3d, tırnak içinde

merhaba, sevgili tüketiciler. sonunda ben de teknoloji marketlerde saatlerce dolaşıp kalem pil dahi almadan çıkan bir adam haline geldim. amacınız zaman öldürmekse sizi de davet ediyorum bu dev manyetik alanlara. bedavadan insan belgeseli seyrediyorsunuz. herhangi bir çarşamba ya da pazar pazarında jetlere ciplere binen insanlar göremezsiniz mesela. ama teknomarketler öyle mi. uluslararası dirsek teması olan bir holdingin londra ekonomi meslek yüksek okulu mezunu genel müdürüyle sade bir işçi emeklisini ikili koltuğa oturmuş; 3d gözlüklerle, 3d televizyon keyfini deneyimlerken görebilirsiniz pekâlâ.

ayrı dünyaların bu iki insanının bir konuda mutabık kaldığına ancak bir teknoloji markette şahit olabilirsiniz: bu nasıl üç boyut lan. evet, sevgili okurlar. böyle sikiş görülmedi. on yedi milyar para verip suratında yarım kilo ağırlıkla çarkıfelek seyredeceksin. üstelik bonus kartınıza 12 taksit. sattıkları şeyler üç boyutlu falan da değil. sadece gözlüksüz bakınca flu görünen şeyler. bu aletin çalışma prensibi buysa, büyükbabam temiz bi’ otuz senedir 3d yaşıyor hayatı. kendisinin gözleri on buçuk numara. yalanlar bedava. samsung gelse. sizi filme ışınlayan televizyon çıkardık dese. yok ben solaryuma giriyorum, derim.

ayrıca bu 3d muhabbeti dinozorlar dergisi‘nin orta sayfasında kalmadı mı. artık porno seyrederken ıslaklık hissi veren televizyon falan çıkması gerekmiyor mu. babam böyle pasta yapmayı nerede öğrendi. ahaha. seks le kalın.

yunanistan: yarağı yemiş ülke

merhabalar arkadaşlar, konu yunanistan.

hepinizin bildiği gibi yunanistan ciddi mali sorunlarla karşı karşıya (bilmeyeniniz lütfen siktirsin gitsin, beni yormasın). kamu borç stoku rekor düzeye ulaşarak gayrısafi yurtiçi hasılasının %165’ine gelmiş durumda. yunanistan gibi ekonomisi belli dinamikler üzerinde büyüyen bir ülkenin ise bu seviyede bir borçluluğu sürdürmesi maalesef olanaksız. keza piyasalardaki gelişmelere baktığımızda da iki yıl vadeli yunan tahvillerinin %100’ü aştığını, kredi notunun ccclere geldiğini, cdslerinin rekor kırdığını görüyoruz. bunların tek tek ne anlama geldiğinden bahsetmek isterdim ama biliyorum ki kızlar çoktan bu yazıyı okumayı bıraktı. o yüzden gereksiz buluyorum bazı detaylara girmeyi.

yunanistan’ın yarağı yediğini anlamak için iktisat falan bilmeye gerek yok. resesyona yani durgunluğa yani gelirin artış göstermediği bir trende girmiş ülkenin tekrar ayağa kalkması için endüstriyel üretime ihtiyacı olur. yunanistan büyümesini genel olarak hizmet sektöründen sağlıyor. yani bankacılıktan, turizmden, armatörlükten falan para kazanıyorlar. kriz döneminde ise insanlar sadece bankalardan para çekmeye giderler. çekebilirler mi? orası ayrı konu. ama iyi bir şey değil bankacılık için. otellerin sağlayacağı hizmetin kalitesi düşer, turizm geliri azalır. yani buralardan ekmek çıkmaz alexis kardeşime. dediğim gibi şu gereken ekonomik sıçramayı yaptırtacak bir sanayisi yok adamların. bu da krizin süresini uzatacak, kardeşim alexis’in kıçına kaçtıkça kaçacak.

