Archive for the 'Cihangir Yokuşu' Category

dolmuş taktikleri


2 gün önce eski bir arkadaşımla karşılaştım. eski arkadaşım, 4 ay önce dolmuş sırasında tanıştığı bir kızla önümüzdeki yaz evleniyormuş. sadece bu cümle ile bile bu arkadaş için neden eski sıfatını kullandığımı anlayabilirsiniz. eskidiğinden haberi olmayan arkadaşım iki gün öncenin yarını için -ki o gün, dün oluyor- randevu kopardı benden. “ölümü gör kızla tanışacaksın” falan diyor. eyvallah, dedim. hatta -tamam lan, dedim.

bir taraftan düşünüyorum : şu sıralar güncel olarak kullandığım arkadaşlarım resim kursunda, klasik müzik dinletisinde, açık hava atölyesinde, istanbul film festivalinde falan tanışıyorlar. karanlık sokaklarda öpüşüp, tek kişilik yataklarda sevişiyorlar. kurumsallaşması muhtemel çiftlerimizie dönüyorum ve dolmuş gibi umumi bir ortamda tanışıp, hayatlarını birleştiren insanlar ne kadar fantastik olabilir ki lan diyorum. yol boyunca bu tür örnekleri çoğaltıyorum. tuvalet kuyruğunda tanışsaydınız lan bari diyip ehehehe şeklinde gülüyorum. kendi kendime taşak geçiyor, eski arkadaşımı itin götüne sokuyorum. eylemlerime devam ediyorum, ta ki müstakbel gelinimizi görene kadar. hatunun detaylarını vermeyeceğim, ama şu kadar söylüyorum : güç bu kızda çok yoğundu. özellikle kızın kalça ve göğüs dönencesinde. içimden eski arkadaşıma bravo çektim. bravo çekmekle kalmayıp eski arkadaşlar kategorisinden kadim dostlar kategorisine taşıdım adamı.

bu arada 10 yılı aşkın süredir dolmuş kullanıyorum. üstelik son 4-5 senedir profesyonel anlamda kullanıyorum. hiç karşıma evlenmelik giderli kız çıkmadı. gerçi kafasını nadiren insanlara çeviren bir insan olmamında etkisi vardır. ahaha şimdi okuyunun büyük kısmı profesyonel dolmuş yolcusu tipolojisinde kaldı. tabi hala okuyucu varsa. zira yazmaya yazmaya okuru da tüketmiş olabilirim. neyse. evet, ben profesyonel bir dolmuş yolcusuyum. siz farkında olmayabilirsiniz, ama benim gibi çok insan var. peki ne bok yeriz biz ?

öncelikle dolmuşu bir araçtan çok bir kültür olarak kabul ederiz : dolmuş kültürü. otobüs, sinema ise; dolmuş tiyatrodur. dolmuş yolcusunun çehresi farklıdır. düz dolmuş yolcusunun çoğu mal ve zengindir. eğer dolmuş sabah vakti oje, geceleri de buram buram votka kokuyorsa, mal ve zengin hattına düşmüşsünüz demektir. biz biliriz ki bu debiller 7,5 kişilik dolmuştaki o yarım koltuğa kesinlikle ve kesinlikle binmezler. bunun yerine gece ayazında beklemeyi tercih ederler.  “ben burada gidemem” mimiğini yakaladığımız vakit önümüzde kaç kişi olduğu farketmeksizin süzülerek o yarım koltuğa otururuz. yapılan alışverişten sadece en öndeki malın haberi vardır. önümüzdeki diğer insanlar ise ne olduğunu anladığı vakit, araç çoktan tarlabaşı’na inmiştir.

uzman titri olan bir yolcu için en önemli kriterler; güvenlik ve konfordur. sanılanın aksine en güvenli koltuk şoförün yanındaki koltuktur. tabi koltukta emniyet kemeri varsa. ön koltukta emniyet kemeri yoksa dolmuştaki bütün pozisyonlar eşit şekilde güvenlidir. yani güvenli değildir. yani 2 : dolmuş kaza yaparsa ölürsünüz.

