polislerimiz üzerine oynanan oyunlar

ne var ne yok, sevgili tüketiciler. bugün de kamu gardiyanlarımıza, kelle koltukta emekçilerimize, iç güvenliğimizin ete kemiğe bürünmüş teminat mektuplarına, yalnızca bir kelimeyle geçmem gerekirse polislerimize aslında ne kadar haksızlık yapıldığını dillendirmek adına siz okurlarımın karşısındayım.
dün ve yahut ondan önceki gün. gündemi takip etmediğimden mütevellit tam da emin değilim, ama kesinlikle geçen hafta içinde türk polisinin yerinde müdahalesi yine çok talihsiz bir olaya rastladı. şu anda adını tuşlayarak apple marka kar beyazı klavyemi kirletmek istemediğim bir partinin ilçe yöneticilerinden birinin, emniyet güçlerinin entropiyi düşürmek için giriştiği operasyon sırasında öleceği tuttu. her zamanki gibi, bazı kendini bilmezler  çevik kuvvetimizin lağvedilmesini istediler. hatta daha da ileri gidip, sözde olayın sorumluların çarmıha gerilmesi için, son derece mesnetsiz bir kırtasiye (dosya) hazırlamak marifetiyle konuyu bölge savcılığına intikal ettirdiler. müstakil hadiseleri toplumsal tragedyalara dönüştüren gündem vampilerinin, başka bir deyişle bağımsız medya kuruluşlarının yarattığı galeyana twitter andavalları da iştirak edince kahraman teşkilatımızın imajı büyük yara aldı. birkaç solcu rantiyerin tiraj kaygısı koca bir teşkilatın halkı için yaptıklarını unutturabildi, aklım almıyor. sel mağduru teyzenin bir polis memurunun sırtındaki pozunu halen günlüğümün sayfaları arasında saklarım. peki ya, kırk kilo kokaini eliyle koymuş gibi bulan narkotik şube köpeği anton’u ne çabuk unuttunuz. sözümü “peki ya engin ceber” diyerek kesmeye çalışan sol neşriyat tayfasını duyar gibiyim. fevziye cengiz diyen kadınlarımızı ya da festus okey diyen afrotürk vatandaşlarımızı da duyuyorum. hepinize söyleyeceğim tek şey şudur arkadaşlar: sepetten elbette çürük yumurtalar çıkabilir. fakat bütün yumurtalar çürüktür demek hiç de ılımlı bir yaklaşım değil. diğer taraftan hali hazırda mahkemesi görülen konular hakkında naylon bir gündemin oluşmasına sebebiyet verdiğini düşünüyorum. ayrıca polis akademileri ıpıl ıpıl yeni jenerasyon polisler yetiştiriyor artık. psikoloji ağırlıklı yeni müfredat ile aktif saha görevleri öncesi polis adaylarındaki empati güdüsünün artırılması ile halk yararına en ivedi şekilde karar verebilecekler. birkaç sene sonra zaten eser miktarda olan orantısız güç kullanımıyla boyanan abartılı gazete manşetleri görmeyeceğimizi umuyorum. yine de emniyet birimlerimizi karalamaya çalışan fraksiyonlar ve geri zekalı köşe yazarları yapacaklarından geri kalmayacaklardır. imaj çalışması yerine asıl işi olan soruşturmalara ve iç güvenlik sorununa teşkilatımızın tüm enerjisini vermesinin yolu bu çığırtkanlara gereken mukavemetin halk tarafından gösterilmesi gerekiyor. sevgiler.

çok fena durumlar çok

yahu aslında ben ne kadar yalnızmışım, durumlar sandığımdan da fenaymış. geçen gün farkına vardım. yalnızlıktan sıkıntıda öleceğim demiyorum ama bankta tek başıma oturup kahve içtiğim gün sadece adres soran bir kişiyle konuştuğumu farketmem çok acı vericiydi. yaşadığımız galatasaray mağlubiyeti sonrası beni sadece annemin arayarak taşak geçmesi de cabası, önceden böyle olmazdı. kendimi paketin dibinde kalmış, parçalanmış, kırıntılara bölünmüş bir peynirli kraker gibi hissederken ablama açılayım dedim. “çürüyüp gidecek olan bir organik madde içimi sızlatıyor” dedim, “ben heykelini yaparım merak etme” dedi. beraber metro beklerken ona sarı çizgiyi geçirttim. dünkü takvim gazetesinde yarım sayfa haberdi zaten. şimdi heykelini yapıyorum, ara vermişken bir şeyler yazayım dedim.

küresel ısınma yalanı

biz türkler, progrese aşık bir millet olduğumuz için sürekli bir biçimde gelişerek değişme eğilimindeyiz.