burada suçlu tabii ki emperyalist ülkeler diyorsanız eğer, anti-emperyalist olduğu iddiasında bulunan insanların açmış olduğu zilyon tane blog/site var. gidin onları okuyun ama tavsiye etmem. bu sorununuzun başka türlü tedavi yöntemleri var, onları deneyin bence.

sorunun temeline geri dönüyorum. yunanistan’ın borcu. yunanistan devleti bundan önce iki kez iflas açıklamış. ilki birinci dünya savaşının öncesi, diğeri ikinci dünya savaşının hemen sonrası. birinci dünya savaşına kadar kendi kuruluşunu ve güçlü bir ordu kurmasını batılılara finanse ettiren yunanistan, batılılar kendi aralarında savaşa girişince unutulmuş, siktir edilmiş. ikinci dünya savaşı sonrası abd yardımına koşmasa anası sikilirmiş doğrusu. neyse, yunanistan nato için üs kullanılması abd çıkarlarına hizmet ederken, abd de yunanistan’a mali destek sağlanması, ülkenin ab’ye alınmasının sağlanması gibi olaylarda başrol oynamış (1980 bilderberg toplantısında kapışan türk ve yunan temsilcilerin açıklamalarını isteyene yollarım). sömürüden bahsedebilir misiniz bilmiyorum ama bence tam bir win-win stratejisi. yalnız yunanlar birgün abd için hiçbir önemlerinin kalmayacağını hesap edememişler. o da soğuk savaşın bitiminin ardından oluyor.

yazıya verdiğim aradan iki gün sonra devamına geçiyorum. bütünlüğü siki tutmuş olabilir ama buraya kadar okuduysanız bu sizi zaten sabırlı bir insan olduğunuzu gösteriyor ki buradan sonra da sabredebilirsiniz.

gelelim diğer bir konuya. yunan halkının bedava yaşaması sorununa. evet gerçekten de diğer diğer avrupa ülkelerindeki insanlarla kıyasladığımızda yunanlar gerçekten boş beleş bir hayat sürüyor ama bunun standardı nedir. şimdi herhangi bir ülkedeki politikacılar normal koşullarda halkının daha iyi yaşamasını ister. zaten bu görev için iş başına gelen politikacıların hedefi her zaman bir sonraki seçimleri kazanmaktır. bunun için popülist politikalar güderler ki ekonomi yönetimi açısından baktığımızda bunlar geniş sosyal haklar, sübvansiyonlar, vergi teşvikleri, çeşitli destekler, gevşek para politikaları falan olur. yunanistan’da da gelen başkanlar aynen bunları yapmış. iş yerlerinin açık olduğu saatlerden kıyak memurluğa kadar her şeyi biliyorsunuzdur zaten bu ülkeyle ilgili olarak. yunan halkı aslında sahip olmadığı standartlar ile yaşadı uzun süre, şimdi bunların bedelini ödemek zorundalar ki aslında tam olarak da ödemeyecekler, bildiğiniz gibi yeni kemer sıkma önlemleri karşılığında borçlarının bir kısmı silip kredilerden faydalandırıyorlar yunanistan’ı.

sonuca geleyim. yunanistan borcunun silindikten sonraki kısmını bile asla tam olarak ödeyemeyecek. gayrıresmi olarak iflas etmiş bir ülkenin resmi görüntüsünün de aynı olmaması için ab ülkeleri, başta fransa ve almanya olmak üzere geciktirici önlemlerle zaman kazanmaya çalışıyorlar ama bunların işe yaraması imkansız. insanları çok da ürkütmeden acı gerçeklere yavaş yavaş alıştırıyor olabilirler. yunan halkı ise daha çok sokaklarda olur, bundan sonra da peksimete talim eder.

başka önemli konulara da değineceğim. değişiklikler olsun arada böyle.

