birinci lig bank asya

türk rock camiasının daha fazla grup çıkarmaması iyi oldu bir yerde, soluklandı arkadaşlar. gazoz firmalarının sponsor olduğu konserlerle anadolu’daki seyircilerlyle buluşuyorlar, aman ne güzel. açıkçası lambadan cin çıksa bir dileğim artık “ingilzce bir singılla dünyaya açılmak istiyoruz” diyen rock grubu üyesi görmemek olabilirdi ki ne lambaya ne de cine gerek kaldı. atari salonunda ken’lni blanka’ya kaptırmış oyuncunun tuşlara yumruk atarak kurtulmaya çalışması kadar çaresiz bir durumdu zira bu adamların halleri. e artık karizmatik rockstarlarımız da yok. zaten ergenliği ve erken yetişkinlik dönemi müthiş asosyallikle geçmiş adamın konuşurken takıldığı yerlerde “aaaaaa” diye yaptığı samimiyetsiz mesut yılmaz çıkışları “bakın ben karizmatiğim”den çok “yok lan bildiğin orospu çocuğuyum” mesajı veriyordu ki bunu basit bir analizle ispatlayabilirim. analiz dediğin psikanaliz, freud falan yani (burada adı evrim ya da devrim olan kızlara mesaj yollama derdindeyim. cumartesileri beyoğlu’nda oluyorum genelde, siz nasıl döneceksiniz? bize gidelim isterseniz?)

devamı gelecek.

imza: tek ülküsü 40ından sonra ufak bir anadolu beldesine belediye başkanı olup vatandaşa hizmet götürmek, tanınmak, sevilmek, sayılmak olan adam.

çoktandır elektrikler kesilmiyordu

çok mutluyum. sonunda kendisi ile gurur duyduğum ve hayatımı borçlu hissettiğim alt yirmilik dişim boy gösterdi. aynı küçük çocukların “göster amcana” komutuna verdikleri tepki gibi. bu yüzden sanıyorum çok duygusal bir insanım ve napolyon benim ruh ikizim. son zamanlarda kendimle ilgili bu tür fikirlerim oldukça yoğunlaştı. tam anlamıyla evlenilecek adama evrilmiş durumdaydım (sevgilisiyle birlikte mediafire’ı sömürmekten, coenlerin filmlerini izlemekten, torrent kullanımı ve makarna sosu konularında bilgi alışverişi yapmaktan zevk alan bir adam olduğuma göre, evet bence öyleyim). olgunlaşma demiyorum ama buna, sadece realizme attığım adımlar geçmişteki benliğimi çiğniyor. aslında olgunlaşma kavramının doğru anlamında da kullanıldığını düşünüyorum. içindeki çocuğu öldüren biri mi olgundur yoksa onu hiç bırakmadan yaşamının belli kesitlerin yürütebilen biri mi? düşünün kararınızı verin.

bazı arkadaşlarım var. üç dört ayda bir görüşüyorum bu arkadaşlarımla. her seferinde bana “çok realist olmuşsun” diyorlar. “şartlar” diyorum ben de. insanlar genel olarak benimle beni konuşurken samimi değilmiş gibi geliyor bu yüzden. çünkü her seferinde az önce belirttiğim şeyi söylüyorlar, çünkü dediklerini unutuyorlar, çünkü önem vermiyorlar -ergen tripleri-. ben bu tip insanlara düşünce tembeli diyorum. ölçekte de kendimi yerleştirdiğim konuşma tembeli kısmının tam karşısındalar. böyle garip tekniklerle insanları kategorize etme huyum geçmişten geliyor. önceden de geçen günleri kendime adıma gri ölçek üzerinde değerlendirirdim. bu teknikte de bir taraf siyah, öteki taraf beyaz. etrafım insanlarla çevrili olduğu için hiçbir şey mükemmel olamaz. kötüyse bile mükemmel bir kötü değildir. herkes ve her gün gridir. ama kimi zaman açık bir gridir, kimi zaman koyulaşır ton. lan ben nelerle meşgulmuşum desem de kendime kendime, son zamanlarda açık bir tonda yaşıyorum.