mesela ben küçükken, ev oturmalarında bitkiyle aynı odada uyumanın yan etkilerinin bilimsel açıklamalarıyla aileden aileye aktarılması gibi bir genelenek vardı. bitkiler ancak güneş varken fotosentez yapabiliyordu. fotosentez karbondioksitin oksijene çevrilmesi demekti. gece, güneş olmadığı için bitkiler, fotosentez yerine solunum yapıyordu. bu da o küçük sevimli menekşeyle odada uyuyan şahıs arasında bir oksijen rekabeti oluşturuyordu. insanı öldürmese de solunum güçlü yaşatabilecek bir durumdu, bu durum. konunun yazılı basın organlarına aksetmesinden sonra bitkiler baş uçlarından cam önlerine transfer edildi. hatta cam güzeli dediğiniz şey o dönemin bitkisidir. biz milletçe bu asparagasa inandık. hala da inananlar vardır muhtemelen. birisi de çıkıp “be amınakoyduğum çocukları her gece odada iki kişi yatıyorsunuz bi’ yarrak olmuyor da sik kadar çiçek mi keyfinizi bozuyor” diyemedi. buna son sayfa efekti denir, sevgili okurlar. herhangi bir gazetenin en dip sayfasında görebileceğiz bikini modellerinin hemen altında verilen her habere inanılır.

küresel ısınma da kocaman bir yalan. nereden mi biliyorum. çünkü ben akıllıyım. aslında gayet averaj bir birey olmam gerekirken; doğanın yüzyıllar önce yapması gereken seleksiyon, sizler gibi beyni mercimek kıvamındaki et yığınlarını elemine etmesi bir süreç gerektirdiğinden iskambil kağıdı kalınlığındaki akıllı dilimine düşüyorum. ahaha. neyse.

daha yeşil bir çevreyle kafayı sıyırmış arkadaşlarımızın doktrinleri şöyledir: karbondioksit, sera etkisi yaratan bir gazdır. sera etkisi çok ama çok kötü bir şeydir ve buzulların erimesine neden olur. iklim değişikliğinin asıl nedeni buzulların erimesidir. ayrıca hepimiz boğularak can veririz. bunu önlemenin tek yolu ilkel tarım yapmak ve diş fırçası yerine misfak kullanarak karbon ayak izimizi ufaltmaktan geçer.

merhaba, yine ben. buzullar eriyebilir. buzullar yine olacaktır. süreç genelde sinüzoidal işler. hepimizin kötü dönemleri vardır. üstelik gereksiz yere yuvarlaksanız çok deşhetengiz buhran anları yaşayabilirsiniz. dünyadan bahsediyorum. ahaha. kaldı ki, 2008’deki noaa verilerine bakılırsa kutuplardaki buzullar hiç olmadığı kadar erekte ve kutup ayıları benden daha fazla şevişiyor olacaklar ki, son yirmi yılın en yüksek populasyonuna ulaşmışlar. yani sorun yok. gençler, hummer‘larınızı garajdan çıkarabilirsiniz.

böyle haberler çıktığında bana bir iyilik yapın. ve inanmadan önce haberi sesli okuyun ve frekansların iç kulağınıza ulaşmasını bekleyin. belki mucizevi bir an yaşanır ve kafanız gelen input’ları yorumlayıp, mantıklı çıkarımlar yapabilirsiniz. mesela aynı dönem mars’ta da buzul örtüsünün inceden inceye kaybolmaya başladığını okuyup, şunu diyebilseniz süper olur bence: “ağ. mars’ta ağır sanayi ve kablolu televizyon varmış.” bunun için bile size minnettar kalabilirim.

bu arada keşke obama yerine al gore seçilseydi lan. çevre tatavasıyla ile ilgili vaad ettiklerinin yarısını yapsaydı amerika yüzde yüz elli küçülürdü herhalde. çok gore bir sahne olurdu gerçekten de. yanlış anlaşılmasın sınai kalkınma en nefret ettiğim kalkınma tiplerinden bir tanesidir, ama sırf daha yeşil bir dünya için ekonomik büyümeyi durdurup, dünya halkının bekası için zorunlu küçülmeye çevirmek benim için bile ütopik, sevgili tüketiciler. siz yine de yeşiller partisi‘ne oy verin. o tip derneklere giderli karılar takılıyor.