son model rol model

çocuğunuz mu var. ah, onu geçelim. evli ve çocuklu vatandaşlarımızın 62’yi okuyarak göz zinası yapmasını istemem. baştan alıyorum. çocuk musunuz. hayat çok mu zor. tutunacak bir dal, gölgesinde uzanabileceğiniz güçlü bir figür mü arıyorsunuz. o halde şirketimizin sadece özel olarak geliştirdiği rolmodel5000’le tanışmanızın vakti geldi. gazla çalışır. çok yakmaz.

ahah. merhaba. rol modeller en az bel gamzeleri ve katil balinalar kadar önemlidir. yaşınızı parmakla gösterebilecek kadar küçükseniz, boyunuz bir metre civarıdır. ve seçme şansınız yoktur. kahraman, babanızdır. adamı ampul değiştirirken izlersiniz. tanrı mı lan bu, dersiniz. derdiniz yani. şimdi küçük yeğenlerim hannah montana izleyip, acayip danslar ediyorlar. korteks kalınlığı boy ile doğru orantılı sanıyorum. çocukların ortak özelliği budur. küçük ve salak olmaları. ayrıca çok fazla gürültü yaparlar. ve onlar evdeyken sigara içemezsiniz. evet. salak olmalarından daha sinir bozucu bir şey varsa o da en az kendileri kadar salak ünlüleri örnek almalarıdır. düşünsenize bir aptalla bir andavalı aynı potada eritiyorsunuz. ergenliğe inceden inceye girmeye başladığında yani evden kaçıp istanbul’a şarkıcı olmaya gidecek yaşa geldiğinde de eşinize dönüp şöyle diyorsunuz: “levent, biz ne yaptık”. bi’ sik yapmadınız. ufaklık sizi hiç çivi çakarken ya da kek kabartırken görmedi. onu televizyonun önüne atıp, diğer ebeveynlerle scrabble oynadınız.

ben küçükken chuck norris vardı, teksas polisi. adam ayırmadan dövüyordu. bir uyuşturucu karteli lideri veyahut alışveriş merkezi yapmak için ağaçları kesen bir iş adamı olabilirdiniz. fark etmezdi. chuck norris bir yolunu bulup döverdi sizi. bir de lassie vardı. kahraman köpek. o dövdürürdü. ama hep ilgi odağıydı. iyiydi. seçenekler bunlardı. bir süre lassie olmaya karar verdim. fizyolojik açıdan mümkün değildi. burnum yeterince koku almıyordu. lassielik’ten istifa ettim. izlemeye devam ettim tabi. 130 kilo ağırlığındaki camı açtığımda sürekli tebessüm eder halde bulduğum karşı apartmandaki komşumun odasında oturup saatlerce tenis maçı seyrettiği gibi seyrediyordum, lassie’yi.

neden olduğunu hatırlamıyorum. chuck norris olmayı hiç denemedim. sokak lambası olmak istedim bir süre. sokak lambası lan. sokak lambası pizza kulesi gibi heybetli bir şeydi, o zamanlar. hiç konuşmazdı. her sokakta bir tane vardı. yeterdi. sokak lambasıydı o. yalnızdı, ama zavallı değildi. sonra sega falan aldım işte. ahaha.

garip bi dünya: televizyon dünyası

şimdi benim bu yazıya normalde televizyonun icadından falan girmem gerekiyor ama girmiyorum. merak ediyorsan googleda arat bence. aratılmayacak bir şey değil.

haber kanalları dışında televizyon izleyen biri değilim. geçen akşam tv kumandası elimdeyken başıma gelenler de bu çizgimde çıkmamanın ne kadar faydalı bir şey olacağını yaşatarak öğretti bana.

kanalları sürekli değiştiriyorum. hızlı ilerlerken sanki arada bir şey gördüm. durgun geçen cinsel yaşantım mı beni yanıltıyor yoksa az önce baya anadan doğma bir karı mı belirdi ekranda diye düşünüyorum. geri dönüyorum. kanal rtl. almanca bir ses geliyor arkadan. yahu bakıyorum herkes çıplak. elinde birayla 70 yaşında adamlar daltaşak geziyor, badminton falan oynuyorlar. benim gördüğüm karı da memelerini sallaya sallaya (oy memişler memişler) frizbi atıyor sevgilisine. sevgilisi de mal tabi. röportaj veriyolar, almancam yok anlamıyorum ama çok da prime time bir zamanda am falan görebiliyoruz rtl’de. modernlik güzel şey.

