düşünün. bugün 1700 kalori yaktığınızı ve vermeniz gereken 26 kilo olduğunu düşünün. koşmanız gereken bir maraton olduğunu ve sol bacağınızın olmadığını düşünün. göç yolunu unutan bir kuş olduğunuzu düşünün. gökyüzünden süzülerek düştüğünüzü düşünün. dönmemek üzere uzak bir yere gideceğinizi ve arkanızda bıraktığınız tek kişinin aslında sizi tanımadığını düşünün. masum olduğunuz halde idamla yargılandığınızı düşünün. günde 14 saat çalıştığınızı, emeğinizin ederinin tek somun ekmek olduğunu fakat isyan hakkınızın olmadığını düşünün. bir barış elçisi olduğunuzu ve yol kenarında tecavüze uğradığınızı düşünün. aktivist olmadığınız halde coplar altında ezildiğinizi düşünün. en kötü ihtimalle önünüzde yaşayacağınız 40 yıl olduğunu ve kamboçya’da bir mayın tarlasının ortasında olduğunuzu düşünün. alzhemir’dan muzdarip nobel ödüllü bir fizikçi olduğunuzu düşünün. eşcinsel olduğunuzu ve tek güvencenizin komşularınızın onayı olduğunu düşünün. kör olduğunuzu düşünün. müziğin hiç varolmadığını düşünün. zorunlu askerlik nedeniyle nöbette olduğunuzu, üstünüzün elinize pimi çekilmiş bir el bombası tutuşturduğunu düşünün. böyle bir durumda neyin uğruna “şehit” olduğunuzu düşünün. bir “kalecinin penaltı anındaki endişesi”ni düşünün. açlıktan kırılan bir ülkede sadece 3,5 yaşında olduğunuzu düşünün. angelina jolie’nin sizi evlat edinmeme ihtimalini düşünün. uluslararası bir silah kartelinin lideri olduğunuzu düşünün. kaşlarınızın arasında doğru gelen mermideki ironiyi düşünün. sevdiğiniz kızın hayvanlı pornosunun çıktığını düşünün. taksim’deki yılbaşı efektinden bihaber bir turist olduğunuzu düşünün. pollyana olduğunuzu düşünün. ananızın sikildiğini ve “valide için de bi’ değişiklik oldu” dediğinizi düşünün. aids’li olduğunuzu ve hamile kalana kadar haberinizin olmadığını düşünün. bir dünya para bayılıp aldığınız son model spor arabanızla levent trafiğinin içinde kaldığınızı düşünün. tek taş yüzük için şekilden şekile giren kadınları düşünün. kongo madenlerindeki çocuk işçileri düşünün. ortaçağ avrupa’sında cadı yada bugünün türkiye’sinde allahsız damgası yediğinizi düşünün. dünya görüşünüz sırf birileriyle örtüşmüyor diye yarın infaz edileceğinizi düşünün.
Archive for the 'A Day to Remember' Category
haritada milletin sikini taşağını istediği gibi salladığı beşeri sınırları olan bir kara parçası bulamayıp kütahyalı‘nın köşe yazılarına yumulan “anarşizm sıçar baba” insanları için var, güney afrika’daki otonom komüniteler ve enstitüler, arjantin’deki antrepo alanları, manhattan’daki işgal bölgeleri, beyşehir gölündeki mada adası. yeri geldiği zaman bir kahve dükkanı bile sisteme delici bir eleştiri olabilir. bir gofreti ikiye bölen çocuk farkında olmadan ekonomik sorunlara derin bir kavrayış getirebilir. bu tip basit eylemlere de çıkıp ütopya diyebilenin insanlığından şüphe eder, yolda denk gelirsem çok feci döverim. özgürlük, basit olaylar bütünüdür. “insanca olmayan” bir açgözlülükle başkalarının kazançlarını ezmek değildir. onun adı başkadır ve orospu çocukluğudur.