yirmi iki kasım

merhaba, sevgili tüketiciler. sanırım hükümet boşalmak istiyor. ve bu yardım elini hiçbir şey yapmayarak sizin uzatacağınızı düşünüyorum. bilişim teknolojileri ve iletişim kurumu, ülkenin dünyaya açılan yerlerine magnum boy bir prezervatif geçirmeye çalışıyor. gerekçelerinin ne olduğu konusunda en ufak bir fikrim dahi yok. ama çocuk pornosu olduğundan şüpheleniyorum. kendi adıma konuşmam gerekirse çocuk pornosu izlemem. bi’ kere çocuklardan nefret ediyorum. ve bu bence izlememek için gayet yeterli bir sebep. biliyorum, çoğunuzun çocuk istismari içerikli görsellere bakmanız için böyle nedenlere ihtiyacı yok. diğer bu düzenlemenin henüz gelişme evresindeki veletleri internet üzerindeki zararlı içerikten korumak gibi misyonu olabilir. olmasın lütfen. çünkü olsaydı, mikropların sağa sola sıçramaması için sifonu çekmeden önce klozetin kapağını kapatmamızı tembihleyen, fakat taharet bezi kullanmaktan bir türlü vazgeçememiş dedem kadar saçma olurdu. tüm denemiş psikolojik yöntemlerle sabittir ki; insanoğlu tarihin başlangıcından beri, annesinin saklamak için kaldırdığı ayıplı materyalleri bir şekilde bulma eğilimindedir. porno. her zaman, her yerden, her şekilde edilebilir. çünkü bu porno. içinde insanlar var.

diğer taraftan bu filtrasyon zımbırtısı porno morno ayağına özgür dillendirme hakkını milletin elinden almak için ortaya atılmış bir düzenleme de olabilir. tabi bunu asla bilemeyeceğiz. ne de olsa bizim yerimize iştişare edip kararlar alabilen seçkin bir azınlık var.  ve usül konusunda da oldukça ketumlar. muhtemelen. filtrelenen sitelerin listesi gizli tutulacak. siteyi götüren adamlar filtrelendiklerine dair bilgilendirilmeyecek. siteler kapsamlı bir araştırma yapılmadan, btk’daki üstün yetkilerle donatılmış birkaç adamın sikinin keyfine göre filtrelenebilecek. ve artık 62’ye kimse google’a “kombi siken adam” yazıp gelmeyecek. internette dumansız hava sahası. süper.

amına koyduğum dünyasında sınırlar bir bir kaldırılırken, türk hükümeti hâlâ domino efektinin önüne geçmek istiyor. arama motorlarında hayvanlı porno arayan bir insanı, hayvan haklarıyla ilgili bir yazıyla baş başa bırakan biz ve bizim gibi oluşumları filtreleyerek gidermeye çalışan hükümetin vizyonsuzluğu muhteşem bir tez konusu olur. zamanı geldiğin de kendi kırmızı çizgilerinizin için de kaybolacaksınız. eksiltili bir iletişimle birleşik bir dünyaya sahip olamayız. filtrelenecek tüm bloglar adına. AM!

verdiğim sözü tutmanın zamanı geldi

woodstock 69′un 40. yıl kutlamalarına sponsor arayan zihniyeti geçiyorum, (kokakola olsun istersen sponsor rock n coke’la birleştirsin oley, arsa için de hükümetten izin alalım nasıl olsa devlet bahçeli.) vudsıtok da vuudsıtok diye diretilmesini zaten geçiyorum, ne nostaljikmiş millet be. yeni bir söz söylemeye göt kalmamış kimsede. her bok geçmişi analım, çeguevara tişörtleri giyelim böylece topluma duyarlı duyargaçlı, bol üç noktalı derin düşünceli, biraz agnostik biraz devrimci biraz liberal olalım, pratikte aynı imajda farklı olarak gelecek güveni verip deli yürek pozuyla karizma-hatun götürelim.
gene de dünyanın hali kötüleşmiyor lan dünya mis gibi yer halen. ama insanlar baya mal, bi de canlılar için ortam zorlaşıyor: küresel müresel ısınma, kirlilik felan. ki bu mallaşma, son günlerin değil son yüzyılın meselesi. sosyopatlık bedava yaşasın cesur yeni dünya.

not: vaktiyle burada “en güzel yorumu yazı olarak yayınlayacağıma söz veriyorum” diyerek gereksizliği her halinden belli bir atılım yapmışım ama sözümü tutmanın zamanı. vaktiyle dediğim 11 ağustos 2009. samimi bir itirafta bulunayım: 2009 yılı bu blogda en aktif olduğum dönem olmuş ama hiçbir şey aklımda kalmamış. sivil de katıldı bana bugün bunu söylediğim. siz sevgili okurlarımıza ihtiyacımız var bu yüzden. teşekkürler.

bu gidiş çok ani oldu

evde oturmuş 4 kaplumbağayı ninja, bir fareyi ermiş, bir gergedan ile domuzu punkçı kankalar, bir beyni de dünyayı yok etmek isteyen kötü olarak göstermenin nasıl büyük bir hayal gücü olduğunu düşünürken aldım o kötü haberi. sonra aklıma diğer bir kötü kalpli olan ninja şıreydır ve hevesli gazeteci eprıl geldi. olaylar daha da karıştı.