neyse işte bir de acun var. televizyon dünyasının prensi. kah erzurumda üniversite konferans salonunda hülya avşar ile jürilik yaparken, kah ultra sikimsonik adalarda nihat doğan dokunulmaz madalyası -ya da öyle bir şey- takarken çıkıyor, bir sağdan görünüyor, bir solda beliriyor, yeni donanım tanıtma sihirbazı gibi adeta. aslında kendisinin bu yazıyla pek alakası yok da ne bileyim televizyon diyince aklıma geldi.

o değil de şu yıl üniversite hazırlık sınıfında olsam ne güzel olur diyorum kendi kendime. ekşisözlükte yazar olup blog açardım bir tane.

daha girizgahtan mizyon-vizyon geyiklerine girmek “uber” gereksiz. makeup sevişmek kadar yersiz, afyonun kaymağı kadar milli. bu şarkı da kendini bu alemde adam sanan tüm orospu çocuklarına gelsin. shit, fuck, satan, death, sex, drugs, rape.

blog açmak dedim de bu blogun da ilk yazısı 7 aralık 2008de gelmiş (yazının ana fikrini anlamadım). üçüncü yıla yaklaşmışız. bir kutlama yapmayı düşünmüyoruz ama taksimde buluşup bir yerlere gidin. değişen dünyaya ayak uydurun.

şimdi benim çok işim var ama yine dönücem.

gitmeden bir konuda sizi aydınlatmak istedim. bu yukarıdaki bor. hani şu çok olan ama amarikanın bize çıkartmadığı maden. sağda solda hep muhabbeti döner, kurtulamazsınız. bu tip bir tartışmaya girdiğinizde ön bilginiz bulunsun diye göstermek istedim. en azından nasıl bir şeye benzediğini bilin. mutlaka işinize yarayacaktır. okuyun, araştırın, cahil olmayın.

birtakım olaylar

eveeet. geçirdiğim bir dizi operasyondan sağlıklı, mutlu ama huzursuz ve rahatsız biçimde tekrar karşınızdayım. istirahat süresi boyunca yine bazı olayları kafaya taktığımdan huzursuzluğum ve doğuştan olup engelleyemediğim sebeplerden dolayı rahatsızlığım devam ediyor. yine de her şeye rağmen hayat çok güzel. tekrar alemlere atılıp çılgın, halı sahalara dönüp gol ve meydanlara çıkıp kızlara laf atmak çok güzel şey.

sosyolojiye duyduğum saygı ankaralı kızların bir bireymişcesine sahip olduğu ortak özelliklerden ileri gelir. bunu daha önce milyon kez söyledim başka yerlerde, burada da söyleyeyim. bu konuyu tamamen aklımdan çıkarıp ayağı champ elysee’ye basmış, gözü londra, new york falan görmüş, e haliyle kukusu da küçük hepere hayır diyemeyecek olan bayanlarla arkadaşlık yapmaya karar vermişken, yurdumun has ankaralı kızlarını bana hatırlatanlara kucak dolusu sevgiler her şeye rağmen.

an itibariyle birkaç haber sitesine yoğunlaşıp tamamen dikkatimi oraya verdikten sonra yazıya geri dönüş yapsam da ne yazmaya çalışıyor olduğumu anlamak biraz zamanımı aldı. doktoru aradım, durumu anlatmaya çalıştım, narkozdandır dedi. neyse konuya geri dönmeli artık.

