makarna ve yağmur

bana makarna öncesi “yoğurt senin için bir vazgeçilmez midir?” diye soran sivil’e “hayır. aynı kadınlar gibi.” demiştim (işte yoğurt ve kadının benim açımdan ortak özelliği). dilimi arı sokaydı da demeyeydim demeyeceğim ama geçen gün uzaklardan, çok ama çok uzaklardan bir lokantada gördüğüm kız zarafeti ve güzelliği ile beni kendine hayran bırakmakla kalmayıp, adeta pişmanlık çöllerinde seyyaha çevirip avustralya sahillerine vurmuş balina hissiyatıyla söküklerimi dike dike gitmeme sebep oldu derken dün sürekli olarak ellerinde şemsiyesi, bacak boyları kadar çizmeleri ve mağaza vitrinlerine kusursuzca teslim ettikleri zihinleriyle beni yavaşlatan 2,5 litrelik pet şişeden farksız dişiler beni net bir ruhsal bulanıklığın içerisinden bıraktı ve bu kadar uzun bir cümleyle kafanızı sikmeyi planlattı.

ağırdan ağırdan uyku düzenimi kurmaya başladığım bugünlerde güne akşamüstü merhaba deyip ne yapıyorsa gece yapanlara karşı olan kıskançlığım yerini kasvetli önyargılara bırakmakta. uyanık olduğum takdirde tek yapmak isteyeceğim aktivitenin boş parklarda toprak kokusuna bürünmüş havayı solumak olduğu bir saatte insanların bilgisayar oyunlarından elde ettiği scoreları paylaşmaları bence çok “özel” bir olay, sırf bu yüzden sosyoloji okumuş olmayı ve edinmiş olduğum altyapının üzerine inşa edeceğim değerlendirmeler birtakım bulgulara erişmiş olmayı dilerdim. çok güzel şey sosyoloji.

şu an kurmakta olduğum cümlelerin iki sene sonra tekrar okuduğumda beni güldüreceği, o zamanlar salak olduğumu düşündüreceği yönünde bir beklentim var. bu beklentiye iki sene önce de sahiptim ama şimdi görüyorum ki yazmış olduklarım beklentilerimi karşılamaya yetmiyor, avrupa ülkelerinin pmi endeksleri gibi. yeri gelmişken bloga ilk yazı 7 aralık 2008’de düşülmüş, 3 yılı geride bırakmış bulunuyoruz.

beyaz bir sayfa herkesin ihtiyacı. yeni başlangıçlar yapmak, değişmek, gerçekten olmak istenilen kişi olmaya yaklaşmak. herkes bir gece yatar ve ertesi sabah bambaşka bir benlikle uyanmanın hayalini kurar ve hepinizin bildiği gibi bu hayal olarak kalır. sanırım ben bunu başardım ama tabi bir gecede değil. uzun zaman harcamam gerekti bunun için ama başardım. evvelce söylediğim bir şey vardı balgamlı asfaltlarda yürürken, hayatım film olsa belli başlı şeritlere işerim diye. sanırım temiz kalacak şeritler son zamanlarda dönmeye başlayanlar.

şu anda uçan bir halının üzerindeyim

çok isterdim ama değilim. iyi ki değilim. aynı zamanda biten sevgilerin ardından ağlayamam ben böyle yas tutamam. pazar sabahına dönüyorum.

bir özelliğimi farkettim. taksi şoförleriyle diyaloğum çok güçlü. şimdi bazı insanlar böyle köpeklerle falan çok iyi anlaşır. ne bileyim, en azgın bir pitbull bile gelir adamın yanında kedi olur, hiç ayrılmaz ondan, ne derse yapar. kimi insan için aynı durum kediler için geçerli, yani kadınlar için, yani kadınlar adamların yanında kedileşir, kafam çok karışık. bu adamlara kadın paratoneri gibi garip tamlamalar yapıştırılır, ama gerçekten bir kedi araba plakasına nasıl sürtünüyorsa, kadınlar da bu tip adamlara önce duygusal, sonra fiziksel olarak öyle sürtünür. sonra kimi insanlar çeşitli meslek gruplarıyla yakın bağlar kurarlar, mesela alman pornolarında gördüğümüz kadınlar tamircilerle, bedava eğitim isteyen öğrenciler polislerle, hayatına yeni bir sayfa açmak isteyenler mahsunkırmızıgüllerle çok yakın bağ kurabilirler.

ben de taksi şoförleriyle kuruyorum bu bağlardan -tabi eski komünist ya da emekli öğretmen değilse-. eğer bir kadınla taksiye binmemiş isem mutlaka bir yerlerde amlı götlü bir giriş yapıyoruz, sonra taksi şoförüyle kanka oluyoruz, bana kariyer başarısı olarak mecidiyeköy’den havalimanına götürdüğü yolculardan bahsediyor, sonra “siktir et işi şimdi, gel esrara takılalım” diyor, kaputtan çarşafı, malzemeyi çıkarıyor. neden böyle bilmiyorum. yanımda kadın varken sadece “memleket neresi”ne kadar geliyoruz. daha önce anlattım mı bilmiyorum, benim bir taksici kriterim var, zeki taksici memleketini sorduğunda size olumlu cevap vermez. bu soruya olumlu ya da olumsuz cevap nasıl verilir diye takılıyor aklınıza. şöyle örnekleyeyim: “kastamonulu falan değilim arkadaş” demelidir. memleket neresi gibi uçak pisti düzlüğündeki bir soruya verilecek en zeki yanıt budur. nedenlerini düşününüz.

