
kuradan kendisine hac naip olmayanlar, kutsal toprakları göremeyenler, gidip de yanlarına fotoğraf makinası alamayanlar ya da ateizm, putperestlik gibi olaylara sarmış arkadaşlarına şaka yapmak isteyenler. gönderin fotoğraflarınızı biz photoshoplayalım, kalpler gönüller hoş olsun.
son furya bu olmuş, vay anasını dedirtecek olaylar oluyor son zamanlar friendfeed’te.
Ben geldim diye mi kapatacaklar FF’i? Bana tahammülleri bu kadar mı yok? Ne hale gelmiş bu ülke! –
M. Kemal Atatürk
İşte atam, size “Selanik piçi” diyenler de burada. Arkanızdan konuşuyorlardı, tükürün hocam bu Alevi katilinin yüzüne! Sabiha hayatta olaydı da o da tüküreydi. Tunceli’de ne de güzel bomba tükürüyordu masum sivillerin üzerlerine üzerlerine! – 1
Kâzım! Hiç değişmemişsin hâlâ. Bilirsin seni severim, her şeyi dönemine göre değerlendirmek lâzım. Bunu öğretmeye çalıştım sana, çok çalıştım… –
M. Kemal Atatürk
Başvekil’inden geçtim Meclis Reis’i falan yapsaydın. Çok dargınım sana… –
M.Kazım Karabekir
Aman Kazım Paşam, Ataya dargınlık olur mu? Siz ki bir ulusu zaferlere sürüklemiş bir komutansınız, Atamın bir iki hamlesini maruz görmek şanınızdandır paşam. – 1
ohoo iyice curcuna olmus – 2
Babacığım, sizin tüm güzelliğiniz Türk soyunun üstün özelliklerini yansıtıyor. –
Afet İnan
Afet hanım siz de hoşgeldiniz ff’e. O kadar yüce bir bilim insanızki, şu an direkt söküp atasım geliyor kafatasımı önünüze. Benimkini de bir ölçseniz, beyaz ırktan mıyım değil miyim çok merak ediyorum. – 1
efendim, özel sektörde yöneticisinden, patronundan çekenleri bilirsiniz. hazır sivilitaatsiz mesaiye başlamışken ofis sıcaklığını onun için biraz daha artırmak istiyorum. belki onun da başında bir harun vardır, şen olur.
2007 yazında bulduğum bir şiiri paylaşacağım sizinle ama nedense bu şiiri metin belgesine kopyaladıktan sonra screenshot alıp oluşturduğum jpeg dosyasında saklı tutmuşum. şiiri yazan arkadaş yoğun iş temposu arasında bulabildiği boş dakikalarda bütün dikkatini yöneticisi harun’a duyduğu öfkeye odaklamış. ortaya MEB’in 9. sınıf edebiyat kitaplarında yayınlanacak güzellikte bir şey çıkmış, milyonların sesi olmuş.