- 1911 senesinin bilmem hangi ayında peydah olduğu bilinmeyen the times gazetesi anarşizmi “bireyin her istediği haltı yemesi” olarak tanımlamış.
- bundan 3-4 ay önce çok “ara” bir partinin pek “ara” genel başkanı, “70′li yıllardaki anarşistlerin yarısı mit güdümündeydi” demiş. “ara” da böyle bir kelime her yola geliyor.
tatil için gittiğim senegal cumhuriyetinden kafamda bir dünya şeyle geri döndüm sevgili dostlar. hakikaten bir dünya şey, inanılmaz olaylara sebep olacağım bu bir dünya şeyle. bir de gelirken yolda paul engemann’ın “push it to the limit”i kafamın içinde döndü durdu.
senegal üzerindeki ozon epey bir incelmiş, havaalanında farkettim bunu. neyse ki beni mutasyona uğratacak ultraviole ışınlarına maruz kalmadım. canım ülkeme harika birli olarak dönme fırsatını kaçırmış oldum böylece. bu arada bu yaşıma kadar harika dörtlüden hangisi olmak istersin diye soran kızlara hep taş adam dedim, bu geyikler sadece kızlarla yapılıyor. taş adam dememin sebebi de belli etmese de içlerinde en duygusal olanı olması. eğri oturup doğru konuşmak lazım şimdi.
çizgi filmlere girmişken az önce aklıma tom ile jerry’nin kanka olduğu bölümler geldi aklıma. tom ile jerry olsalar da arada sırada olumlu paylaşımlarda bulunabiliyorlar kendi aralarında, bunu hiçbir zaman başaramayacak olan ünlü ikililer bir zahmet yorumlara gelsin.
senegal’de seks yok bu arada.
yukarıdaki fotoğraf senegal’in önemli topluluklarından biri olan baaba maal‘ı görüyorsunuz. hepsi maykılceksın ameliyatından olmuş sıradan. onlar için senegal’in bidılzı deniyor. ilkel rock soundu ile günümüzün modern shoegaze zımbırtılarını şeediyorlar, harmanlıyorlar.
gizli kahramanlarımız ı. ve m. hakkında da bir iki kelam edelim. ı.’nın götü kocaman olmuş, bence abartıyor. m.’nin götü bu akşamki derbiden sonra kocaman olacak.
yakın zamanda dünyayı kurtaracak bir başka yazıyla yine burada olurum herhalde.
taa en başından peşinen belirtmek isterim ki bu reklam kampansına aldanıp koşar adım karısının bileziklerini bozudurarak çılgınlar gibi alışveriş yapan bireyler için zaten yapacak bir şey yoktur. kelleyi bünyeden sıyırmamış olup da bu kampanyaya öyle ve ya böyle destek veren koltuk çıkan varsa alayının topu orospu çocuğudur.
her şeyi sizin yerinize düşünen ekonomistler, akil iktisatçılar, mübarek kabine üyeleri diyorlar ki; -bir şeyler almaya devam etmezseniz ekonomi çökecek. sınırlı likit ya da nakitinizle hayatınızı idame etmeyi becerebiliyorsanız zaten almanız gereken şeyleri alıyorsunuz demektir. hanginiz simit ya da peynir tüketmiyorsunuz. hanginiz su içmiyor, ekmek yemiyorsunuz. temel ihtiyaçları tüketmiyorum diyebilen uzaylı pornosunda oynatacağım. bu da benim istihdamım olsun. velhasıl, simitle, teker kaşarla simgeleştirilen şeyler devletçe onaylanmış tefecilerin avuçlarına yatırmanız istenen yastık altı birikimleriniz. bir anlamda hepinizin olağanüstü bir durumda götünüzü dayadığınız yer. kalifiye kevaşeler istiyor ki siz paralarınızı bireysel emekliliğe yatırın ya da gidin 6 silindirli cip alın falan. bireysel emekliliğe yatırdınız mı yan bastınız. priminiz dolana kadar anaparayı çekemezsiniz. cip aldığınız zaman içinizden öyle bir vergi geçirirler ki kendinize gelemezsiniz. serbest piyasa normları aşkına nerede peki bu stabil ekonomi. yok öyle bir nane.