saçmasapan iki paragraftı ama özür dilemiyorum. saatlerce elektriğin olmadığı bir günden ancak bunlar çıkabilirdi -fena yalanlar bunlar zaten-. bu arada evlenilecek adamı da sikeyim. içimde hala şımarık bir aslan yavrusu, arsız bir maymun ve gizemli bir japon balığı var.

iki çay bi kuş

güneşli, güzel mi güzel güncüğümün içine edildikten sonra bilgisayarın başına geçip bir şeyler yazmak istedim ama olmadı.

 

 

23 şubat 2008 akşamı neler yaptım?

tarih 23 şubat 2008… ulaş’ın yanındaki ilkay’a sezen nasıl kız? diye soralı tam 8 yıl olmuş (bu hikayede ulaş sezen’den hoşlanan, ilkay da sezen’le aynı sınıfta olan kız, sezen de kız işte). ilkay’ın cevabı tam sikimlik kızdı.

ufak çapta da olsa bir tartışma yaşamıştık o gün parkta. ama güzel cevaptı mucit ilkay’ın verdiği. dünyaları sikti attı adeta.

sonra aradan sekiz yıl geçti. geldik 2008’e…

bir şubat akşamı..

kendimizce bir takım sanatsal olaylara merak salmışız.

şimdi sitenin tepesinde hayatın tek ve gerçek anlamı olarak geçen bir ifadenin turuncu harfçiklerle masumca ifade edilişi bence epey bir sanatsal değer taşıyor. yalnız olaylar derinleşmeden hatırlatayım.. albüm içerisinde ellerde skol biralarla recep ivedik flylerları önünde çekilen fotoğraflar ile halet-i ruhiyemizi açıklama babında son derece determinant.

burada da kapitalizme bir darbe vurmuşu… ahehaheha

tam bi sapıtma hali. terbiyesizlik olsun da nasıl olursa olsun. bu ne kardeşim.

seda ablamıza ve deli yürek kenan abimize yapılan bu saygısızlığı affetmemiz mümkün değil. heleloyloooyloyyy

lahmacuncu seviyesine düşen espri anlayışı alkolmetre gibi adeta. kolay gelsin trafik şube.

insanoğlu gerçekten de çok yaratıcı. yeter ki doğayla bütünleşebilsin.

insanoğlunun yaratıcılığından bahsetmiştim.

bu sanat eseriyle de tühh ananız bacınız yok mu sizin eleştirisi hakediyoruz. hee bu arada sanatın da sanatçının da anasını sikeyim.

bu hareketten sonra 5 dakika saygı duruşunda bulunup ağzımızla korna sesi çıkardık. zaten alkollüydük.

reklam olmasın diye arabanın markasını kapadım ama fiattı araba.

işte insanlığın bittiğinin resmi.

bütün bunlar olduktan sonra nasıl normal biri oldum? içkiyi nasıl bıraktım? ibret dolu bir hikaye. eğer stv ile anlaşamazsam içimde kalmasın diye buradan yayınlıyorum. şimdilik bye amk.

a night to forget bu arada.

balık etli kız geometrisi

balık etli kızların erotik bir geometrisi olduğunu düşünüyorum.
2 dakika öncesine kadar bu görselin altında temiz bi’ 40 satır vardı. ebru şallı’nın daha fazla incelmemesi gerektiğinden, nanoteknoloji ilminin bile bu kadar ince bel üretemediğinden, mazallah bir tarafı düşerse yedek parça bulamayacağından falan bahsetmiştim. sonra hepsini seçip, sildim. yiyin tribimi.

telefon

pig_flu

– alo, naber canım ?
– iyiyim, seni sormalı ??
– iyiyim ben de, napıyorsun
– uzanıyorum
– sesin kötü gibi, hasta mısın
– bir şeyim yok da gribim biraz
– dıt dıt dıt

bu korku bana önümüzdeki 2 ayı şevişmesiz geçirtir.