bugün ilk kez bloga girecek olan ziyaretçiler bu yazının en başta default olarak kaldığını sanabilirler başlık dolayısıyla ama öyle bir şey yok. yeni ziyaretçilere gelirken hoşgeldiniz, giderken sitemizi ziyaret ettiğiniz için teşekkür ederiz diyecek kadar düz adamlar değiliz. düz adamlık farklı olay zaten. bi adam kötü berbere gidip ensesini düz kestiriyosa düz adamdır, fanatiğe para veriyosa yine düz adamdır. düz olmak çok kolay toplumumuzda. -sonradan ekleme yapıyorum paragrafa, adanaspor taraftarının açtığı hoşgeldiniz orospu çocukları pankartını bilen var mı ??-
geçen sene bu zamanlarda en çok düşündüğüm şey aragones aşısı tutar mı acaba fenerbahçedeydi, o zamanlar düz adamlık dışında başka bir şey yapacak enerjim de yoktu. artık daha farklı şeylere kafa yoruyorum ama söylemeyeceğim onları burada. bence blog yazarı biraz gizemli olmalıdır.
bu yazıyı öğle yemeğinden hemen önce yazıyorum. yemeğim geciktiği için de cümlelerin arkası geldikçe geliyor. blogdaki başarımın yemeğin gelme süresiyle ters orantılı olduğunu hemen hesaplayabilirsiniz. en sola yemeğin gelme süresi, onun yanına boş yazı yazma ihtimalimi koyun. en sağda ters şekilde blog yazarlığı olmalı, oklar ters gitmeli. paint açıp -grafikerlikten anlamdığımı eskiler bilir- güzel bir görsel hazırlarım daha kolay anlaşılması için, ama gerek yok. inanıyorum ki bütün okurlarımız zekidir, hemen anlayacaklardır neden bahsettiğimi. hala yemek gelmedi amına koyim.
2 dakika… hala gelmedi.
tora tora tora sevgili tipografik tavşanseverler. bakın daha ilk cümleden deodorant reklamı neşesiyle selamladım sizi. uzun zamandır yazmıyorum, ama farkedebileceğiniz üzere “yazamamak” gibi zavallı bir girizgahla başlamadım. çünkü yazabilirim.
velhasıl, orta halli bir anonim ortaklığında işe girdim. günlerdir iş yerindeki teknisyenlerin beni soktukları dumur pozisyonundayım. aynen cenin pozu gibi ama gözler sonuna kadar açık ve ayaktayım. daha ikinci günden 60 yaşındaki bir amcanın “radomedaki deleminasyon en alt frame’e kadar inmiş” lafıyla sarsılmam.. bir diğerinin elinde kalibrasyon kitiyle masama kadar gelip (kit bahane tabi) bana barcelona anılarını kitlemeye çalışması.. hepsi üst üste geldi sevgili okur.
kaçamadığım dialoglardan birini şöyle paylaşayım,
teknisyen amca : hiç tanzanya’da bulundunuz mu
ben : doğrusu bulunmadım (tribe bak, doyyusu bilinmimişmiş)
t.a. : daha yaşınız genç, gidersiniz
ben : siz bulunduz galiba
t.a. : evet, giderseniz uçaktan indiğiniz gibi en yakın bara gidin ve barın en güzel kızına içki ısmarlayın. zaten hepsi naomi gibi
ben : olur mu öyle şey canım ya yüz vermezse
t.a. : saçmalamayın canım beyazsınız bi kere
yarım saat kadar serum gibi aldım bu tanzanya muhabbetlerini sevgili okur. günlerdir uyuyamıyordum ki dün dayının bir tanesi ben atölyede volta atarken “yarrak” diyiverdi. bir kelimeyi duyduğuma bu kadar sevdiğimi daha hatırlamıyorum. dayı beni farkedince öksürdü falan. ben bu arada içimden “yarrak yaa, yarrak tabi ne barcelonası mınakoyayım” diyorum. ben mühendisim, sen teknisyen. ben derim pensacola, sen de yarrak. gel gel puştluğa gel sevgili okur. hazımsızlık böyle birşey. osurduğum vakit mangalda kül bırakmayan ben, mavi yakalıları nasıl da hor görüyorum.
şimdi bunun başlıkla alakası var ulan diyeceksiniz. nasıl yarak değil yarraksa. aynen o şekil, entellektüel olmalı. ayrıca taşşak da var. yine de doğrusunu tuna kiremitçi bilir, ses edemeyiz.
yaptığım en klas espriydi, güldüm kendime. ramazanda da yazacağım tabi, yerine göre içerim de. ramazanda içmem diyene ayar olsun. on bir ay bi ihtimal aklına gelince müslüman olan herkes bir ay boyunca olur da allahı kafaya alırım diye bir aylık islama dönüyor. yapılmasın böyle.
bu arada ı.e. çok mutlu, çünkü kıvanç tatlıtuğ meltem cumbul’dan ayrılmış.

sinoptaki su ürünleri fakültesi bizden kendilerini tanıtmamızı istediler. istemediler ama ben öyle tahmin ediyorum. benim tahminlerim her zaman tutarlar ve büyük öneme sahiptirler.
ben bu bölümü okuyacak arkadaşlara doğudaki üniversiteleri tavsiye ederim. alparslan üniversitesi var mesela. ya da urartu üniversitesini yazın. henüz öyle bir okul açılmadı. bu yazıyı okuyan akepeliler hemen açacaktır ama. kontenjan boşluğu kuralından yararlanarak hemen girersiniz. bu kural standart sapmayla alakalı. aopb’nin stf ile olan ilişkisine dayanıyor. ben gerekli regresyon analizlerini yaptım, siz gerisini merak etmeyin.
bu arada akepeliler nasıl okuyacak diye merak ediyorsunuz biliyorum. bütün siyasiler bizim sitenin subscriber’ı. devlet bahçeli bile öğrendi bizden muhalifliği, nabeeerrr
tanıdıklarım dışında össye girenlerin başarısı umrumda olmasa da iyi bir geleceğin herkesin hakkı oldugunu düşünerek böyle bir yazıyı yazdım. halbuki okurlarımızın yüzde 90undan fazlası üniversiteli zaten. hatta boğaziçi sosyoloji komple okurumuz.