pazar sabahı demiştim yazının başında. soğuk bir pazar sabahı bir sınava taksiyle giderken geldi bunlar aklıma. sadece bunlar gelmedi, bir de vahiy geldi. teknik olarak vahiy olmasa da bir sinyal aldım yani. aldığım sinyal panteist sınav duasını insanlara anlatmam gerektiği yönündeydi. dua şöyle;

panteist sınav duası

dağlar, ağaçlar, kuşlar, böcekler, kelebekler, yıldızlar, ekinokslar bana güç verin. çimenler, kumlar, salıncaklar, kaydıraklar.. sizler de bana güç verin. her sabah gördüğüm kedi yavruları, pencereme konan kumrular,  veliefendi’de atları starta sokan hobbitler, inönü stadı sahil tarafındaki kalenin ağları, bir simit için vapurdakilere yavşaklık yapmayıp sürüden ayrı uçan gururlu martı, şaka olsun diye arkadaşının taşaklarını oyun hamuru sıkar gibi sıkan ilkokul beşinci sınıf öğrencisi, boncuk atan tabancalara konan boncuklar, nuriş kardeşler ve jupiter kıvamında birer ağır abi olan yancıları, henüz sevişmediğim kadınların memeleri, kot pantolon ceplerinde unutulan paralar, tavukçu vitrininde dönmekte olan zavallı piliçler… hepiniz bana güç verin.

dua işe yaradı mı? bunu henüz bilmiyorum. sınava girdiğim sınıftaki gözetmenlerden birinin türünün en güleryüzlü olanı, diğerinin ise gördüğüm en güzel kadınlardan -abartmıyorum- biri olması bence tesadüf değildi sayın adnan oktarlar ama sınav sonucundan da duruma göre haber edilebilirsiniz. edilmeye de bilirsiniz. ona henüz karar vermedim ama vereceğim. hepinizi olmasa da bazılarınızı çok seviyorum. mutlu, huzurlu ve sağlıklı kalın.

yarım debriyaj

bu amınakoyduğum yerinde amınakoyduğum trafiği neden iki damla yağmur yağınca felç olur amınakoyayım. neden lan. neden, neden. retorik falan değil. anlam veremiyorum. ulan hava açıkken herkes saatte yüz elli kilometre ile gitse diyeceğim ki, zemin etüdü yapıyor. diyeceğim ki, aracın götü atmasın diye yetmişi geçmiyor. ama diyemiyorum. çünkü tem bağlantı noktasında onla -evet, rakamla 10’la- giden araca yirmiyle giden bir araç vurmuş ve iki sürücü arabalarından inmiş birbirlerine bakıyor. bütün tem ahalisi de onlara bakıyor. böyle şeyler olunca debriyajı bırakıp öndeki aracın bagajına girmek istiyorum. hatta öndeki araç clio falansa iyi bir drag’la ön koltuğa bile geçerim. radyoda diyor ki, mahmutpaşa çıkışında kaza var, seyir halindekilerin dikkatine. işin garibi birtakım araba kullanıcıları bunu ciddiye alıp boşta falan gitmeye çalışıyorlar. o kadar yavaş gideyim ki, diğer araç sahipleri benim içinde bulunduğum şeyin bir araba olduğunu unutsun ve bana çarpmasın gibi bir poza giriyorlar. eğer aranızda böyle işlere imza atanlarınız varsa şu bilmenizi isterim ki, ben bu çeşit ağır çekim manevraları bir kur dansı olarak değerlendiriyorum ve olur da böyle yağmurlu bir havada önüme düşerseniz sizi sikiveririm.

yağmurun lafı gelmişken, şemsiyeli insan sakinliği diye bir şey var. bunların kazası, belası, değişeni falan yok. bu rahatsızlığın pençesindeki canlılar gökten baca tuğlası yağsa siklemem tavırlarındalar. o kadar yavaş yürüyorlar ki, bazen çok romantik anlar yaşıyorum. -yahu moruk, yağmur indiriyor. hatta yağmur yazmaya elimin varmadığı bir doğa olayı ensemden ayak bileklerime kadar cereyan ediyor. zaten yavaşsın. bir de aniden durup vitrinlere falan bakıyorsun. sollayıp geride bırakabileceğim bir şey de değilsin. çünkü kalabalık caddelerde senin presibinle çalışan birkaç yüz tane daha mevcut. üstelik yağmur durunca da şemsiyen açık gidiyorsun. ta ananı sikeyim. sevgiler.

ağlayan piçin laneti

merdivenlerden çıktım. bir köprüdeydim. kenarlarını yağmur bulutlarına yakın bir tonda boyanmış bakır şeritlerin sevişircesine sardığı bir köprü. şeritlerin arasından gözüken arabaların far lambaları buğulu bir kasvete bürünmüş haliyle genelevlere ait neon tabelalarla dolu olan japon sokaklarını uzaktan izliyormuşum hissiyatı uyandırdı. zeminin yumuşaklığı orta çağ ingiliz derebeylerinin yatak odalarında kullandığı yünler de böyle olmalı dedirten cinstendi. hong kong havasını andıran nem, körpünün yüksekliğiyle birleşince baş döndürücü bir etki yaratıyordu. aslında sadece ömür plaza önündeki köprüdeydim ve e5 üzerinden geçip eve gidiyordum. üstelik o köprünün üstünde metrobüs denen araca binmek için birbirini ezen insanlar vardı. ama olanları bu şekilde anlatmış olmamın amacı öss’ye girecek arkadaşların yazarın bu paragrafta kişileştirmeyi, betimlemeyi kullanmış olduğunu anlamaları. bir de modern zamanın edebiyatçılarını anlama çabası. anlayamadım bu arada ama aynı şekilde devam edeyim.

yürüyordum köprünün üzerinde. derken onu gördüm. kimi diyeceksiniz biliyorum ama inanın onu ben de tanımıyorum, tanısam “cenazeden mi” diye takılırdım, zira anlamsız şekilde siyahlara bürünmüştü. uzaktan bakıldığında coca-cola reklamında oynayan yavru kutup ayılarının sevimliliğine sahipti fakat yaklaştıkça neden siyahlara büründüğünü anladım. kitaplara baktı biraz, korsan kitapçıdan. gözleri herhalde “fransız kadınları nasıl zayıf kalır”ı aradı herhalde (burada siyahlara bürünüşün ardından yatan acı gerçeği en aptal okurumuzun bile anlamış olmasını umuyorum). umutsuzca ayrıldı kitapçıdan derken iki kartpostal aldı eline. birkaç saniyedir onu izliyordum. birkaç saniyeye neler sığdırabilir bir insan? ruhumu kemirmeye başlayan bir merak uyanmıştı bir anda zihnimde. yaklaşıyordum ona. görecektim elindeki kartpostalları. onlara bakarken adeta oto galerisinde araba seçmeye çalışan bir işadamı kızı gibiydi.