suyu kapatın, otobüs bekleyin, bisikletinize atlayın, 100 dolarlık tenis ayakkabısından, box office dvd’lerinden feragat edin. çocuk katili hummerlar yerine küçük ve çevre dostu bir hybridler alın. çok sıcak olursa camları açmak yerine kombiyi kapamayı deneyin. yerküredeki birçok materyalin sonlu olduğunu unutmayın. pırlanta gibi hafif karı aksesuarlarını alanlar nurettin hasman, takanlar ikoncandır. haddinizi bilin.
trivial : kaşar geldi dediği anda elini havaya kaldırıyor ya deniz gökçe işte osaat karısı mor çatı’ya doğru drift atıyormuş. bu ekonomi dehası hatunu bir keresinde hastahanelik etmişti. eee rol gereği deniz elini kaldırıp kaşar geldi diyince, kadın “girişir lan bu bana” refleksiyle yardırıyor sığınma evlerine. bunu bilin, böyle ciddiye alın.
heehhe hahaha hohohooh. habertürk gazetesi cem garipoğlu’nu görenlerin yukarıdaki numaraya bildirmesini rica ediyormuş. asıllı espiyonaj sahibine 30 bin lira vereceklermiş. tamam eyvallah da aranan adamı ne diye mozaiklediniz be yavrucuğum.
bir baba düşünün 25 sene önce çekip gitmiş. 25 yıl sonra bugün gelmiş kapıya. elinde oyuncak dolu bavuluyla sinematografik bir şekilde “oğlum” diyor. ama sizin oyun oynayacak yaşınız çoktan geçmiş ve seneler önce evi terkeden insanın yerine bir başka baba figürü koymuşsunuz.
kapıdaki jöne ne dersiniz?
a) baba, babacığım
b) bilader aynı hızla ait olduğun yeşilçama gidiyorsun, bi daha da aurama girmiyorsun
a diyebilen malların cezai ehliyeti varsa beyinleri hava yapmış demektir. hayır, ehliyetiniz yoksa değerlendirin bunu güler sabancı çok tatlı para yardımı yapıyor böyle insanlara. ben “b” demekle kalmaz bir de elemana sopa çekerdim. o yüzden bugün kürt halkının beşir atalay’ın yaptığı pikelere taşaklarını kaşıyarak izlemesine karşı çıkmıyorum. on yıllardır ankara’dan sonrasını hiçe sayan hükümetlere alışmış hatta bu rutinden kudurmuştuk. dönem hükümeti çok şahane bir hareketle açılım yapmaya karar verdi.
açılım yaparken öyle şekillere giriyorlar öyle saltolar deniyorlarki gülerken götümü düşüreceğim diye korkuyorum. klark kent kıvraklığındaki başbakanımızı görüşmeleri akp genel başkanı kimliğiyle yaptığı için kutluyorum. nasıl iş lan o. burada başbakan orada genel başkan, sokakta böyle yatakta şöyle. sikimi evde bıraktım yanımda sucuk var edebiyatı yapılarak aslında “baba kimseyi uğraştırmayın sessizce kendinizi imha edin” mesajı mı verilmek isteniyor.
ı.e. blogumuza gizlice katkıda bulunan bir arkadaşım. diğer bir gizli kahramanımız m.g. mg’yi boşverin de ı.e. bana son olarak seksicazibe.com adlı bir siteyi pasladı. şişli taraflarında oturan bi travestinin müithiş marketing açılımı bu site. sağlam linklere sahip galiba. çok özel yerlere kutsanmış olacak ki üst sıralarda çıkıyor google aramalarında.