metrobüse biniyorum ama otobüs kelimesini kullanıyorum taşıttan bahsederken. başlıkta da otobüs diye geçtim, hepiniz görüyorsunuz. metrobüs ne zaten bi kere, bildiğin otobüs değil mi o? ağır çantamı dizlerimin üstüne aldım, zira çanta koyulması gereken kısımda kazmanın teki kızılderili kabile lideri havasında yaymıştı kaseyi. nasıl başarılır bu, ne tip bir ruh halidir çözemedim. derken düşüncelere daldım ve çok güzel bir şey düşündüm. ama unuttum sonradan ne olduğunu. o yüzden yazamıyorum kusura bakmayın. yolda telefonumdaki bowling oyununda rekor tazeledim, bir de kafamın içinde god is an astronaut şarkıları çalıyordu.
mevsim yaz, hava nemli olduğundan kış uykusu berraklığında uyuyamıyorum. ensede başlayan yastık bacak arasında bitiyor, sevgili okurlarım. üstelik bu dönüp, dolaşmalar, yastıklarla güreşmeler sadece yatak odasında olmuyor. arada kendimi atıyorum salona orayı tavaf ediyorum. beğenirsem salonda devam ediyorum. yok, beğenmezsem gece devam ediyor.
işte dün yine salondayım. çıtır, pıtır sesler. kanat çırpmalar falan. bütün cam, kapı açık olduğundan hışırtılar falan birbirine karışıyor. zannedersin arkada einstürzende neubauten çalıyor. uyku sersemi insanın aklına hangi sivrisinek kanat çırpar lan gibi fantastik şeyler geliyor. gözümü bir araladım ne de göreyim bir kumru. güvercin de olabilir tabi arasındaki ayrımı bilememekle beraber eksikliğini hissetmiyorum. neyse işte, göğsünün üstüne yatmış kanatları yordamıyla ordan oraya kayıyor hayvancağız. şimdi seni salsam dışarı kedilere yem olursun be yavrucuğum dedim. acaba harbiden sakat mı yoksa poz mu yapıyor diye kontrol etmem lazımdı. ona doğru iki adım attım hemen ayaklanıverdi köpoğlusu. birde flapları kontrol etmek için alkış tuttum. eleman uçmayı da becerdi. tuttum, saldım dışarı. vurdum kafayı yattım sonra.
yemek için birkaç parça nevale alayım diye çıktım. köşede kuşun cansız yatan bedenini gördüm. işte o hissiyatı kelimelerle anlatamam. osaat iştah miştah kalmadı. dağ gibi adam heder oldu. kuşun etrafında dört döndüm. temiz bi 10 dakika kedi ve kedigillerin ağzını yüzünü siktim. biraz sakinleşince daha dikkatli baktım hayvancağıza. küçük çapta bi olay yeri inceleme yapayım dedim. gözleri sivri bir aletle çıkarılmışa benziyordu. biraz düşündüm ve bu puştluğu ancak kargaların yapabileceğine kanaat getirdim. kediler için düzenlediğim merasimi kargalar için tekrarladım. ama nasıl kötü olduğumu anlatamam sevgili okur. o kadar kötü oldum işte. bu aralar çok hassasım kenan evren’den ötürü olsa gerek. 62′nin duygu yüklü sayfalarında tekrar buluşmak dileğiyle.
kadersiz milletiz, başkası yenildi diye yenilmiş sayılıyoruz. hep kahraman, hep hakkıyla kazanan bir millet olduğumuz halde.
başlıktaki yalanla ilk karşılaşmam ilkokul ikiye dayanır. devlet okulunda olduğumdan sabahçı-öğlenci uygulaması vardı, 7′de falan başlıyordu ders. zannedersem bir kış sabahı 7:15 gibi karşılaşmıştım. almanlar yenilince kendi de yenilmiş sayılan ama aslında hep başarılı olan bir devletin mirasında kurulan bir okulda işler böyle yürüyor maalesef. o zamanlar popüler olan bir çavuşoğlu koleji vardı, orada okuyan çocukların okul saatleri daha normaldi.
şimdi nereden geldi bunları yazmak aklıma. geçenlerde tegerete diye telaffuz ettiğimiz haber kanalında tarih bilgisine sahip olduğu iddiasıyla kameralara karşısına geçen yaşlı tonton bir amcamız vardı. genel olarak bu kanala çıkanlar mukaddesat sahibi insanlar oluyorlar. ancak kanalın sahibi güzel bir dolandırıcı. dolandırıcı deyip de günahsız, sevecen, masum kalplerine ağrı düşürmek istemedim, güzel dedim bu yüzden. neyse, az önce bahsettiğim tonton amca da kurdu bu cümleyi. ciddi ciddi söyledi, istemsiz kahkahalara boğdu beni.
ilkokul ikideyken bana hayatımın ilk samimi hasiktirini çektirmiş bu cümle 2009 yılında hala söyleniyor. 15 sene olmuş, arkadaşlar buradan yaşımı hesaplayabilirler. gencim, tezcanım, heyecanlıyım, ondan yazıyorum belki bunları. ama birileri bana anlatsın nasıl oluyor bu olay ???
bloglar arasında link paslaşmaları güzel olay. beşiktaş balık çarşısını düşünün, oradaki dayanışmayı. aynısını güzel bloglar arasında oluyor. okuyan da kazanıyor, yazan da. 5posta da bizi görmüş sağolsun, en güzel orgazmlarımdan birini yaşadım bizim linki orada görünce, o derece yani. bu arada harikaydın diye kandırdığım sevgilim artık gerçekleri biliyor. 5posta okuru olduğumu da. güzel site 5 posta, pornellik bu kadar güzel olmamıştı sanal elemde hatta.
kutsama işine bizim de girmemiz gerektiğinin farkındayım, yakında olacak bu.