homofobik hemcinslerimi anlamıyorum

homofobi bütün coğrafyamıza yayılan çok büyük bir sorun. okul okumuş insanlar bile dünyadaki ters ilişki gerçeğini hazmedememiş durumda. cuma vaazında, içki masasında, laf arasında nerede olursa olsun bu konuya ucundan kıyısından bulaşılırsa “abi bi kere doğal değil” diye bir cümle çıkıyor ortamdakilerden birinin ağzından.

doğalını yapayını bilemem. durumları değerlendirirken yekün avantaja bakarım. gaylerle sorunum yok. gayler, gay olmaktan rahatsız değil. daha önemlisi gezegendeki gay sayısı ne kadar artarsa, straight insan başına düşen hatun sayısı o kadar artar. mantıklı olalım. hangimiz yukarıdaki abilerden birinin piyasaya dönmesini ister. aranızda hodri meydan diyen varsa, şu dakika tişörtünü sıyırıp baklavalarını saymasını tavsiye ederim. hayatı boyunca kendinden başka ağırlık kaldırmamış bir insan olarak ben 1 ( yazıyla bir) baklava saydım. eğer sizde bu durumdaysanız bilinki zamanında migros poşetlerine yardım ederek tanıştığınız eşiniz, sizi şu gay arkadaşların üstteki 2 aptomiline satar.

hahaha hepsi böyle değil. bu türden çok yok. bunlar seçmece gay, hormonlu gay diye düşünenleriniz de vardır eminim. evet, var. her şeyin incesi var, kalını var. amma velakin rakip rakiptir. kılçık gibi olan gaylerin hepsinin birden heteroseksüel olmaya karar verdiğini düşünün. sevgililerinizi şaraba ve modern caza ihale ettiğinizin resmidir. çünkü kılçık gibi gayler içli insanlardır. çok romantiklerdir lan.

bu işin matematiği budur, sevgili ahlak kumkumaları. hala homofobikseniz soyunuz yakında kurur inşallah. bir dahaki gay pride’da sorun istemiyorum.

cansu cantürk photography

MAL

cansu lisede erkek arkadaşıyla fransızca mektuplaşan bir kızdır. zorlu bir öss dönemi geçirir. sonunda öğrenim görmeyi çok istediği galatasaray üniversitesini kazanır (hangi bölüm olduğu size kalsın). lisede mektuplaştığı sevgilisi niyeti bozar ve olan olur. böylece cansu artık kendini sanata vermiştir. fotoğrafı seçer.

sosyal ağlarda oluşturduğu profille artık tanınmış bir fotoprafçı olur. okul gereği gidip geldi beşiktaş-ortaköy arasındaki yolda farklı çalışmalarını deviantart, facebook, myspace gibi sitelerde olan hesaplarının galerilerinde yayınlar. arada sırada model olur diğer fotoğrafçılara, bilyorsunuz bu mesleğin erbabları kendi aralarında sürpriz paslaşmalar yaparlar.

cansu’nun her anı artık anlamlıdır, konuludur. ölümsüzleştirdiği her saniye anlatımı ansiklopedilere sığmayacak anlama sahiptir. hala whopper menü yemeye devam etmesine rağmen hamburgerine farklı perspektiflerden bakmaktadır. rüyaları da artık bambaşkadır. asla konusuz sevişemez, partnerinin boxerlı, atkılı fotoğraflarını çeker.(bu olay sadece delikanlılığa bakar aslında). sıradan insanların dışında bir çizgisi vardır, farklı bir bakış açısıyla bakabilmektedir olaylara. çünkü o artık sanatçıdır. zaten az önce bahsettiğim sosyal ağlarda mesleği artist olarak geçmektedir, diğer bütün bilgilerini de yabancı dilde girer. henüz fotoğraf makinası ile vapurla kadıköy’e geçmemiş olmamasına rağmen uluslararası iş tekliflerine açıktır.