şu anda milyonlarca genç

adının ygs olduğunu düşündüğüm -sandığım, her ne skimse- sınavda ter döküyor, döktü. döktü de noldu? bir şey mi oldu? hayır. sınavlar daha devam edecek.

hiç eğitim sistemi tamlamasını içeren cümleler kurmayacağım, bu da sondu. bu sabah saat 9 gibi uyandığımda önce gözümdeki çapağın beni rahatsız ettiğini farkettim. sonra da aklıma bugüne ygs’ye giren genç arkadaşlar geldi. ulan kalkıp bir şeyler yazayım dedim ama inanır mısınız çok koyardı pazar sabahı o saatte kalkmak. anca kalkabildim şimdi. ama yatakta kaldığım süre boyunca eski manitalardan süre kaldığı kadar ygscileri düşünmeye çalıştım.

iyi bir üniversitede okumak, ne bileyim, iyi bir gelecek herkesin hakkı. ama ben sınava girdiğimde hiç böyle düşünmemiştim. benim zamanımdaki sınav öss diye kısaltılıyordu. sınav anında dışarıdan birinin gelip “amına kodumn çocukları inşallah kazanamazsınız” diye bağırıp bulunduğum sıkıcı ortamı şenlendirmesini istedim tengri’den. olmayınca sınavın felsefe bölümüne geçtim.

bugünkü ygs’de 0 çekenleri açıklamakla birlikte “istediğimiz sorudan başlayabiliyor muyuz?” diye soranları da açıklamalılar bence. bizzat şahit oldum girdiğim tek sınavda. başka yerlerde de oluyordur mutlaka.

neyse uzatmayalım lafı. yukarıdaki görsel özellikle sınava giren erkek öğrencilere armağanımdır -bir an kendimi atatürk gibi hissettim-. sınava hazırlık dönemi boyunca o stresi yaşayan, çıkardığı sivilceler yüzünden suratı talan edilmiş havuç tarlasına dönen öğrenciler, birleşin! -şimdi de marx oldum-. birleşin, kerhaneye falan gidin, beyoğluna gidin, yanında manitası olan kızlara laf falan atın, mevzu çıkarın. gün sizin gününüz -şimdi de üstün dökmen-

kılıçdaroğlu rüzgarı


pek modern ülkemiz fellah tayfasının tekeline düşmesin kafasıyla yıllardır chp’ye oy veren insanlar, gecenin şu pompaya en müsait saatlerinde büyük ihtimalle oturmuş haber sitelerini okuyarak siklerini sıvazlıyorlar. yok lan, baykal prodüksiyonla falan alakası yok. neden peki, çünkü “solda” küskünler barışıyor.

neye darıldığı artık unutulan küskün kamer genç’in mesajı vermesi, geçtiğimiz yerel seçimlerde gönlü alınan tecrübeli küskün murat karayalçın‘ın parti yönetimine pike yapması gibi haberleri ayrı ayrı sekmelerde açıp tekrar tekrar okuyup elektrobugi yapan insanlar canlanıyor gözümün önünde. peki ya cumhuriyetle yaşıt olmasına rağmen ufak bir galaksi büyüklüğündeki çantasını hâlâ ilk günkü kondisyonuyla taşıyabilen rahşan ecevit. ve rahşan ecevit’in yanında getirdiğini iddia ettiği bülent ecevit’in ruhu. her seçim öncesi chp’ye geçme sinyalleri verip son anda geçmeyen yılmaz büyükerşen‘in bu sefer harbiden altı ok’lu formayı giyeceğinin mesajlarını vermesi. oğlum(!), bir chpli bir solcunun en mutlu günü bugün olsa gerek.

tüm bu kafa tokuşturmaların, uzlaşmaların, birleşmelerin üstüne kılıçdaroğlu’nun ağzından yolsuzluk ve yoksulluk kelimelerinin ardarda çıkması ve alt komşumun garaja geçerek arabasından bize çelik’in yorumuyla 10. yıl marşı’nı son ses dinletmesi. tüm bunlar bana resmen ülke çapında bir ayinmiş gibi geldi.

merhaba. memleketin çeşitli yerlerinden anahaber bültenine bağlanan kofti spiker ağızlarına daha fazla devam edemeyeceğim. o yüzden bundan sonra söyleyeceklerim pek çoğunuzun pek hoşuna gitmeyecek. kemal kılıçdaroğlu yerinde olsam ilk iş günü itibariyle önce chp kadın kollarını sonra da chp’yi lağvetmek için gerekli olan dilekçeyi ilgili makama veririm. chp’yi genelnekten statükocu olduğu için, kadın kollarını da artık tayyörün modası geçtiği için.