ankaralı kızlar yavaş yavaş olayın farkına varıyor çünkü önlerinde ibretlik vakalar var. ankaralı yasemin albümüne ismini veren “çıldıralım” şarkısının yanına “bitti bu flört”, “kurnazsın”, “kaldır kollarını”, “bomba” ve en merak ettiğim şarkı olan “atım arap”ı bir albümde topluyor. yorum yapmadan başka bir örnek veriyorum, o da voleybolcu neslihan demir. eskişehirli olmasına rağmen ben ankaralıyım diye bağırıyor, çin master turnuvasında türkiyeden en çok neyi özledin sorusuna “pilav üstü kuru ahaha” diyecekmiş gibi görünüyor. ayrıca kendisinden deodorant üreten şirketlerin pazarlama sorumluları da epey rahatsızmış. yapma etme neslihan, kendine çeki düzen ver.

bu konu üzerinde fazla yoğunlaşmamın bana yaşatması olası cinsel soğukluğu erken farketmem iyi oldu. blogdan sevgili okurlara iletmek istediğim bir şey var. iki, tercihen üç yabancı dil bilen, hayata pozitif bakan, sosyal yönü kuvvetli, eli yüzü düzgün bir kız arkadaşla beyazıt-kapalıçarşı- eminönü arasında dolaşığ alışveriş yapmak istiyorum, bilginize.

bencil bi yazı olcak galba

hastalığın kazandırdığı hayatı siktir edebilme yetisinden midir bilinmez. artık daha bi siktir eder, daha bi KGG modundayım. insanlara karşı, topluma karşı duvarları kaldırmak mıdır bu acaba.

fotokopiden bi kitap fotokopisi istediğimde adamcağız “abicim hazır değil ama istersen diğer araya hazırlarız” dediğinde normalde “tamamdır ben 1 saat sonra gelirim” demek gerekir. ama içten içe lan şimdi olsaydı elimizde not ne güzel takip etçektik derste denir. bu iki cümleyi birleştirip “hassiktir ya. nese ben 1 saat sonra gelirim” dedim. hem hayal kırıklığı, hem sitem, hem de içtenlik barındırıyor burada “hassiktir ya” tümcesi. ne güzel.

okulda bir konferans ayarladık çok değerli bi hoca lütfedip gelecek. şu an 110 kişilik salon için feyzbukta 98 attending var. şimdiden sölüyorum attendink yapıp da konferansa gelmeyeceklerin amına koyayım.

sikiyim çok küfür etmeye başladım ak.

beni tanıyan, küfürü yalnızca duru bir içtenlikle ettiğimi bilen insanlarla konuşurken, onların nazikliği ve kibarlığının yanında hiç sırıtmıyor küfürlerim. nedense “daha dün ottum bugün koktum” modundaki insanlar çok yadırgıyorlar.

bu bencil yazıya son not: itü’deki anadolu ekolünü sikiyim. ey insanlar! size gidin sartre, kafka okuyun; edie piaf dinleyin demiyorum. nasıl ki cuma namazında soğdaki soldaki amcalardan göz ucuyla kopya çekip yedirtmeye çalışıyorsanız allaha. sağdan, soldan kopya çekin. içten yapamasanız da dıştan insan evrimine yakın durun. siktirmeyin belanızı.

en son not: gsü’deki fransızca hocası da bağcılar’da oturuyorsa 92Ş: Bağcılar – Şişli, Çağlar Arası Düğmeye Basınız kitabımı artık yazmam gerek.

liseler de açılmış

geçenlerde osmanbey tarafından beyoğlu’na doğru sallanırken arkadaş, “abi liseler de açılmış be” dedi. okullar da açılalı neredeyse 10 sene olmuş. moruk biraz fanusundan çık artık, her sene güz vakti açılıyor okullar, trafiğin anasını sikiyorlar hatta oradan anlayabilirsin gibi cümlelerle basit ama hayat kurtaran tavsiyelerime girişiyordum ki arkadaş göğsünde derin bir “v” (v harfi, ama büyük harf) çizerek “öyle değil moruk. liseler açılmış diyorum” dedi. birde ne göreyim : liseler harbiden açılmış. üstten 4 düğme açmışlar. yalan olmasın, kızlar kadrajımdan çıkana kadar baktım. ama öyle fotoğrafını çekeyim akşam kullanırım bakışı değil, sabi sübyan tayfasının elinden çıkan sonbahar-yaz kreasyonuna anlam verme çabasıydı. anlam veremedim. zaten gereksizdi. açıkçası buralara yazıp o arkadaşları meşhur etmek gibi bir şey de yoktu aklımda. aşağıdaki genç, benimle feysbık arkadaşı olmak istemiş. yumuşak başlıyım ama uyusal koyun değilim. kabul etmedim. (bakın lan cool ve umursamazım aynı zamanda) ama türk gacılarındaki lise açılımı feci gerçekten.