konfor herkese rölatif bir kavram olup herkesin sevdiği yer farklıdır, ama bütün proyolcuların birleştiği bir nokta vardır ki şoförün arkasındaki koltuklar lanetlidir. çünkü o koltuklardan birine oturmanız gerekirse diğer yolcular tarafından şoförün muavinliğini yapmaya zorlanırsınız. şoföre para uzatır, para üstlerini yerine ulaştırırsınız. arka koltuktaki yolcular seslerini kaptana duyaramazsa kendinizi sorumlu hisseder “müsait bir yerde inecek varmış” dersiniz. o nedenle genelde cemiyetimiz mensupları arka koltuklardan birini tercih eder. “ama arkada 4 koltuk var?” dediğini duyar gibiyim buraya kadar yazıyı okumaktan üşenmemiş sevgili gözlüklü. 4 koltuktan en ideali sağ cam kenarıdır. bu koltuğu kaparsanız kimseye bulaşmadan inebilirsiniz. sol cam kenarı da iyidir, ama kapıya ulaşması biraz külfetlidir. orta ikili ise risklidir. sağınıza veya solunuza yada sağınıza ve solunuza şişman insan oturması halinde ayvalık tostu gibi olursunuz. ekstrem örnekler gibi gelebilir fakat bunların hepsi yaşanmıştır.

bi’ de yukarıda anlattığım evliliğe yelken açmış çifti unutun. onlar istatistik dışıdır. dolmuşunuza çok şahane kızlar binse hatta bu kızlar iki yanınıza ayrıca kucağınıza otursa bile oralı olmayın. çünkü bu hatunların hiçbiri size vermeyecek. kucağınıza oturan da cam kenarına geçmek isterken dengesini  kaybedip, üstünüze düştü.

saat 0408 ve ben sıkıldım.

konstantinapol’lüler çok sevinçli

62ytlkulturbaskent

an itibariyle kültür başkenti olmamıza 11 saat var. konstantinapollüler olarak bugün yine bok kokan sahiller, sidik kokan caddelerde olacağız kenan doğulu tarafından kavırlanan onuncu yıl marşıyla coşarak.

aliyle ahmet yılbaşına taksim’de turist kızı mıncıklayarak girecek. ayşeyle zeynep 2010 için yepyeni bir çift ugg bot dileyecek. istanbul da kültür başkenti olacak.

bir dakikalığına kendimize gelelim.

elimizden geldiğince bu olaya köstek olalım.

7kule burası, ferman yazılmaz…

banliyo_treni copy

delikanlı yuvasıdır, çakallar diye gidiyordu ki duvar yazısı, sanırım bu delikanlı anarşizmini benimsemiş arkadaş spreyinin azizliğine ya da tcdd bekçisinin gazabına uğradı.

onuncu yıl marşında ana yurdu demir ağlarla dört baştan ördüğümüz söyleniyor ama bunun üstünde 70 küsür sene geçmesine rağmen demir ağın üstünden geçen trene binmeyi öğrenemedik. ikinci işlem daha kolay halbuki. bu arada bu konunun başta bütün dünyanın saydığı başkumandan ile ilgisi var mı bilemiyorum.

kaleci saçının modern versiyonu olan kıvırcık enseyle ulaşım için tren kullanan arkadaşlar bunun ispatı. sarı çizgi kuralını ihlal edip ofsaytta kalmalarına ve trenin burunlarının dibinde durmasına rağmen herhangi bir hareketlilik göstermezler. o esnada trenin içindeki bir iki elemana kaş göz hareketiyle gerekirse mevzu olur mesajı verirler. sonra tren duraktan ayrılmak için hareketlenmeye başladığı anda takibe başlarlar, delikanlılığa zarar vermeyecek kadar kısa adımlarla koşarak müsait bir kapıya dışarıdan asılmak suretiyle tren yolculuğuna başlarlar. yolculuk sırasında şu matematiksel kural onun için geçerlidir.

bu şekilde yolculuk yapmanın verdiği zevk > içeride kesişme ihtimali olan hatunlar karşısındaki karizma kaybı

yukarıdaki eşitsizlik bana insan ırkının temel eksiklikleriyle alakalı bir takım paradoksları zihnimde canlandırsa da bunu ayrı bir yazıda sizlerle paylaşacağım.

tren istasyonları büyük ayrılmaların/kavuşmaların yaşandığı bir sahne olsa da bizde daha çok balici ortamları, underground rap sanatçılarının klip çekmeye çalıştığı yerler, tren altında kalıp ezilenler ile bilinir. inanıyorum ki istanbul için bunu tamamlandığında yenikapı-hacıosman metro hattı bitirecek.

ne diyelim… tüğürke durmak yaraşmaz, tüğürk önde, tüğürk ileri.