yanlış anlaşılmak istemem, yanlış anlayanın da amınakoyayım : kemal kılıçdaroğlu‘yla bir sorunum yok. kendisi yolsuzluk yapanları sikertmek branşında çok başarılı bir atlet. yalnız zamanında kendi tekellerini yaratmış bir partinin taze genel başkanı yoksulluğu bitireceğiz, üzerine de tüy dikeceğiz minvalinde beyanatlarda bulunursa  “abim yavaş gel” çekmek zorunda hissederim kendimi. çıkıp şunu dimdirekt söylese : “arkadaşım hepimiz patates yetiştireceğiz, herkesin karnı doyacak ama sefalet içinde yaşayacağız”. oy vermekle kalmam götümü de veririm. borç yükü artmayacak, işsizlik azalacak, enflasyon azalacak. alice harikalar diyarı’nda amınakoyayım.

kurultay’daki bu şenlik havasına hiç şaşırmıyorum. çünkü chp delegeleri kemal sever. yakın örneği kemal derviş. uzak örneğini hepiniz biliyorsunuz. lan bu arada baykal’a da çok ayıp oldu. gerçi ben bu baykal canlısının kafasının nasıl çalıştığını halen anlayabilmiş değilim. istifa etmek için binlerce neden varken sen git aralarından seks kasedini seç. sevgili baykal, senelerdir tek iktidar hamleni o kasette gördük. tam oy verecektik, istifa ettin. oldu mu şimdi.

düşünün

düşünün. bugün 1700 kalori yaktığınızı ve vermeniz gereken 26 kilo olduğunu düşünün. koşmanız gereken bir maraton olduğunu ve sol bacağınızın olmadığını düşünün. göç yolunu unutan bir kuş olduğunuzu düşünün. gökyüzünden süzülerek düştüğünüzü düşünün. dönmemek üzere uzak bir yere gideceğinizi ve arkanızda bıraktığınız tek kişinin aslında sizi tanımadığını düşünün. masum olduğunuz halde idamla yargılandığınızı düşünün. günde 14 saat çalıştığınızı, emeğinizin ederinin tek somun ekmek olduğunu fakat isyan hakkınızın olmadığını düşünün. bir barış elçisi olduğunuzu ve yol kenarında tecavüze uğradığınızı düşünün. aktivist olmadığınız halde coplar altında ezildiğinizi düşünün. en kötü ihtimalle önünüzde yaşayacağınız 40 yıl olduğunu ve kamboçya’da bir mayın tarlasının ortasında olduğunuzu düşünün. alzhemir’dan muzdarip nobel ödüllü bir fizikçi olduğunuzu düşünün. eşcinsel olduğunuzu ve tek güvencenizin komşularınızın onayı olduğunu düşünün. kör olduğunuzu düşünün. müziğin hiç varolmadığını düşünün. zorunlu askerlik nedeniyle nöbette olduğunuzu, üstünüzün elinize pimi çekilmiş bir el bombası tutuşturduğunu düşünün. böyle bir durumda neyin uğruna “şehit” olduğunuzu düşünün. bir “kalecinin penaltı anındaki endişesi”ni düşünün. açlıktan kırılan bir ülkede sadece 3,5 yaşında olduğunuzu düşünün. angelina jolie’nin sizi evlat edinmeme ihtimalini düşünün. uluslararası bir silah kartelinin lideri olduğunuzu düşünün. kaşlarınızın arasında doğru gelen mermideki ironiyi düşünün. sevdiğiniz kızın hayvanlı pornosunun çıktığını düşünün. taksim’deki yılbaşı efektinden bihaber bir turist olduğunuzu düşünün. pollyana olduğunuzu düşünün. ananızın sikildiğini ve “valide için de bi’ değişiklik oldu” dediğinizi düşünün. aids’li olduğunuzu ve hamile kalana kadar haberinizin olmadığını düşünün. bir dünya para bayılıp aldığınız son model spor arabanızla levent trafiğinin içinde kaldığınızı düşünün. tek taş yüzük için şekilden şekile giren kadınları düşünün. kongo madenlerindeki çocuk işçileri düşünün. ortaçağ avrupa’sında cadı yada bugünün türkiye’sinde allahsız damgası yediğinizi düşünün. dünya görüşünüz sırf birileriyle örtüşmüyor diye yarın infaz edileceğinizi düşünün.

bir yanılgıyı düzeltmek isterim

haritada milletin sikini taşağını istediği gibi salladığı beşeri sınırları olan bir kara parçası bulamayıp kütahyalı‘nın köşe yazılarına yumulan “anarşizm sıçar baba” insanları için var, güney afrika’daki otonom komüniteler ve enstitüler, arjantin’deki antrepo alanları, manhattan’daki işgal bölgeleri, beyşehir gölündeki mada adası. yeri geldiği zaman bir kahve dükkanı bile sisteme delici bir eleştiri olabilir. bir gofreti ikiye bölen çocuk farkında olmadan ekonomik sorunlara derin bir kavrayış getirebilir. bu tip basit eylemlere de çıkıp ütopya diyebilenin insanlığından şüphe eder, yolda denk gelirsem çok feci döverim. özgürlük, basit olaylar bütünüdür. “insanca olmayan” bir açgözlülükle başkalarının kazançlarını ezmek değildir. onun adı başkadır ve orospu çocukluğudur.