çok iyi bir insanım ben

Eskilerde yazdığım bir yazı, burada da olsun istedim. o zamanlar biraz narşisttim ama hakediyordum böyle davranmayı

Ben kesinlikle ama kesinlikle çok iyi bir insanım, bugün bunu bir kez daha anladım. Bunu nasıl anladığımı şimdi size anlatmayacağım, belki ilerde. Örnek alınması gereken bir kişiyim. Önemliyim ve etrafımdakilere hep fayda sağlarım. İnsanlar benimle birlikte olmaktan mutludurlar. Söylediklerimin çoğu doğrudur. Aksini iddia eden varsa buyursun çıksın karşıma. Çıksın ki alayım hemen onun aklını. Bu yüzdendir ki idealist insanları severim. Onlara da bir çift lafım olacak: “Beni örnek alın kendinize”

iran’da crowd surfing

şenlikler gerçekten benzersiztahran sokakları diskoları aratmıyor. bu reformcular batının ahlaksızlıklarını almış. lanetliyorum alayını. sure bilmem ama imanım tam. kalbi temiz kontenjanından beddualarımın tutacağına inanıyorum. inanmak başarmanın yarısı olduğuna göre diğer yarısı kesin rant, torpil falandır. bende bunların hepsi var. musevi kanadı boku yedi.

michael jackson ahirette müslüman olacaksa bırakıyorum bu işi

Michael Jackson fanları kadar gerizekalı insanlar görmedim.“öğlüm en harbi din islamiyet. tüm dünya halkı müslüman olacak, hepimiz ara pası gibi cennete gidicez” geyiği bel bağladığım bir şeydir. yalnız michael jackson müslüman olursa bu işte bir terslik var diye düşünürüm. ertuğrul özkök dün michael jackson yazısı yazdı diye değil, kendi irademle düşünürüm bunu. michael jackson kadar orospu çocuğu adam görmedim. çocuk istismar etmek için evinin arkasına disneyland yaptıran adamdan ne hayır gelir be.
– ama o disneyland fasilitesi, evlatlık çocuklarını eğlendirmek için yapıldı.
– e be gerizekalı, madem öyle neden gardırop içinden mınakodumunun minidisneyinin girişi.
görebileceğiniz üzere itinayla göt ediyoruz, günlük mj fanlarını. şeyler var bide “ne olursa olsun michael bir döneme damgasını vurdu”cular. hitler de bir döneme damgasını vurdu hatta o dönemin içinde çevirdi. antiparantez. hitler hayranı ne kadar beyaz üstünlükçü varsa pakistan’a düşsün. bakın antiparantez dedim, demek ki yan cümle yapamayacağım kadar gereksiz ama söylemeden yapamayacağım kadar da önemli bir bilgi verdim sizlere. kıymetini bilin antiparantezlerin.

eric clapton var bide. titresin diye gün saydığım ünlüler arasındadır kendisi. son görevimi deniz piyadesi hüvviyetinde ciddiyetle yerine getirip, en oynak ispanyol çingenesinden daha kıvır kıvır bir şekilde pasodoble yaparım eric clapton’ın tabutu üstünde. hohoho. ölse de helvasını yesek.