çok yaklaşmıştım. o kartpostalları görmeme, adeta zihnime prangalar vurmuş, ruhumu hapse tıkılmış bir emekli subaya çeviren o lanet duygudan kurtulmama çok az kalmıştı. birkaç adım daha attım ve…

daha lanet bir şeyle karşılaştım. oydu. ağlayan piç. kemalettin tuğcu kitabına kapak olduğunu zannettiğim, 8 yaşımdan beri hafızamda korkunç bir yer edinen o piçi tekrar gördüm. o an her şeyimle lanetlendiğime emindim.

diğer kartpostal mı?

onda ise mustafa kemal resmi ve katatürk imzası vardı.

kartpostal satın alma tercihinde ağlayan piç ve katatürk arasında kalan şişman ve metalci bir kızın lanetine uğradım.

buraya kadar okuyan birinin amına koyim o kızın dediğini düşünerekten okura katıldığımı söylemeliyim. cevabı merak edilen bir de soru olmalı, o da kızın hangisini satın aldığı. bunu sadece bir kişiye söyleyeceğim ve bu kişiyle aramda sır olarak kalacak.  o kadar.

vespa yavşaklığına kim dur diyecek?

önceden belirtmem lazım. severim vespa motorları. bugün hangi üniversite hazırlık öğrencisine sorsanız okul bitmeden bir vespa almanın derdindedir. kendimden biliyorum. zaman içinde ehliyete almaya bile gerek duymamış olmam gerçekten acı.

ancak bazı gözlemlerim bu furyanın giderek daha sarı bir renk aldığını gösteriyor. sarı renkten kastım ise başlıkta da belirttiğim gibi yavşaklık. sarıdan daha yavşak bir renk de olamaz. konuşurken de bu tarz benzeşimleri kullanmam bugüne kadar insanların, bilhassa da kızların bana hep uzaylıymışım gibi bakmalarına sebep oldu. bazıları gerizekalı olduğu için bu garipliğime ilgi duydu, sonra verdi falan ama bunları hep anlattım zaten.

gözlemlerime geleyim. mayıs ayında atkıyla dolaşan her erkek vespa hayali kuruyor. tabi havaların gidişatı benim kadar garip değilse. tabi burada atkılıları alt küme olarak görmekte fayda var, bütün vespaseverler atkılı değil. diğer bir gözlemim vespaseverlerin çoğu mimar sinan üniversitesi öğrencisi. maalesef. bunu da vespa art denen yarışmadaki katılımda biliyorum (hayır tabii ki gitmedim, facebookta fotoğraflarını gördüm, yazdığım/bana yazan çok mimar sinanlı kız vardı o ara). bu okulun öğrencilerinin çoğunun hayatının yol ve trafik içinde olan kısmı zeytinburnu-bağcılar tramvay hattında geçer ancak aynı zamanda mucizevi bir işin altına imza atarak vespaya da binebilirler.

gece hayatını beyoğlunda geçiren beyefendilerin barlara vespa ile girmeye çalışması kimse kusura bakmasın ama bence alınmış alkole rağmen tam bir epic fail. yahu alkol alıp motor kullanıyorsun, hem de vespa. alkol alamayanların durumu daha feci, park edecek yer bulamıyorlar. alkollü olan adam sokağa motoru bırakıp gitme rahatlığını buluyor en azından.

bir de eğer uzun boylu ve çarpık bacaklıysanız lütfen kullanmayın bu motoru. kafanızdaki kaskla birlikte gerçekten de bünyamin gezer düzlüğüne erişiyorsunuz, özellikle de yağmurlu havalarda. gerçekten hoşsunuz fakat ne bileyim sizi izlerken gözlerimi kırptığımda dahi zihnimde, yani o kırmızı-mavi ışınların arasında iğfal edilmiş eşek imgesi beliriyor, alamıyorum kendimi. bu arada uzun boylu ve düzgün bir fiziğe sahipsiniz yorum yapın, msn’mi falan bulun birinden.

bu yazıyı uzun bulanlara da özet geçeyim. vespa iyi de iş boka sarıyor. mehmet şimşekle de konuştum, vergi geliyor zaten.

unkapanı imç teftiş raporu

ilk rapor

herhangi bir değişiklik yok.

sonuç

yağmurlu bir ekim akşamı

istiklalde yürüyordum. daha doğrusu yağmura istiklalde yürüyorken yakalandım. normalde istiklalde yürürken kulağınıza takılacak sesler lafı eveleyip geveleyerek ağzından çıkaran kızların kelimeleridir ama o gün şemsiye 5 lira diye bağıran işportacıları dinledim sadece.