  • 1911 senesinin bilmem hangi ayında peydah olduğu bilinmeyen the times gazetesi anarşizmi “bireyin her istediği haltı yemesi” olarak tanımlamış.
  • bundan 3-4 ay önce çok “ara” bir partinin pek “ara” genel başkanı, “70’li yıllardaki anarşistlerin yarısı mit güdümündeydi” demiş. “ara” da böyle bir kelime her yola geliyor.

senegal notları

eskiler bir başkaydı sanki

tatil için gittiğim senegal cumhuriyetinden kafamda bir dünya şeyle geri döndüm sevgili dostlar. hakikaten bir dünya şey, inanılmaz olaylara sebep olacağım bu bir dünya şeyle. bir de gelirken yolda paul engemann’ın “push it to the limit”i kafamın içinde döndü durdu.

senegal üzerindeki ozon epey bir incelmiş, havaalanında farkettim bunu. neyse ki beni mutasyona uğratacak ultraviole ışınlarına maruz kalmadım. canım ülkeme harika birli olarak dönme fırsatını kaçırmış oldum böylece. bu arada bu yaşıma kadar harika dörtlüden hangisi olmak istersin diye soran kızlara hep taş adam dedim, bu geyikler sadece kızlarla yapılıyor. taş adam dememin sebebi de belli etmese de içlerinde en duygusal olanı olması. eğri oturup doğru konuşmak lazım şimdi.

çizgi filmlere girmişken az önce aklıma tom ile jerry’nin kanka olduğu bölümler geldi aklıma. tom ile jerry olsalar da arada sırada olumlu paylaşımlarda bulunabiliyorlar kendi aralarında, bunu hiçbir zaman başaramayacak olan ünlü ikililer bir zahmet yorumlara gelsin.

senegal’de seks yok bu arada.

yukarıdaki fotoğraf senegal’in önemli topluluklarından biri olan baaba maal‘ı görüyorsunuz. hepsi maykılceksın ameliyatından olmuş sıradan. onlar için senegal’in bidılzı deniyor. ilkel rock soundu ile günümüzün modern shoegaze zımbırtılarını şeediyorlar, harmanlıyorlar.

gizli kahramanlarımız ı. ve m. hakkında da bir iki kelam edelim. ı.’nın götü kocaman olmuş, bence abartıyor. m.’nin götü bu akşamki derbiden sonra kocaman olacak.

yakın zamanda dünyayı kurtaracak bir başka yazıyla yine burada olurum herhalde.

kanada’ya kanamadım, obama’ya kıyamadım

ağıza oturan isimde son nokta : hüseyin barak obamaboş vakitlerimde çok fantastik türküler yazıyorum. özgeçmişimde de belirttim bu durumu. boş vakitlerinde kitap okuyan tiplerden çok daha samimi olduğumu düşünüyorum.  hemen her gittiğim iş görüşmesinde cv’mimdeki bu ayrıntıyı soruyor aylin hanımlar. mülakatlarda muhattap olduğum insanların yarısı aylin. sevda, selin, ebru, nil falan da çıkmıyor değil, ama hep o mecralarda geziyor isimler. mesela bir şefika yada raziye yok. her neyse. şirketlerin aylin hanımları “hobilerim bölümünde türkü yazdığınızı görüyorum” diyip kaşlarıyla soru işareti koyuyorlar cümlenin sonuna. evet diyorum; yöre, hava demeden türkü yazarım. son türkümü de nobel barış ödülü alan obama‘ya yaktım.

kanadalıları sevmem. yüksek standartlara sahip orospu çocuklarından başka bir şey değiller. amerikalılar öyle mi allaşkına. amerikanya’da hiçbi’ nane olmasa çeşit çeşit köprü var. çift katlı köprü var. kırmızı köprü var. kaldıki obama gibi şahane bir piresidentesi de var. nobel barış ödülünü alması için karizması bile yetti. ne karizması lan, kara kuru çitlenbik gibi herif diyenleriniz olabilir. yanılıyorsunuz dostlarım. her afroamerikalı’nın en az 20-25 santim karizması var. yok abi karizma bu ödül için kriter değil ise neden aldığını anlayamadım. ırak’tan ince ince çekiliyor diye olabilir mi acaba. ırak’tan çekilip afganistan’a yeni kuvvetler gönderenlere mi veriyor olabilir mi norveç varikoselle mücadele derneği?

anlamadığım bir şey daha var : küçük tayyip yıllardır icraat, ayladır açılım yapıyor fakat fahri doktora ünvanından başka bir bok alabilmiş değil. norveçli bunaklar sırf “al sana zenci” diyebilmek için obama’ya ödül vermedilerse ne olayım.