ibnelikte insanlar sınır tanımıyorlar. son olarak istanbul hardcore diğer adıyla da bears of turkey olarak çıkan kar amacı gütmeyen etkinlik heteroları derinden sarstı. homofobikler de artık ne olduklarını biliyorlar.
istanbul hardcore bütün radical noise fanlarını derinden yaraladı. ayrıca rebirth of istanbul hardcore pride adlı bir demo çıkaran çılgın grubumuz truth we defend dağılma kararı almış rolling stones’un son sayısında yazdığına göre. peki bears of turkey ne? hindinin ayıları. ulan hiçbir şey anlamadım ama aklıma gülhane’deki eski hayvanat bahçesi geldi.
alperenler uyumasın, memleketine sahip çıksın. ibnelikle mücadele ülkünün bir gereğidir.

sümerlerdeki din olayı hem insanı tarihten soğutuyor, hem de sümerlerin ulvi konularda ne kadar rahat olduklarını gösteriyor. gidip gördüm, hükümdar değiştikçe tanrı da değişiyor. yeni gelen hükümdar eski tanrıyı beğenmiyor, beğendiği isimle bir tane tanrı uyduruyor, halk da inanmaya başlıyor. valla dünyanın en taşaklı adamlarıymış sümer hükümdarları.
bu arada çoğunuz bilmez ama her ne kadar peygamber sülalesinden gelmesem de gurur duydugum bir sümerliliğim vardır. son sümer olarak da yukarıdaki bayanı tanrıça ilan etmeye karar verdim. adı adriana lima. kendisi koyu bir devrimci -pekekeli diyen oldu- olduğundan ikna etmek zor olacaktır ama güleryüzlülüğü umutlandırıyor beni. bir de tasvip etmediğim götü başı açık fotoğrafları var, onların da ortadan kalkması lazım. kendisine urukagina’nın görevini verebilirim.
günün lafı da rambodan gelsin
adriana lima ağzıma sıçsın, çatır çutur yemezsem orospu çocuğuyum