ı.e. nin de bir blogu var, size buradan pasladım onu da.

beyoğlunda bakırköy-yeşilköy dolmuşlarına dönerken grindcore nazi siker yazısını görürdünüz. türk grindcore’u italya’ya faşist sikmeye gidiyor
not: bu yazı hiaxi nickli arkadaşımızın blogdaki en dalyarak -ve en güzide- okur olduğunu ispatladığından apayrı bir önem kazanmıştır, kendisini kutluyoruz. yalnız en güzidenin ne olduğunu ben bilmiyorum.
ettikleri hipokrat yemini paçalarından akan hekimlerimiz kenan evren’in direkten döndüğünü fakat durumun kontrolleri altında olduğunu bildirmişler. türk tabiplerinden ricam paşamı yeteri kadar iyileştirsinler. çok iyileşmesin. espri yapacak takati bulamasın mesela. nefes falan alsın işte. bakın ne kadar hümanistim. kenan yaşasın istiyorum. daha doğrusu ölemesin istiyorum.
bir grup gerizekalı güdümlü yaşamaktaktan sıkıldıysanız,
herhangi bir otoriteye bel bağlamak istemiyorsanız,
sandık-seçim-kadro gibi kavramlardan mideniz bulanıyorsa,
katılın : http://groups.google.com/group/anarsistulke
an itibariyle 17 kişi olan bu güzide topluluk bir an önce dallanıp budaklanıp müsait bir kara parçasına konuşlanmak ister. projeden 62′nin diğer yazarlarına bahsetmedim ama biliyorum ki ada olayını duydukları zaman “abi anarşik gibi gidelim off-shore bankacılığı yaparız” diyecekler. hahaha şaka tabi olur mu öyle şey. bütün hükümetlerin karasuları dışında ahlaklı bir homo erectus gibi yaşayacağım.

götünde pireler uçuşur dedikleri insanlar, bir de huzuru bulamayanlar var. bulamadığı halde yanlış yerde arayanlar var. ben mesela zamanında huzura doğru programını çok seyrettim, programın giriş jeneriğinde yer alan denizin üzerindeki hızlı yolculuğu da huzura giden yol diye bilirim. bu yüzden uçakla kıta değiştiren arkadaşları da çok kıskanırım. üç beş saat atlantik üstünden bulabilirler huzuru, tabi bulutlardan başka şeyler görürlerse. okyanus bitince amerika gelir, orada da huzur yoktur, orada kkk elemanları vardı. japonlara sik kafalı derler ama bunlar japonlara rahmet okutturur.
huzura doğru izlemiyorum artık, hiç alakam bile yok. dağlara tırmanıp oralarda bulacağım mutluluğu sanırım. ciddi ciddi de fikirlerim var. bu fikrimi bazı kız arkadaşlarıma açtım sadece, zevkle gelebileceklerini söylediler. bir dağlar kalmıştı benim için, müthiş maceralarımı yine burada paylaşırım.
genel valisi
velhasıl, asıl mühim manevra valinin yaptığı. foku yedikten sonra “eskimo geleneği olduğu için yaptım, yoksa işim olmaz” demiş. harbiden eskimo geleneğiyse sokarım öyle barış toplumu modeline. eskimoca’da “savaş” kelimesi yokmuş, çünkü bu herifler her daim barış içinde yaparlarmış. iyi de sevgili skimolar siktiniz canım hayvanları. canlı foka otopsi yaptınız. valiye kanlı kalp yedirdiniz. niye barışçıl insan ayaklarına yatıyor sunuz ki?
ayrıca eskimoca’da yarrak kelimesi olmasa alaska’da bölünerek mi çoğalacaksınız mnakoym.
bunları kutlamak çok yaygın bir hal aldı. herkes kutluyor. hediyeler alınıyor. parti planları yapılıyor. “belki parti sonrası kız düşürürüm”cüler o güne özel temiz iç çamaşırları giyiyorlar. bayanlar zaten olası bir kaza ihtimaline karşın herzaman temiz iç çamaşırı giyerler. black metalci kızlar ve 68′in çicek kızları hariç tabi ki.