çok ama çok seks

ı.e. nin bloguna attığım yorum beni yordu, şimdi kendimi biraz daha yorayım dedim. yorum bu;

beğenmediğin dizinin orospu kızı ex-aşkına “kalbimin kapılarını sana açtım” diyordu. o geldi aklıma, çok güldüm yahu. şimdi bunun konuyla ne alakası var, ben de ona geliyorum. çenemi yarıyordum ben de gülerken, yarayazdım adeta deyip güzel Türkçemizin kendinden güzel güzelliklerinden faydalandım. Birgün fotoğrafını ben çekersem ancak o zaman Hürriyet fotogaleriye çıkarsın, gelgelelim bu daha gerçekleşmedi.

ı.e. hürriyet fotogaleriye çıkmak istiyor, merak eden sivili’in şu postuna baksın. ahh ahhh, şu hürriyet’in sitesindeki sayfaları dolaşıp kaydebilen zaman ofis çalışanlarımız kendi işlerine ayırsalar ne kayıt dışı ekonomi kalırdı, ne ab kapılarında sürünürdük, ne de iharacat rakamları düşerdi. ama olmadı, yapamadık. bir de ı.e. çenesini yarmış, kendisine çok geçmiş olsun diyoruz.

blogumuzun diğer gizli kahramanı m.g. günlerdir laptop arıyor kendine. hala alamadı, packard bell alacak sanıyorum. bugün almaya gitti, alamadan geldi. kendisini yakında yeni zellanda notları kategorili yazılarıyla burada olsun diyenler parmak kaldırsın.

alın verin ekonomiye göt verin

faruk abinin "paket ederler adamı" deyimini 19 yıl sonra çözebildim.taa en başından peşinen belirtmek isterim ki bu reklam kampansına aldanıp koşar adım karısının bileziklerini bozudurarak çılgınlar gibi alışveriş yapan bireyler için zaten yapacak bir şey yoktur. kelleyi bünyeden sıyırmamış olup da bu kampanyaya öyle ve ya böyle destek veren koltuk çıkan varsa alayının topu orospu çocuğudur.

her şeyi sizin yerinize düşünen ekonomistler, akil iktisatçılar,  mübarek kabine üyeleri diyorlar ki; -bir şeyler almaya devam etmezseniz ekonomi çökecek. sınırlı likit ya da nakitinizle hayatınızı idame etmeyi becerebiliyorsanız zaten almanız gereken şeyleri alıyorsunuz demektir. hanginiz simit ya da peynir tüketmiyorsunuz. hanginiz su içmiyor, ekmek yemiyorsunuz. temel ihtiyaçları tüketmiyorum diyebilen uzaylı pornosunda oynatacağım. bu da benim istihdamım olsun. velhasıl, simitle, teker kaşarla simgeleştirilen şeyler devletçe onaylanmış tefecilerin avuçlarına yatırmanız istenen yastık altı birikimleriniz. bir anlamda hepinizin olağanüstü bir durumda götünüzü dayadığınız yer. kalifiye kevaşeler istiyor ki siz paralarınızı  bireysel emekliliğe yatırın ya da gidin 6 silindirli cip alın falan. bireysel emekliliğe yatırdınız mı yan bastınız. priminiz dolana kadar anaparayı çekemezsiniz. cip aldığınız zaman içinizden öyle bir vergi geçirirler ki kendinize gelemezsiniz. serbest piyasa normları aşkına nerede peki bu stabil ekonomi. yok öyle bir nane.

suyu kapatın, otobüs bekleyin, bisikletinize atlayın, 100 dolarlık tenis ayakkabısından, box office dvd’lerinden feragat edin. çocuk katili hummerlar yerine küçük ve çevre dostu bir hybridler alın. çok sıcak olursa camları açmak yerine kombiyi kapamayı deneyin. yerküredeki birçok materyalin sonlu olduğunu unutmayın. pırlanta gibi hafif karı aksesuarlarını alanlar nurettin hasman, takanlar ikoncandır. haddinizi bilin.

trivial : kaşar geldi dediği anda elini havaya kaldırıyor ya deniz gökçe işte osaat karısı mor çatı’ya doğru drift atıyormuş. bu ekonomi dehası hatunu bir keresinde hastahanelik etmişti. eee rol gereği deniz elini kaldırıp kaşar geldi diyince, kadın “girişir lan bu bana” refleksiyle yardırıyor sığınma evlerine. bunu bilin, böyle ciddiye alın.

