerinde Google Chrome temaları, eklentileri falan yayınlıyorlar. Ancak görüyoruz ki amaçlarına böyle farklı ve şeytanın bile aklına gelmeyecek bir stratejiyle de ulaşabiliyorlar.

İşte şok harita! Yukarıda da görülüyor ki California’da siyahi çoğunluk sayesinde hak din İslam hızla yayılıyor. Bence çok şanslılar. Çünkü tek ve gerçek din olan İslam’a inananlar cennete giderken de diğer dinlere mensup ademoğulları şeker gibi insanlar olsalar da cayır cayır yanacaklar cehennemde. Çünkü İslam hatasızdır ve Müslümanlar her zaman haklıdır. Diğerleri ise haksızdır, hiçbir şey yapmaya hakları yoktur, ahirette de sürüm sürüm sürünecekler.

Sevinin ey Amerikalılar! Sevinin amına koduğumun gerizekalıları! Boş beyinlerinizi tek tek fikirlerle dolacak. Barack Obama Amerika’sı İslam sancağının şahlandığı yer olacaktır. Cihad çok yakın!

manitalar politize olmuş obarey

en son cumhuriyet mitingleri döneminde yaşamıştık böyle bir şeyi. kumral saçları, güneş gözlükleri, kırmızı tişörleri ve elinde bayraklarıyla yazın bodrum seferi öncesi piyasalarını yaptı kızlarımız meydanlarda. akabinden gelen 22 temmuz seçimleriyle de tatilden kentlere oy vermelere dönen bu hanımkızlar seçimden sonra “bu ülkenin yüzde 47si salak, orospu çocuğu türk milleti” şeklinde msn iletisi sahiplerinin ağlarına düşüvermişlerdi.

o seçimle tek başına yönetime gelen akape hükümeti atılımlarıyla sulandırmaya devam ediyor, pardon açılımlarıyla. ne açılımı derseniz adı da var, kürt açılımı. mesela ben facebookda ‘-Çağla ‘-Tılsım ।ઁ♪ adlı denklemvari isme soyisme sahip bir vıcır tarafından Kürt Açılımına Karşıyız ! Protesto Ediyoruz ! grubuna çağrıldım. daha bombası da var, o da şu yazı sayın okurum

Kürt diye bir millet yoktur, bugün biz milletiz diyerek kürdistan hayali için yahudilerle iş birliği yapan kürtler ülkemizi bölme oyunlarının baş oyuncağı olmuş vatan hainlerinden başkası değillerdir…

Adamın anasını eşeklere kovalatsaydın daha iyiydi.  şaka bir yana gün geçtikçe daha da tiksindirici hale gelen bir toplum oluyoruz, sizce de öyle değil mi ?