ıslanmamak için bir yere girmem gerekiyordu. gözüme demirören avm takıldı. daha önce gitmemiştim, herhalde ilk için doğru zamandı -a tribute to neyi ne zaman yapacağını bilemeyen kızlar-

demirören avm ufak bir yer. tuvaletlerindeki el kurutucu cihazlar çok klas. içeride de bir adet virgin var. oraya girmeye karar verdim ve karşıma bu çıktı.

atamız bize çok fazlaydı, biz ona layık olamadık. gözünden ışık çıkarma gibi gizli ve üstün yönlere sahipti. doğrusu bu eşsiz eseri sağdan ve soldan çevreleyen diğer iki kitap da isimleriyle vay amına koyim dedirtiyorlar. bu bir tesadüf olamaz.

fotoğraf gayet kötü, kusura bakmayın, o taşak geçtiğim cansu cantürk kadar olamadım. o da kim diyenleri buradan alayım.

az küfretmişim zamanında

zamanında ugg giyen kızlara karşı olan hislerimi beyan etmişim burada. o zamandan beri o kadar çok değiştim ki anlatamam burada ama belki başka yazıya konu olur. değişmeyen tek şey ugg giyen kızlarla ilgili olan vahşet dolu düşüncelerim ve japon metal gruplarına olan kıllığım. bir gün müge anlının sunduğu ve isminin ne olduğunu bilmediğim -ancak çok merak ettiğim- sikimsonik reality şovunda facebooktaki fotoğraflarından ugg hastası olduğu anlaşılan bir kızın -kadın da olabilir- vahşice öldürülüşü işleniyorsa hemen programa canlı telefon bağlantısıyla katılın ve beni ihbar edin. böyle bir orospu çocuğu vardı, kesin bu yapmıştır deyin. varsa telefonumu verin.

işte yukarıdaki dördü için de düşüncelerim aynı. bu kızlar nasıl başardıysa en güzelden en çirkine sıralanmışlar bir de. bu bakımdan en solda saçlarını tuncelili kızlar gibi yaptırmış olan ugglunun -ya da ugglının, her ne skimse- yüzünü sağına çevirmiş oluşunu lehimize şans olarak görüyorum. en sağdakine bunu yapmak istemezdim ama evet onu da öldürmek istiyorum, kusura bakma en sağdaki hatun. burada lafını etmediğim 2 ve 3 no.lu hatunlar da kusura bakmasın diye “çantalarınıza da ayrı ayrı sokayım” yorumunu yaparak onları da bir şekilde hikayeye dahil ediyorum. ayrıca 2 numara, tam bir sweet 16 malzemesisin. çok sarhoş olsam belki ama o da zor listesine aldığım kızlara benziyorsun.

bakın tekrarlıyorum.

ayacıklarınızı* sıcak tutuyor olabilirker. sizce güzel görünüyor olabilirler. ama uzun süre dışarıda kalacağınız zamanlarda lütfen giymeyin şunları kızlar. aksi durumda size rastlama ihtimali artar ve rastlarım. bu da benim gibi bir gönül insanının moralini bozacağı gibi size burada akıl almaz iftiralar etmeme, bilimum çeşit küfür savurmama neden olabilir. yağmurlu havalarda giyin, ona bir şey demiyorum.

*ayacıklarınızı sikeyim bu arada. evet. söyleyecektim, unuttum.

kırmızı bir cumartesi

pek bir anlamsız geçen yazın -her yıl olduğu gibi- ardından soğuyan havalar nedeniyle titremeye başlamamın yaşadığım ilk kalp çarpıntısı kadar mutluluk vereceğini düşünmezdim. öyle ki sokağa çıkıp sabaha kadar koşasım var.

böyle insanların başına art arda kötü şeyler gelir de felaket silsilesi yaşar ya. işte aynen öyle bir hafta yaşadım sayın sözlük okuru. şok üstüne şok yaşadım öyle böyle değil. her yaşadığım olay ayrı bir bergen parçasına tema olur. peki ne yaşadım? iyi bir arkadaşınızın bilgisayarında son girilen internet sitelerinin arasında gay pornolarına giden linklerin olması dışında pek çok kötü şey diye cevaplayabilirim bu soruyu.

bugün bir de sivil ile buluştuk. gerçekten de bu kez sivildi. birkaç ay sonra görüşmüş olduk, yine birkaç ay sonra alkolle olan küslüğümü bitirdim. bir de hayatımda ilk kez tavla oynadım ki hayatta en iyi olduğum alan buymuş galiba, yeni farkettim. oyunun neticesini de buraya yazıp kimseyi rencide etmek istemiyorum.

taksimde hangi grubun eylem yaptığını yanlış tahmin etmem dışında iyi bir gün olmuş sanırım. yazıda da şu ana dek küfür kullanmadım.

bugün tekrar tekrar kurduğum cümle şuydu: “keşke tekrar üniversitede hazırlık sınıfında olsam“. üniversitede hazırlık okumadım ama zaman içinde gereksiz yere ciddileşen hayatımın aradığı panzehir bu olurdu.

2009da bu bloga neredeyse hergün yazıyormuşuz ama ben takvimi de daha da geriye çekip eylül 2005e gitmek istiyorum.

o sabah güneşin doğuşunu birlikte izliyorduk…

balgamlı asfaltlar

herkes her şeyiyle halis olsun diye giriyor google’da başlığı arattığım karşıma çıkan ilk site. sonra halis olmak dedim google’a halis olmak ihlas ile mümkündür dedi, sonra muhabbet fedaileri adlı nurcu bir site çıktı karşıma.

hayatımda hiçbir şey yapmadan geçireceğim zamanların bana en çok şeyi öğreten zamanlar olacağını tahmin etmezdim. hiçbir şey yapmıyorum gerçekten. nedense beyazıt’ı ve eminönü’nü gezmeyi özledim. işportacıların sloganlarından best of hazırlayabilirim sizin için. trenin kalkmasını beklemeyi de, çöp toplayan çocukları izlemeyi de özledim. hüseyin avni dede’yi de özledim aslında (fotoğraf salih ağıra ait ve tabii ki yine izin almadan kullandım), ben de onun gibi acılarımın saltanatını sürüyorum şu an.

sonra internet geldi, her şey değişti. facebook’ta çok fazla takipçimiz var. eski yazıları okuyorum da bazen öyle saçma şeyler var ki, şimdi gelen reputasyonun sorumluluğu ağır. utanıyorum ey okur. aysun kayacı hala utanmıyor ama.

hayatın bana öğrettiği en güzel şeylerden biri karşıma çıkan her şeyi çok da sikime takmamam gerektiği oldu.