çok acil cem garipoğlu lazım

abertürk : em aripoğlu engel bulmacaheehhe hahaha hohohooh. habertürk gazetesi cem garipoğlu’nu görenlerin yukarıdaki numaraya bildirmesini rica ediyormuş. asıllı espiyonaj sahibine 30 bin lira vereceklermiş. tamam eyvallah da aranan adamı ne diye mozaiklediniz be yavrucuğum.

asıl istenen açılım : kürtaj

bir baba düşünün 25 sene önce çekip gitmiş. 25 yıl sonra bugün gelmiş kapıya. elinde oyuncak dolu bavuluyla sinematografik bir şekilde “oğlum” diyor. ama sizin oyun oynayacak yaşınız çoktan geçmiş ve seneler önce evi terkeden insanın yerine bir başka baba figürü koymuşsunuz.

kapıdaki jöne ne dersiniz?
a) baba, babacığım
b) bilader aynı hızla ait olduğun yeşilçama gidiyorsun, bi daha da aurama girmiyorsun

a diyebilen malların cezai ehliyeti varsa beyinleri hava yapmış demektir. hayır, ehliyetiniz yoksa değerlendirin bunu güler sabancı çok tatlı para yardımı yapıyor böyle insanlara. ben “b” demekle kalmaz bir de elemana sopa çekerdim. o yüzden bugün kürt halkının beşir atalay’ın yaptığı pikelere taşaklarını kaşıyarak izlemesine karşı çıkmıyorum. on yıllardır ankara’dan sonrasını hiçe sayan hükümetlere alışmış hatta bu rutinden kudurmuştuk. dönem hükümeti çok şahane bir hareketle açılım yapmaya karar verdi.

açılım yaparken öyle şekillere giriyorlar öyle saltolar deniyorlarki gülerken götümü düşüreceğim diye korkuyorum. klark kent kıvraklığındaki başbakanımızı görüşmeleri akp genel başkanı kimliğiyle yaptığı için kutluyorum. nasıl iş lan o. burada başbakan orada genel başkan, sokakta böyle yatakta şöyle. sikimi evde bıraktım yanımda sucuk var edebiyatı yapılarak aslında “baba kimseyi uğraştırmayın sessizce kendinizi imha edin” mesajı mı verilmek isteniyor.

travesti ışıl

ı.e. blogumuza gizlice katkıda bulunan bir arkadaşım. diğer bir gizli kahramanımız m.g. mg’yi boşverin de ı.e. bana son olarak seksicazibe.com adlı bir siteyi pasladı. şişli taraflarında oturan bi travestinin müithiş marketing açılımı bu site. sağlam linklere sahip galiba. çok özel yerlere kutsanmış olacak ki üst sıralarda çıkıyor google aramalarında.

ı.e. nin de bir blogu var, size buradan pasladım onu da.

old school grindcore dalla turchia

beyoğlunda bakırköy-yeşilköy dolmuşlarına dönerken grindcore nazi siker yazısını görürdünüz. türk grindcore’u italya’ya faşist sikmeye gidiyor

not: bu yazı hiaxi nickli arkadaşımızın blogdaki en dalyarak -ve en güzide- okur olduğunu ispatladığından apayrı bir önem kazanmıştır, kendisini kutluyoruz. yalnız en güzidenin ne olduğunu ben bilmiyorum.

kenan evren gideyazdı

bir zamanların usta jokeyi kenan evren yan geldi.ettikleri hipokrat yemini paçalarından akan hekimlerimiz kenan evren’in direkten döndüğünü fakat durumun kontrolleri altında olduğunu bildirmişler. türk tabiplerinden ricam paşamı yeteri kadar iyileştirsinler. çok iyileşmesin. espri yapacak takati bulamasın mesela. nefes falan alsın işte. bakın ne kadar hümanistim. kenan yaşasın istiyorum. daha doğrusu ölemesin istiyorum.

anarşist ülke kuruluyor

bir grup gerizekalı güdümlü yaşamaktaktan sıkıldıysanız,
herhangi bir otoriteye bel bağlamak istemiyorsanız,
sandık-seçim-kadro gibi kavramlardan mideniz bulanıyorsa,
katılın : http://groups.google.com/group/anarsistulke

an itibariyle 17 kişi olan bu güzide topluluk bir an önce dallanıp budaklanıp müsait bir kara parçasına konuşlanmak ister. projeden 62’nin diğer yazarlarına bahsetmedim ama biliyorum ki ada olayını duydukları zaman “abi anarşik gibi gidelim off-shore bankacılığı yaparız” diyecekler. hahaha şaka tabi olur mu öyle şey. bütün hükümetlerin karasuları dışında ahlaklı bir homo erectus gibi yaşayacağım.