işin beni düşündüren kısmı aslında bu konuda türk kızıl komünistlerinin duruşu. bu herifler de camel paketleriyle, yeşil parkalarıyla iştirak ediyorlar bu doğum günü organizasyonlarına. hatta bazen doğum günü çocuğu bile oluyorlar. okulu bitince bask yöresinde gerilla eğitimi alacak kolektiflere birşey demiyorum*. onlar sınıfın tek kurtuluşu, böyle işlere girmezler. marks, engels diye yanıp tutuşan birçok djonov kardeşim, bir yıl daha yaşlanmasını kutluyor amına koyayım. olur mu öyle şey. nerde kaldı marksist diyalektik nerde kaldı metafiziği inkar eden devrimci ruhu. sistemin işlediği her bir fazla dakika için oturup ayrı ayrı ağlamaları gerekirken her geçen yılın aynı gününü kutluyor bu menşevik puştlar.
liman-iş sendikasına bağlı sapır sapır ölmekte olan internet sörfçüsü güverte kaynakçılarına sesleniyorum; gençler doğum günü falan kutluyor, siz ekmek yiyemezken onlar pasta yiyor. hatta şampanya bile içiyorlar. öyle kitle lideri, arazi vitesi falan beklemeyin. bi de mola noktalarına bırakılmış sendika fasiküllerinden uzak durun. illa meşkale istiyorsanız gorki’nin anasını deneyin.
make a wish,
it’s for you bliss,
enter the world of pink dreams,
here are the keys.
bir türk grubunun yazdığı en iyi ingilizce nakarat, sözlerin hangi gruba ait olduğunu bulana mersedes. mercedes değil ama mersedes.
polisler çok büyük insanlar. türkiyede olsun almanyada olsun bir hareketleriyle insanları rükuya sokabiliyorlar. biz de polis abilerimize toplum olarak saygılıyız icabında.
n.k.p.v.a.s.

insanlar eşit olarak doğmuyor ki, olmuyorsa olmuyor, zorlamamak lazım. misal şu fotoğraftaki çocuk, yazık ne işin var yavrum büyükşehirde. bu şanssızlıkla travesti olarak biter hayatın, kader seni kötü yerlere sürükler, şehrin acımasızlığı seni bir sokak kedisine çevirir, ömrünün her anı boklu dere gibi akar gider. soner sen de çok sağol, fotoğraf onundu, izin almadım tabi kullanırken.
boş vakitlerimde çok fantastik türküler yazıyorum. özgeçmişimde de belirttim bu durumu. boş vakitlerinde kitap okuyan tiplerden çok daha samimi olduğumu düşünüyorum. hemen her gittiğim iş görüşmesinde cv’mimdeki bu ayrıntıyı soruyor aylin hanımlar. mülakatlarda muhattap olduğum insanların yarısı aylin. sevda, selin, ebru, nil falan da çıkmıyor değil, ama hep o mecralarda geziyor isimler. mesela bir şefika yada raziye yok. her neyse. şirketlerin aylin hanımları “hobilerim bölümünde türkü yazdığınızı görüyorum” diyip kaşlarıyla soru işareti koyuyorlar cümlenin sonuna. evet diyorum; yöre, hava demeden türkü yazarım. son türkümü de nobel barış ödülü alan obama‘ya yaktım.
böyle yaparım arada. ben böyleyim. çok kuvl ve umursamaz ama bir o kadar da masum olduğumu düşünüyorum.
ayrıca bilmiyorsanız öğrenin. “it’s not who votes that counts. It’s who counts the votes.” yani olay oyları kimin verdiğinden çok verilen oyları kimleri saydığı. yalnız çocuklara yavaş girsin lan bu polisler.