cansu böyledir, anası babası paniktedir.

not: friendfeed’e yolladığım bir cümle yazdır bunları bana. cansu cantürk ismi kurgu olsa da etrafımızda çok cansu olduğundan hayal ürünü diyemeyeceğim. mottosuz olmaz,  fotoğrafçıların çoğu gerizekalıdır.

benim yalnız ve güzel mail kutum

açmasam da bakmasam da 62ytl.com uzantılı bir mailim var. o kadar vakur o kadar kendi halinde bir mail ki spam bile gelmiyor kendisine. aynen mahallenin kopillerine takılmayan paraşüt saçlı şarışın çocuk gibi. baktım durum böyle kendisine hiç karışmıyorum. 4 ayda bir kontrol ediyorum. düne kadar 2 kere login olmuştum, ama son 48 saat içinde bi 10 kere einloginnen demişimdir herhalde. çünkü dün inboxa baktım ve her şey değişti. alfanumerik mailinden anladığım kadarıyla ismi pelin olan kızımız bana şöyle bir mail atmış :

melabaa. siteniz çok komik. mesene adresimi versem boş vakitlerinizde güldürür müsünüz.

pelin’e cevap vermedim. vermeyeceğim de. çünkü komik değiliz lan biz. komik ne be. şu amına koduğumun evreninde istebileceğim son şey belki de komik olmak. komik erkek denince aklıma direk öztürk serengil’in göbeği gelir. ne göbek ama. hem komik, hem erkek. üstelik bu bir göbek.

laf bu komik erkek mevzusuna gelmişken bir yanılgıyı düzeltmek isterim. bütün averaj ve altı hemcinslerim komik erkeğe uçan-kaçan, seçen-sıçan verir zannediyor. bu yanılgının başlıca nedeni kbmler yani “kalbi boş manken”ler. bunlar ne zaman mikrofon uzatılsa “komik olmalı”, “esprili olmalı” “güldürmeli” gibi beyanatlarda bulunurlar. tüm komik adaylarının dikkatinden kaçan bir noktaya parmak basmak isterim ki kbmler asla “aman sakın benimle sevişmesin sadece güldürsün, yanıma yatsın komiklik yapsın öyle” demezler. dememeleri başka kriter aramıyorlar anlamına gelmez. siz siz olun kegel egzersizlerini bırakmayın. seks eğlenceli ama zorlu bir cardiodur. beceremezseniz komiklik yapmak sizi kurtarmaz. bak sting’e adam kendini 1,5 saat tutabiliyormuş. şimdi ben hatun olsam eğri büğrü bir şovmene vereceğime giderim sting’e veririm. güldürmesine falan gerek yok siksin yeter.

ahahah nerelerden geldim lan buraya. ha en nihayetinde komik değilim, ama insanın kendi hakkında iyi/kötü feedback alması iyi oluyor. o yüzden sıkça kontrol ediyorum artık maili.

heil google

blackpeoplestolemycar

gün geçmiyor ki “vay a.q.” dedirten bir olayla karşılaşmayalım internette. google’ın son yediği halt bu işte. yani bugüne kadar türlü türlü ipneliklerini görsek de bu kadar büyüğünü görmemiştik. bu hareketiyle bana taksimin ünlü simalarından ramazan ablayı hatırlattı google. newcastle united forması giymiş emre belözoğlu kadar masum değiller, hiç olmazsa o “gördüğüm zencilere selam veriyorum abi” ben diyordu. ama google’ın kindarlığı bambaşka. ÖZÜR BEKLİYORUZ !