şimdi şuraya yazmaya gelirken aklımda bir dünya şeytanlık vardı ama avni dedenin gözleri duygulandırdı herhalde beni. bütün duygusallığım birkaç internet sitesine girince yerle bir oldu. hatta şu an fotoğrafçılarla taşak geçesim var. hislerim beni kuyumcu vitrini kulaklı metalcilere yönlendirdi. bomboş otobüslerde ayakta duranlar neden hep metalci oluyor ey okur?

formspring’ten de tonla soru geliyor. adsl olmasaydı bu kadar soru gelmeyecekti eminim. hepiniz servis sağlayıcınızın size sunduğu internet hızı kadar özgürsünüz aslında, unutmayın bunu da. sorulara döneyim, kimi sorular bana eski sevgililerimi hatırlatıyor. sevgili demişken son yazımda ankaralı kızlar üzerinden toplumsal gerçekleri gün yüzünden çıkarmıştım. o zamanki fikirlerim doğruydu, bugün bir kez daha anladım. müstakbel partnerine yatak odasının kapalarını “bu gece beni mantı gibi ye” cümlesiyle açanlar var. hayatım film şeridi olsa sevgililerimin olduğu her şeride ayrı ayrı işerim.

bu arada sevişme demişken, bu işi lüften sadece kızlar yapsın. erkekler mümkünse sikişsinler.

yeterince asi olamıyoruz

kabul edelim bunu, yapamıyoruz.

bu hayatta hiçbir şeye üzülmedim istiklal caddesine döşenen kaldırım taşlarından galatasaray lisesi önüne denk gelenlere üzüldüğüm kadar. ne zaman havalar biraz ısınsa, tam kış bitti yağmur çamurdan kurtuldum derken aktivist, heyecanlı, hoplayan zıplayan gençlerin istilasına uğruyorlar. bu gençler hayatlarında hiçbir şeyi organize olarak yapmadıkları için her gün farklı bir üniversitenin isyankarlarını taşıyorlar.

bugünün programında tkp’li öğrenciler vardı. ben de daha isyankar biri olarak propagandhi dinleyerek istikalde yürüyordum. mor rengin hakim olduğu vasat bayanlardan -üzgünüm ama çok daha güzel travestiler var beyoğlunda- ve yağlı saçlı-bakımsız sakallı-aylık 10 lira su faturası ödeyen öğrenci evi sakini baylardan oluşan topluluk “akepeye boyun eğmeyeceğiz”le startı verdi ***. 50 metre ileride bekleyen polisleri kesen anlık utangaç bakışlar da gözümden kaçmadı değil tabi. bunların dışında elinde kamerasıyla “youtubea upload edeceğim” mesajı veren, upload ne demek sorusuna hızlıca cevap verebilecek, ortamın teknoloji takipçisi bilişimci çocuğuyla elinde megafonla bunlar bir şey değil msnle falan her türlü ideolojik ve sıcak sohbete varım diyen beyefendisi diğer not ettiklerim arasında.

şimdi söylemek istediğim şeyi benden çok önce ilker yasin söylemiş:

evet sayın seyirciler, elin zencisi, elin arabı ‘hat-trick’ yapıyor, bizim hakan’ımız, bizim oktay’ımız uyuyor

mustafa sarp asist yapar, siz yapamazsınız diyorum.

***(burada da parantezi açmak şart oldu şimdi, lütfen bağırıp ses tellerinize zarar vereceğinize fanzin falan çıkarın, söz uçar yazı kalır, değil mi ama, olmadı sivilin yazılarına yorum yazın. bu arada eğer üniversite birinci sınıftaysanız fanzin çıkarıcam diye boşuna kendinizi de etrafınızdakileri de -özellikle mail listenizdekileri- kasmayın, önce bir dersleri verip ikiye geçin, bi nefes alın hele)

blog ödülleri

Merhaba

Topluluk Blogları Kategorisi’nde yer alan http://www.62ytl.com adresli blogunuz, ön değerlendirme sürecinde incelenmiş ancak gerekli şartları sağlamaması nedeniyle kabul edilmemiştir. Bir hata olduğunu düşünüyorsanız lütfen bizimle iletişime geçin.

Blog Ödülleri Ekibi
www.blogodulleri.com

toplum bu tip bloglara hazır değil, biliyorsunuz. zaten pötibör bisküvi sponsorluğundaki bir yarışmayı kazanmak çok saçma olurdu. ayrıca kar amacı gütmeyen ticari kaygılardan arınmış bir kurum olduğumuz için sikimizde de değil. sik dedim de aklıma geldi. artık küfür etmemeye çalışıyorum. işbu konu hakkında geçen sene yediğim haltlar için linki takip edebilirsiniz. (#)

dolmuş taktikleri


2 gün önce eski bir arkadaşımla karşılaştım. eski arkadaşım, 4 ay önce dolmuş sırasında tanıştığı bir kızla önümüzdeki yaz evleniyormuş. sadece bu cümle ile bile bu arkadaş için neden eski sıfatını kullandığımı anlayabilirsiniz. eskidiğinden haberi olmayan arkadaşım iki gün öncenin yarını için -ki o gün, dün oluyor- randevu kopardı benden. “ölümü gör kızla tanışacaksın” falan diyor. eyvallah, dedim. hatta -tamam lan, dedim.

bir taraftan düşünüyorum : şu sıralar güncel olarak kullandığım arkadaşlarım resim kursunda, klasik müzik dinletisinde, açık hava atölyesinde, istanbul film festivalinde falan tanışıyorlar. karanlık sokaklarda öpüşüp, tek kişilik yataklarda sevişiyorlar. kurumsallaşması muhtemel çiftlerimizie dönüyorum ve dolmuş gibi umumi bir ortamda tanışıp, hayatlarını birleştiren insanlar ne kadar fantastik olabilir ki lan diyorum. yol boyunca bu tür örnekleri çoğaltıyorum. tuvalet kuyruğunda tanışsaydınız lan bari diyip ehehehe şeklinde gülüyorum. kendi kendime taşak geçiyor, eski arkadaşımı itin götüne sokuyorum. eylemlerime devam ediyorum, ta ki müstakbel gelinimizi görene kadar. hatunun detaylarını vermeyeceğim, ama şu kadar söylüyorum : güç bu kızda çok yoğundu. özellikle kızın kalça ve göğüs dönencesinde. içimden eski arkadaşıma bravo çektim. bravo çekmekle kalmayıp eski arkadaşlar kategorisinden kadim dostlar kategorisine taşıdım adamı.