4 gün sonra sigara içme yasağı başlıyor kapalı alanlarda. göreceğiz bakalım ne kadar uyulacak ne kadar uyulmayacak. sürpriz bir şekilde uygulamada başarılı olabileceğine de ihtimal veriyorum. zira türkiyede insanlığa yararı dokunan yasaların hepsinin ortak özelliği sizlerin de bildiği gibi uygulumada geçerli olamamaları.
böyle bir yasağı insanları zorlayacağı, onları rahatsız edeceği, kısa bir zevkten mahrum bırakacağı için destekleyenlerdenim doğal olarak. ilk kez iyiliğini düşündüm okurlarımın, sayemde nefed darlığı çekmeyecekler, kalp damarları tıkanmayacak, akciğer kanseri olmayacaklar. ancaak şahsi kararım şudur ki; yukarıdaki hatun benim bulundugum kapalı alanda istediği şekilde içebilir sigarasını hatta daha da ileri gidip sigarasını istediği yerimde söndürerek en temel sosyal haklarımı çiğneyebilir. hadi ben çekerim razıyım, you’re the best, you’re the top, hadi emrine amadeyim.
sigara yasağına mekan sahipleri ne diyor peki? müşteri kaybedeceklerini bildikleri için tutuşmuş durumdalar. tutuşmuş dediğime bakmayın hepsini çok severim. hatta çok sevdiğim beşiktaşlı bir kafe işleticisi ağabeyim bizzat bana yaptığı açıklamada hislerini şu kelimelerle ifade etti:
kardeşim bu adamlar orospu çocuğu. biz de oy verdik, biz de orospu çocuğuyuz.
Haa unutmadan şu linki takip ederekten sağlık bakanlığından yapılan açıklamaya ulaşabilirsiniz. 32 sayfalık da uygulama rehberi var, götünü üşütenler onu da okusun.

amerikanlar tüketim insanı. düşünmekten de acizler. halbuki doğu kültürlerine bakın bir de. o adamlar çok farklı. mesela amerikada bokstur, bir de orijinal adını bilmediğim amerikan güreşi, böyle sporları seviyorlar hayvanlar. ama kung-fu var doğuda, judo var. üstelik dövüş bile değil bunlar, savunma sanatı. üstelik kendi felsefesine de sahip bu spor dalları. allahına kadar kapitalist amerika ve japonya arasında böyle bir fark var işte. japonlar zeki, kültürlü. amerikanlar cahil, öküz. ama anlıyorum ben amerikanları.
yukarıdaki fotoğrafın olayla çok ilgisi var. serseriolcay.com’a girip de bu arkadaşın eşsiz uzak doğu kültürüyle etkileşimini hissedememek terminator olmayı gerektiriyor.

Newcastle’ı united’ıyla bilirim ben, bu sezon küme düştüler. Adamların bir de işe yaramaz bir üniversiteleri var. Üniversiteleri işe yaramadığı gibi okuldaki bilimadamları da boş araştırmalarla ülkenin kaynaklarını müthiş bir biçimde israf ediyor -aynı bizim ptt çalışanları gibi-. Son olarak kök hücrelerden sperm üretmişler. Ulan ne gerek var, dünyada sperm mi kalmadı? Git H1N1 midir ne sikimdir ona bir çare bul, bitsin şu domuz gribi. efendime söyleyeyim AIDS, kanser hala tedavisi olmayan hastalıklar, bunlar için uğraş. Kimi feminist akımların çıkardığı kendimizi erkeklere siktirmeyiz temelli boş bir fikrin ürünü bu zaten. Dünyada biz olduğumuz sürece üretilmiş suni sperme gerek kalmaz evelallah. En büyük Türkiye! Bir de ben hep natürellikten yanayım, ondan yani.

zeki, analitik düşünen, hızlı ve doğru karar veren, muazzam bir bilgi birikimine sahip olan kısacası bir dahi olan ben forex işlemleriyle hergün ortalama 1,000 amerikan dolarının üzerinde kazanç sağlamaktayım. babalarınızın senelerce çalışıp borsada, döviz piyasasında erittiği birikimleri bilgisayarımın başından bir iki mouse tıklamasıyla hesabıma alıyorum. bu paralarla son gittiğim rio tatilinde çektirdiğim 2800×1600 çözünürlüklü jpeg formatındaki fotoğrafları size yollayabilirim. yeşil dolarların içinde brezilyalı beş-kızlarla (ah beş-kızlar, can beş-kızlar) dans ettiğim aşk dolu gecelerden bahsetmiyorum bile. haftaya st. tropez’de olacağım.
hepinize hayatta bol şans, beni kendinize örnek alın, çok çalışın.
sabah, öğle, akşam; sigara, kahve, meyveli yoğurt.