ı.e. mal fenerli ercikle buluştu !!!

acayip bir buluşma

soldaki gizli kahramanımız ı.e., sağdaki mal fenerli ercik. ercik’i türkiye’nin ilk vloggerı olarak biliyoruz, çok iyi temsil ediyor ülkemizi bu alanda.

başkenti sallayan bu buluşma tam olarak ne zaman gerçekleşti bilmiyorum. bir de ı.e. epey rahatken ercik neden bu kadar tedirgin anlayamadım. ercik açık pembe tee’si ile yine hapsetmiş gözleri kendisine. eminim pek çok kız ı.e.’nin yerinde olmak istemiştir.

bu arada ı.e. gizli kahraman olduğu için suratını sansürledim ama arayıp bulmak isteyenler için kolundaki dövmeyi bıraktım. “kollarım kalındı düzelttim” şeysi ise bizim fotoğraf bizim kopirayta geçinceye kadar yaşamış olduğu bir işlemden kalan miras.

bu büyük buluşmada emeği geçen herkese bol bol teşekkür edelim. sık yaptığımız bir şey değil bu, değerini bilin.

hakemin beyaz noktayı göstermesi

33e75ff09dd601bl

gol atmak adına alınacak en güzel haberlerden biri. futbolda golün beleşi penaltıdan atılır (kemal sunal filmlerinden birisi, sahne 104). penaltı yaptırmaksa şöyle bir olay. ceza alanına dalıyorsunuz, rakibin üstüne gidiyorsunuz, sonra topu rakibin sağından ya da solunda hızlıca atıp koşmaya başlıyor, koşarken de kendinizi rakibe takıp yere atlıyorsunuz. hakem penaltıyı veriyor, artık iş sadece siz ve kaleciye kalmış.

benim çektiğim penaltılarda kaleciler hep kaleye gol yemek için geçiyor nedense. iş sadece bana kalıyor bu yüzden. bazen ters köşe, bazen düz köşe farklı farklı pozisyonlarda atıyorum golümü. çok da golcü biri değilim ama rahat atıyorum penaltıları.

penaltı işi aslında sadece konsantrsyon işi. hangi köşeye vurmanız gerektiğinin kararını topun daha başına gelmeden vermelisiniz. sonra o kararınıza sadık kalarak topu olabildiğince sert ve düzgün bir şekilde o köşeye vurmalısınız.

atılacak daha çok penaltı var. futbol yaşamımın ise başlarındayım zaten. çok mutluyum gelecek için. biraz frikik de çalışmam lazım aslında.

ab’ye niye giremiyoruz

adsiz

bu bir penis büyütücü post’u değildir. zira vvolgança gibi tırt bloglardaki gibi yazıları burada bulamazsınız, bu gibi blogların okuru iseniz siktirin gidin lütfen. fotoğrafın ne olmadığından bahsetmiştim, ne olduğuna geleyim. pc’mdeki onlarca adsız.jpg dosyasından biri. ab’ye girememizin sebebi niye bu diyecek kadar aptal olamazsınız, çünkü yukarıdaki myspace user’ının ilk saniyede alamancı olduğunu anlamalıydınız.

türk kadını beyaz donlu erkeği sevmiştir hep, eminim david beckham gibi tangayla dolaşan totoşların posterlerini duvarlarına asan ergenler 3-5 sene sonra bu tip adamların sevgilisi olacak. sonra türk kadınlığı devam edecek.

açtım kollarımı gel

sanatabakisacimboylebenim

sanata bakış açımı hiç bir topraktan olmaya eleştirtmedim, eleştirmem. eleştirsem de sikime takmıyorum havalarına girerim, eleştirmen iflah olmaz. çok seviyorum iflah olmaların önüne çektiğim setleri.

asla iflah olmayan hatunlar vardır ki onlar en tehlikeli grupturlar kanımca. yeni tanışmanıza rağmen sabah tebessümüyle size günaydın der. sonra küçük dünyada onu uzatmalısıyla yakalarsınız, her şey yerine oturur gecelerindekileri ertesi sabahtan itibaren görmek istemeyen biri için. size uzaktan bakar iflah olmayan. japon bakışlarıdır bunlar.

taproot – gift albümünü baştan dinliyorum. 10 küsürlü yaşlarımın başındayken de hala da iyi albüm bu.

emotional times, I’m just fine.