milanodaki totoşlara açık mektup

10 üzerinden puanlayamıyorum bu insanlarısince we are offensive assholes with no life (yea, one of the fans says from mi inbox), we keep fugging anything holy in glamorous world of women. well we were about to get rid of that freaking skimo apparels (uggs*), but now got a new irritating footwear cause the summer sun has shown up lately. oh yea, this orospi audrey-fucking-hepburn-years-old skimmers is everywhere in istiklal st. i feel like puking zillion times a day cause of them. the shoes are amare stoudemire ugly, even uglier than converse. geeeeeezz.

milano moda haftasından önce görüşlerimi belirttik ki yeni kreasyonalra ona göre bi ayar çeksinler. ingilizce yazmamızın nedeni cavalli ve şurakasını çevirmen masrafından kurtarmaktır. özünde düşünceli insanlarız vesselam.

ingilizce bilmeyip de 62 okuyucusu olan mallar için google translate çevirdi :

çünkü hiçbir yaşam ile saldırgan assholes (evet, biri taraftarların mil gelen kutunuzdan söylüyor), bu konuda hiçbir şey kadınların büyüleyici dünyasında kutsal fugging tutmak vardır. iyi biz ilgili freaking skimo apparels (uggs), ama kurtulmak artık yeni bir rahatsız edici ayakkabı yaz Pazar neden var son kadar göstermiştir elde etti. Oh evet, bu orospi Audrey Hepburn-lanet-yaşında skimmers her yerde İstiklal st.i olarak zillion kez bir gün neden puking gibi feel. Ayakkabılar Amare Stoudemire, hatta sohbet daha uglier çirkin vardır. geeeeeezz.

bir diyet olarak hinduizm

hindistan’da 1 milyardan fazla insan, yaklaşık 226 milyon iyi durumda büyükbaş hayvan var. bu hayvanlar ecelleriyle ölmedikleri sürece ölmüyorlar. ingiltere’deki akrabaları şarbondur deli danadır derken telef oluyorlar. ölmeyenleri nolur nolmaz diyerekten itlaf ediliyor. hindistanlı inekler bu durumun farkında olsalardı hemen bir tanrı figürü yaratıp, şükrederlerdi ama değiller. öyle tombeki gibi yatıyorlar. üstelik orada yitip giden hemcinsleri için kıllarını bile kıpırdatmıyorlar.

böyle kutsal hayvan mı olur. kutsalsa ırkı için birşeyler yapar hayvan. bak isamusamuhammed kardeşlere. peygamberler hayvandır demedim. insan bir çeşit hayvandır dedim. hatta onu bile demedim, aristo dedi. hülasa, hepsi kavimlerini zulümden kurtarmış. isa’nın milleti kurtarıyım derken kuyruğu titretmiş olması kutsallığından birşey kaybettirmez. en nihayetinde kutsal adam böyle olur.

hindular şu muhakemeyi yapabilse olay yerinde kesip mangala atıvericekler hayvanları ama onlarda en az inekler kadar moloz. çoğu vejetaryen olan bu arkadaşların da üstüne gitmek ne kadar doğru. çok doğru. bi de bu adamlar soft vejetaryen. yani “yemem ama kutsalsa yemem.” tavuk, balık dayanmış heriflere. zaten bombay’da adım başı kfc varmış. kazandıkları 3 kuruş parayı onları seneler senesi sömürmüş milletlerin şirketlerine geri veriyorlar.

tabi sapına kadar vejetaryen olanları da var ama onlar tipolojik olarak nasıl insanlardır bilemiyorum. aşina olduğumuz bollywood karakterlerinin allahına kadar vejetaryen olmadıklarına eminin. bütün gün kereviz sapı yiyerek o kadar saçma hareketler yapılmaz.

seksi fotoğrafları için tıklayınız

beyaz tavşanı takip et, neo.
resimde samimi pozisyonda inceden yiyişen bir çift görmektesiniz değil mi? işte bu görseli amerikan traşlı minyatür kreş çocuklarımız 9 adet yunus balığı fair-play kuralları içinde şebeklik yapıyorlarmış gibi görüyorlar. 2-3 saniye kadar dikkatlı bakarsanız, sizin beyinciğiniz de yunusları algılayacaktır.