bu arada 10 yılı aşkın süredir dolmuş kullanıyorum. üstelik son 4-5 senedir profesyonel anlamda kullanıyorum. hiç karşıma evlenmelik giderli kız çıkmadı. gerçi kafasını nadiren insanlara çeviren bir insan olmamında etkisi vardır. ahaha şimdi okuyunun büyük kısmı profesyonel dolmuş yolcusu tipolojisinde kaldı. tabi hala okuyucu varsa. zira yazmaya yazmaya okuru da tüketmiş olabilirim. neyse. evet, ben profesyonel bir dolmuş yolcusuyum. siz farkında olmayabilirsiniz, ama benim gibi çok insan var. peki ne bok yeriz biz ?

öncelikle dolmuşu bir araçtan çok bir kültür olarak kabul ederiz : dolmuş kültürü. otobüs, sinema ise; dolmuş tiyatrodur. dolmuş yolcusunun çehresi farklıdır. düz dolmuş yolcusunun çoğu mal ve zengindir. eğer dolmuş sabah vakti oje, geceleri de buram buram votka kokuyorsa, mal ve zengin hattına düşmüşsünüz demektir. biz biliriz ki bu debiller 7,5 kişilik dolmuştaki o yarım koltuğa kesinlikle ve kesinlikle binmezler. bunun yerine gece ayazında beklemeyi tercih ederler.  “ben burada gidemem” mimiğini yakaladığımız vakit önümüzde kaç kişi olduğu farketmeksizin süzülerek o yarım koltuğa otururuz. yapılan alışverişten sadece en öndeki malın haberi vardır. önümüzdeki diğer insanlar ise ne olduğunu anladığı vakit, araç çoktan tarlabaşı’na inmiştir.

uzman titri olan bir yolcu için en önemli kriterler; güvenlik ve konfordur. sanılanın aksine en güvenli koltuk şoförün yanındaki koltuktur. tabi koltukta emniyet kemeri varsa. ön koltukta emniyet kemeri yoksa dolmuştaki bütün pozisyonlar eşit şekilde güvenlidir. yani güvenli değildir. yani 2 : dolmuş kaza yaparsa ölürsünüz.

konfor herkese rölatif bir kavram olup herkesin sevdiği yer farklıdır, ama bütün proyolcuların birleştiği bir nokta vardır ki şoförün arkasındaki koltuklar lanetlidir. çünkü o koltuklardan birine oturmanız gerekirse diğer yolcular tarafından şoförün muavinliğini yapmaya zorlanırsınız. şoföre para uzatır, para üstlerini yerine ulaştırırsınız. arka koltuktaki yolcular seslerini kaptana duyaramazsa kendinizi sorumlu hisseder “müsait bir yerde inecek varmış” dersiniz. o nedenle genelde cemiyetimiz mensupları arka koltuklardan birini tercih eder. “ama arkada 4 koltuk var?” dediğini duyar gibiyim buraya kadar yazıyı okumaktan üşenmemiş sevgili gözlüklü. 4 koltuktan en ideali sağ cam kenarıdır. bu koltuğu kaparsanız kimseye bulaşmadan inebilirsiniz. sol cam kenarı da iyidir, ama kapıya ulaşması biraz külfetlidir. orta ikili ise risklidir. sağınıza veya solunuza yada sağınıza ve solunuza şişman insan oturması halinde ayvalık tostu gibi olursunuz. ekstrem örnekler gibi gelebilir fakat bunların hepsi yaşanmıştır.

bi’ de yukarıda anlattığım evliliğe yelken açmış çifti unutun. onlar istatistik dışıdır. dolmuşunuza çok şahane kızlar binse hatta bu kızlar iki yanınıza ayrıca kucağınıza otursa bile oralı olmayın. çünkü bu hatunların hiçbiri size vermeyecek. kucağınıza oturan da cam kenarına geçmek isterken dengesini  kaybedip, üstünüze düştü.

saat 0408 ve ben sıkıldım.

konstantinapol’lüler çok sevinçli

62ytlkulturbaskent

an itibariyle kültür başkenti olmamıza 11 saat var. konstantinapollüler olarak bugün yine bok kokan sahiller, sidik kokan caddelerde olacağız kenan doğulu tarafından kavırlanan onuncu yıl marşıyla coşarak.

aliyle ahmet yılbaşına taksim’de turist kızı mıncıklayarak girecek. ayşeyle zeynep 2010 için yepyeni bir çift ugg bot dileyecek. istanbul da kültür başkenti olacak.

bir dakikalığına kendimize gelelim.

elimizden geldiğince bu olaya köstek olalım.

7kule burası, ferman yazılmaz…

banliyo_treni copy

delikanlı yuvasıdır, çakallar diye gidiyordu ki duvar yazısı, sanırım bu delikanlı anarşizmini benimsemiş arkadaş spreyinin azizliğine ya da tcdd bekçisinin gazabına uğradı.

onuncu yıl marşında ana yurdu demir ağlarla dört baştan ördüğümüz söyleniyor ama bunun üstünde 70 küsür sene geçmesine rağmen demir ağın üstünden geçen trene binmeyi öğrenemedik. ikinci işlem daha kolay halbuki. bu arada bu konunun başta bütün dünyanın saydığı başkumandan ile ilgisi var mı bilemiyorum.