zarif bir incelik

zarif bir inceliküstüden transit geçtiğimiz kadınlardan başka bir de bizim üzerimizden geçen kadınlar var. beraber yaslandığımız duvarların aurasından geçerken kötü olduğumuz yerlerle dolu istanbul, ama biliyorum ki o duvarlar eskiyor ben de unutuyorum inceden. önceleri her saniye nefesimi kesen anımetrik nesneler artık ara sıra flashbackleri tetiklemekle yetiniyorlar.

en fenası şeydi. düştüğüm yerde stencilin vardı.

olayların delgadolaşması

hayatsal penaltıları hiç kaçırmadım bugüne kadar, tam bir tecrübe abidesi oldum. yaşım da biraz ilerlediği için gece işlerini klasik müzikle görüyorum artık. eskiden olsa metal müzik türevleri ve iğrenç bira şişeleriyle uyanırdım kalabalık sabaha. kusan kusardı, kusmayan kusmazdı. heyecanlar aynı olsa da tarzlarımız değişti zamanla galiba. çok dert etmiyorum, yaşlanmak doğanın gereği olarak gerçekleşen bir şey.

bir önceki yazımda verdiğim sözü tutacak halim yoktu zaten. yeter ki gecelerimiz burak kut videokliplerinden az da olsa farklı olsun.

bye bye baby, dont be long, i worry about you, when you’re gone

son sözüm şimdilik budur.

akademisyen baş parmağı

bu parmakların ne işlere yaradığını bilen bilir ama çok az kişi farketmiştir ki akademisyenlerin hepsi selamet partisi akımından gelmekte. sevgili akademisyenlerim, pek değerli hocalarımız genellikle anlatımlarında madde sıralamaları yaparken “biiiir” diye lafa başlayıp başparmaklarını gösterirler. halbuki normalde insanlar bir sayı olan “bir”i gösterirken uzatarak “biiir” demeyiz ve işaret parmağımızı gösteririz. ama akademisyenlerimiz öyle yapmıyor. dikkatli olun onlarla konuşurken.

bazı şeyler çok garip

bazı şeyler az garip, bazı şeyler garip değil, bazılarının ise gariplikle alakası yok. bu bazı şeylerin toplamı da her şey ediyor. hayatın garip olup olmadığını merak edip filozof kesilenler için işte bütün soruların cevabı bu.

hepberaber ölelim

solcu olmak çok önemli. geçtiğimiz 5 seneye damgasını vurmuş arabesk metal treni kalktı gidiyor, ama yine de ucundan kıyısından hatun kıstırıp nemalanan arkadaşlar da az değil. bu gibi kültürel geçiş evrelerinde eli sikinde gezmek istemeyen arkadaşlar metrik kontrast yaratmalılar. yani kısa mesafeyi geniş açıyla pozlamalılar. anlayacağınız dille anlatmam gerekirse, sevgili şark çıbanları : hem metalci hem solcu olun! iki grup hatunun kesişimini alıp, sonuca en kısa vektörle gidebilirsiniz.

bu işlere sıfırdan başlıyorsanız şunlardan başlayın; dio, sepultura, anthrax, black sabbath, brujeria (zapatist bunlar), dying fetus (radikal solcular siker), misery index, brutal truth (of of), terrorizer, benumb, cephalic carnage, assuck, napalm death, extreme noise terror.

time dergisinin büyük mallığı

millet iş bulamıyorum diye ağlıyor kriz ortamında ancak time dergisi yönetimi bir öküz sürüsünü çalıştırmaktan hiç de beis duymuyor. neymiş efendim, en etkili insanlar listesiymiş. tamam, iyi, güzel, hoş, buraya kadar her şey tatlı. peki biz nasıl listede olmayız amına koyim. eline kaz verip 2 km ileri götür deyip de 100. metrede ilk kazı, 200. metrede ikinci kazı, 400. metrede de kendini kaybedecek insanlar nerelere geliyor görüyoruz. bize karşı yapılmış bu ibneliğe de sessiz kalmayın.