eğer çocuğunuz şekildeki 2 kişilik faaliyeti süzebilmişse yatak odanızın kapısını kapatmayı öğrenmek için geç kalmışsınız derim. çocuğunuz kızsa, vay halinize. erkekse, en kısa yoldan muşamba denilen doğum kontrol yöntemiyle tanıştırın.

ve eğer siz ilk bakışta yunusları görüyorsanız, libidonuzu müsait bi yerde bırakıp, troodos dağlarındaki irili ufaklı kiliselerden birine zangoç olarak girin. piyasada oğlancı olmayan papaz açığı olduğu için kısa sürede köyünüzün padrési olabilirsiniz.

tez olsun

  • yasemin çongar, sadece washington’dan bildirsin tc’nin içişlerine karışmasın
  • hilmi özkök’le ertuğrul özkök’ü, özkök parantezine alabilelim, zaten isimleriyle yeterince zaman kaybediyoruz
  • ali bulaç, artık metalcilerin peşini bıraksın post-hardcore klipleri çeken yönetmenlerin peşine düşsün
  • baskın oran, aydın olmak isteyenler için sertifikasyon programları başlatsın, en iyisini o bilir zira
  • rte, yola aynen devam etsin, sola falan dönmesin
  • rahşan ecevit, artık o taşıdığı bavul gibi çantanın içindekilerin envanterini çıkarıp saygın basın mensuplarına göndersin, insan merak ediyor
  • nihat genç’i gördüğümüz yerde dövebilme hakkımız saklı olsun ama aynı paydada buluşuncaya dek dövmeyelim
  • anayasa, sivil olmasın, ciddiye almam allahıma
  • cüneyt zapsu, bim’i geri alsın ki cumhuriyet okuru otobüs amcaları “birleşik islam marketleri” esprisine devam edebilsin
  • merve kavakçı, ortaya çıksın, gelsin, meclis kürsüsünde sevişsin (bence) ki tüm dünya basınının dikkatini çekebilsin
  • türkiye, türklerin olsun ama öyle sadece mülki anlamda değil keraneye kadar milli sermaye olsun, manukyangiller geri dursun
  • aragones, bi gitsin
  • sıraselviler girişindeki köşe dükkan, benim olsun, söz vitrinde sadece elma şekeri olacak

gerçek rambo serdar

gerçek rambo serdarseksenler türk film endüstrisinin yaptığı en iyi şey afiştir. aslından daha iyi afişler çıkarmışlar zamanında ama filmler olmamış ya da olmuş ama eşşeğin siki gibi olmuş. (#)

türkiyede sular kireçli

BOKLU DERE

şişede durduğu gibi durmuyo

GÖTÇÜLÜK

sapıtılır, tamam, bir yere kadar anlarım ama bu kadarı da olmaz. içmesini bilmiyorsan içme kardeşim. insanlığın bi onuru var.

arka sıradakiler

pek bi garip

fotoğraf myspaceden, üzerinde hiç oynamadım. alt kısımda sessizlik kemikler & isyan yazıyor. ben bir şey çıkaramadım ama elbet çıkaran olur. var mı bu gizemli arkadaşları tanıyan ??

bu arada hayır, soldaki selçuk şahin’in lise dönemlerindeki hali değil.

punk miles *spoiler for life*

punk miles (lost)sevgili benjamin’in zaman çarkını döndürdüp sağ kalan ada tayfasını 1977 yılına postalaması diziye yeni bir boyut kazandırdı. 77 yılı sakattır. asit, alkol, sigara, diy, grup seks varken müziğini önşevişme sayabileceğim bir dönemdir. zaten tsol‘in tersinin lost olması beni hep korkutmuştur.

marilyn manson orospu çocuğuymuş

METALCİ

Kaburga kemiklerini aldırıp kendine sakso çektiği için değil this is the new shit (bu yeni bok- is ve the kelimelerini çözemedim) şarkısı avrupa güreş şampiyonasında çaldığı için