kaleci saçının modern versiyonu olan kıvırcık enseyle ulaşım için tren kullanan arkadaşlar bunun ispatı. sarı çizgi kuralını ihlal edip ofsaytta kalmalarına ve trenin burunlarının dibinde durmasına rağmen herhangi bir hareketlilik göstermezler. o esnada trenin içindeki bir iki elemana kaş göz hareketiyle gerekirse mevzu olur mesajı verirler. sonra tren duraktan ayrılmak için hareketlenmeye başladığı anda takibe başlarlar, delikanlılığa zarar vermeyecek kadar kısa adımlarla koşarak müsait bir kapıya dışarıdan asılmak suretiyle tren yolculuğuna başlarlar. yolculuk sırasında şu matematiksel kural onun için geçerlidir.

bu şekilde yolculuk yapmanın verdiği zevk > içeride kesişme ihtimali olan hatunlar karşısındaki karizma kaybı

yukarıdaki eşitsizlik bana insan ırkının temel eksiklikleriyle alakalı bir takım paradoksları zihnimde canlandırsa da bunu ayrı bir yazıda sizlerle paylaşacağım.

tren istasyonları büyük ayrılmaların/kavuşmaların yaşandığı bir sahne olsa da bizde daha çok balici ortamları, underground rap sanatçılarının klip çekmeye çalıştığı yerler, tren altında kalıp ezilenler ile bilinir. inanıyorum ki istanbul için bunu tamamlandığında yenikapı-hacıosman metro hattı bitirecek.

ne diyelim… tüğürke durmak yaraşmaz, tüğürk önde, tüğürk ileri.

turyol aşıkları

taytanik

yukarıdaki fotoğraftaki olayı yaşamak her genç kızın hayali. hayallerini kısmen de olsa gerçeğe dönüştürenler var. kimlerden mi bahsediyorum? söyleyince hemen anlayacaksınız. turyol’un vapurları ile yolculuk eden aşk açı hatunlardan bahsediyorum tabii ki de. tek ihtiyaçları olan sinsi sol açık riera bakışlı bir erkek. istanbulda yaşayanlar için anlatıyorum. eğer zeytinburnu-kabataş tramvay hattında yolculuk ediyorsanız bu hattaki araçlarda bol bol riera mevcut. eminönü durağında inip aktarma yaparsanız ekonomik açıdan da elverişli. hesaplı bir şekilde romantizm dolu anlar yaşamak isterseniz tek yapmanız gerek bir turyol yolculuğu.

bu işin ekstraları var. turyol aşkınızın evine gidip onun nu çalışmalarına model olabilirsiniz. bence yapın, sanata faydanız dokunur. eminim ertesi gün de bol bol gülümseyen surat görürsünüz. konuyla alakadar pekçok paylaşım sitesi mevcut. unutmayın, porno da sanattır.

haydi kızlar, ne kadar gerizekalısınız, gösteriniz kendinizi.

kısa kısa bayram notları

  • artık el öpememek, hasılat yapamamak kötü. yaşlandıkça nerede o eski bayramlar demeyenlerdenim ama.
  • jakartadan tatil dönüşü yapan istanbul özürlüsü bir arkadaşı beklerken umreden akrabası dönecek olanları gözlemledim de dışarıdan türkiyeyi bir islam ülkesi olarak gören birinin ilk giriş yaptığında bu kadarını tahmin etmemiştim diye düşüneceğini hisseder gibi oldum, ya da olmadım bu önemli değil. önemli olan arada dar ve vücüt hatlarını saran pantolon, topuklu ayakkabı ve derin dekolteleriyle modern iş kadınlarımızın da imaj düzeltici olarak orada oluşuydu. kendilerini çok seviyor hatta hadi gelin karşılıklı sevişelim teklifimi yolluyorum. kadınını mangala atılmış kozalağa çeviren erkeklerdenim, teytey.
  • istanbulda son birkaç gündür hafif aralıklarla yağan yağmur epey güzel.
  • ı. bana banyo videosuyla meşhur olan sulugöz ismail’in saba tümerin programına çıkacağını yazmış, ama duştayken cevaplayamadım, kusura bakma beybi. program yayınlandığı saatlerde muhtemelen bomboş gayrettepe sokaklarında çizburgerimi yemekteydim. izleyen yorumlasın.
  • lastefem ile maysipeys’in kapatılmasını hala aklıma almıyor. bu yasakçı faşizan zihniyete bir sözüm var: götünüz yiyosa bizim siteyi kapatın bakalım.
  • bayramlarda varoşlardan akan genç kızlar oğlanlar çareyi lunaparklarda gondollarda alıyor. bakırköy incirli metro durağının yanındaki lunaparkın gondolunun etrafından bile geçmeye korkarken o çürümüş makinanın etrafındaki kuyruk beni dehşetlere düşürdü, sonra sevindim ama.
  • aklıma bu sıralarda a’in nothing’i takıldı. bu grubun başka şarkısını bilmeyenler ya da bu şarkının videosunu kusana kadar mtvde izleyenler diye bir grup açsam facebookda tutar mı acaba?
  • m. cuma günü epey uzaklara gidiyor, nereye gideceğini sonra söyleyeceğim.
  • bir de jason statham’ın bank job’ı pazartesi gecesi, italian job’ı da salı akşamı türk televizyonların da yayınlandı. bu yayıncıların anneleri sevişmek için iyi tercihler yapıyor.

siksok çorbası

bunlar da nimetsevgili, aziz ve bir o kadar da muhterem din kardeşlerim allah cc’nin de izniyle ramazan-ı şerifin 23. gününü geride bıraktık. her güzel şey gibi ramazan ayı da bitiyor. pek yakında oruç baba‘ya falan gidilmesine gerek kalmayacak. çünkü oruç baba sadece ramazan ayında adam. geri kalan 11 ayda işe yaramaz peypaye herifin teki. ramazan bitecek. bayram gelecek. tabi biliyorsunuz birde işin bayram boyutu var. ramazandan kaçabilirsiniz ama bayramından asla. bayramlarımız böyle tuttuğunu koparır formda bayramlar. halbuki paskalya, baptista falan öyle mi. pek bi fikrim yok ama çok kolay yırtarım gibi geliyor bu bayramlardan.

ahahha neyse bu kadar geyiği niye yaptım. knorr yöresel tatlar nedeniyle. eskiden reklamlarda “anneminki gibi” falan derlerdi ya. anneler halt yemiş knorr’un yanında. hem pratik hem lezzetli olduğundan her allahın günü 1 kase yuvarlanıyor meret. yalnız o isimler ne öyle. yok yüksük çorbası, var siksok çorbası. tamam, markasınız ama şansınızı zorlamayın amına koyayım. nedense türk halkı olarak böyle şeyleri çok seviyoruz. bilendaks, “yıka ve çık” muhabbeti vardı bir dönem. bilendaks ne allaşkına demeden yıkanıp, çıkıyorduk. çok da hoşumuza gidiyordu anasını satayım. sonra ne olduysa oldu piyasada blendaks bulamaz olduk ya da aramadık. gerek de yok zaten artık kıvanç tatlıtuğ var o ne yerse, o yenir; naparsa o yapılıreee.

gazetelerin yemek tarifi içeren ilaveleri var ya nedendir bilinmez yemeklere isimlendirirken acayip kasıyorlar. açıyorum borç çorbası. bakıyorum, peynirli zevk kanapesi. geçen şeye şahit oldum : bayır turbu mayonezli şahane dana rostosu. şu son yemeğin sadece adıyla gitsem migros’a maaşın yarısını bırakırım gibi geliyor. bu mallığa son vermek için yemek kitabı yazmayı düşünüyorum. menemen, düz çorba, sadece kurabiye gibi başlıklardan ibaret olacak. insanlar günün birinde fındıklı süpriz kurabiye yapmak isterse alacak benim “sadece kurabiye” tarifimi içine fındık ekleyecek, sonra ansızın ikram edecek millete. denyoluğun lüzumu yok.

matter of time dedin hala geri gelmedin

hip hip.. hurray! hip hip.. hurray! yaşanacak yer burası.

  • 3-4 yıl önce yine ramazan. çalan telefonu açtım. hattın diğer ucundaki müslüman daha alo demeden küfür etmeye başlamasın mı. kesinlikle lafarası yapamıyorsun. bık diyorum, sik diyor. ama diyorum amına koyarım diyor. sessiz dursam anaya bacıya yükleniyor. durum böyleydi yani. 2 dakikada bütün sülalemi elden geçirdi. bir ara nefes alma gafletinde bulundu da öyle ele aldım durumu. komşular işi gücü  bırakıp “hayırdır“a geldiler. o derece.
  • harry kewell‘a her baktığımda traş sonrası damatını görüyorum. al adamı samiyen’den koy beşiktaş evlendirme dairesinin merdivenlerine. öyle bir duruşu var adamın mütemadiyen.
  • milliyet’in foto galeri’sine görsel toplayan insanların bu hayatta görmediği şey yok diye düşünüyorum.
  • if you want to get laid, go to college. if you want an education, go to the library. zappa böyle buyurdu.
  • yorgun görünen insana “hayırdır” çekeriz ya. o da “uzun bir geceydi” der. ulan böyle olunca hep o geceyi bu dakka için yaşamışlar gibi gelir.
  • yarram kasabası diye bir yer var yahu. orada yaşayan bile var. az buzda değil 2100 popülasyonu var bu beldemizim.
  • sanıyorum arzu yanardağ “sevgilimle sevişemiyorum” cümlesiyle bir hayli inceltmişti gündemi. bir süre sonra da “artık seviştim, her şey yolunda” şeklinde bir deklarasyonu olmuştu. arzu yanardağ olmayabilir bu insan. bu tip konularda google’dan teyit almakta zorlanıyorum.
  • her şey kadınlar için lan şu dünyada. bizlere 1tişört1pantolondan fazlası tasarlanmıyor anasını satayım. V yaka tişört olayına girdiler en son. çok fena ya.
  • bu gün milliyet’ten gidiyoruz ama milliyet’te serin duruş vardı. yeri yalçın bayer’e yakındı yamulmuyorsam. okurduk lan sürekli.
  • dikkat ettim : ne kadar esnaf arasında dolanan sokak köpeği var hepsinin adı ayşe, sarı falan. mahallenin çocuklarına kalmış köpeklerin adı kont, badi, meks diye gidiyor. alın size dil erozyonu.
  • pazar günleri dışarı çıkmam. yahudilerin cumartesileri benim pazarlarımdır.
  • yeni tutkum indie porn. şahane kişisel ileti aslında.
  • ilgi alanlarına “cinema, photography, music, art” yazan total futbola inanmış hatunlar var. benim olayım sınırlı : “shit, fuck, satan, death, sex, drugs, rape”.
  • losta doğru diye bir yazı dizisi hazırlıyoruz. nihat hatipoğlu halt yemiş diyeceksiniz.

daha yazardım ama ertuğrul özkök’ten rol çalmış gibi olurum o zaman. adam pazar yazısı yazıyor ya.

ahahahahaha

etkinlik

Kickboks Severler ;
Dünya’nın en iyi dövüşçüleri İstanbul’da…
Agustos ayında ülkemizde tüm dünyanın merakla beklediği bir organizasyon yapılacak.Çeşitli ülkelerden Kickboks sporunun lideleri Türk sporcularıyla kıyasıya mücadele etmek için İnönü stadında buluşacak.Aralarında Dünya Kickboks şampiyonu badr Harı ve Türkiye Kickboks şampiyonu Erhan Deniz’in unvan maçı olan organizasyonda birbirinden degerli 26 sporcunun maçları çeşitli görsel showlarla sergilenecek. Ayrıca Türkiye’nin 1numaralı Mc’si Ceza bu güzel gece’ye farklı bir renk katacakmış…
Ne dersiniz arkdaşlar?Türk sporcularmız mı yoksa yabancı sporcularmı kazanacak sporcularımıza destek olalım.

Peatbull Erhan mı ? Badr Harı mı?

Murat Direkçi mi? Buakaw Porpramuk mu?

52 kişi bilet aldığı için bu olay iptal olmuş.