turyol aşıkları

taytanik

yukarıdaki fotoğraftaki olayı yaşamak her genç kızın hayali. hayallerini kısmen de olsa gerçeğe dönüştürenler var. kimlerden mi bahsediyorum? söyleyince hemen anlayacaksınız. turyol’un vapurları ile yolculuk eden aşk açı hatunlardan bahsediyorum tabii ki de. tek ihtiyaçları olan sinsi sol açık riera bakışlı bir erkek. istanbulda yaşayanlar için anlatıyorum. eğer zeytinburnu-kabataş tramvay hattında yolculuk ediyorsanız bu hattaki araçlarda bol bol riera mevcut. eminönü durağında inip aktarma yaparsanız ekonomik açıdan da elverişli. hesaplı bir şekilde romantizm dolu anlar yaşamak isterseniz tek yapmanız gerek bir turyol yolculuğu.

bu işin ekstraları var. turyol aşkınızın evine gidip onun nu çalışmalarına model olabilirsiniz. bence yapın, sanata faydanız dokunur. eminim ertesi gün de bol bol gülümseyen surat görürsünüz. konuyla alakadar pekçok paylaşım sitesi mevcut. unutmayın, porno da sanattır.

haydi kızlar, ne kadar gerizekalısınız, gösteriniz kendinizi.

kısa kısa bayram notları

  • artık el öpememek, hasılat yapamamak kötü. yaşlandıkça nerede o eski bayramlar demeyenlerdenim ama.
  • jakartadan tatil dönüşü yapan istanbul özürlüsü bir arkadaşı beklerken umreden akrabası dönecek olanları gözlemledim de dışarıdan türkiyeyi bir islam ülkesi olarak gören birinin ilk giriş yaptığında bu kadarını tahmin etmemiştim diye düşüneceğini hisseder gibi oldum, ya da olmadım bu önemli değil. önemli olan arada dar ve vücüt hatlarını saran pantolon, topuklu ayakkabı ve derin dekolteleriyle modern iş kadınlarımızın da imaj düzeltici olarak orada oluşuydu. kendilerini çok seviyor hatta hadi gelin karşılıklı sevişelim teklifimi yolluyorum. kadınını mangala atılmış kozalağa çeviren erkeklerdenim, teytey.
  • istanbulda son birkaç gündür hafif aralıklarla yağan yağmur epey güzel.
  • ı. bana banyo videosuyla meşhur olan sulugöz ismail’in saba tümerin programına çıkacağını yazmış, ama duştayken cevaplayamadım, kusura bakma beybi. program yayınlandığı saatlerde muhtemelen bomboş gayrettepe sokaklarında çizburgerimi yemekteydim. izleyen yorumlasın.
  • lastefem ile maysipeys’in kapatılmasını hala aklıma almıyor. bu yasakçı faşizan zihniyete bir sözüm var: götünüz yiyosa bizim siteyi kapatın bakalım.
  • bayramlarda varoşlardan akan genç kızlar oğlanlar çareyi lunaparklarda gondollarda alıyor. bakırköy incirli metro durağının yanındaki lunaparkın gondolunun etrafından bile geçmeye korkarken o çürümüş makinanın etrafındaki kuyruk beni dehşetlere düşürdü, sonra sevindim ama.
  • aklıma bu sıralarda a’in nothing’i takıldı. bu grubun başka şarkısını bilmeyenler ya da bu şarkının videosunu kusana kadar mtvde izleyenler diye bir grup açsam facebookda tutar mı acaba?
  • m. cuma günü epey uzaklara gidiyor, nereye gideceğini sonra söyleyeceğim.
  • bir de jason statham’ın bank job’ı pazartesi gecesi, italian job’ı da salı akşamı türk televizyonların da yayınlandı. bu yayıncıların anneleri sevişmek için iyi tercihler yapıyor.

siksok çorbası

bunlar da nimetsevgili, aziz ve bir o kadar da muhterem din kardeşlerim allah cc’nin de izniyle ramazan-ı şerifin 23. gününü geride bıraktık. her güzel şey gibi ramazan ayı da bitiyor. pek yakında oruç baba‘ya falan gidilmesine gerek kalmayacak. çünkü oruç baba sadece ramazan ayında adam. geri kalan 11 ayda işe yaramaz peypaye herifin teki. ramazan bitecek. bayram gelecek. tabi biliyorsunuz birde işin bayram boyutu var. ramazandan kaçabilirsiniz ama bayramından asla. bayramlarımız böyle tuttuğunu koparır formda bayramlar. halbuki paskalya, baptista falan öyle mi. pek bi fikrim yok ama çok kolay yırtarım gibi geliyor bu bayramlardan.

ahahha neyse bu kadar geyiği niye yaptım. knorr yöresel tatlar nedeniyle. eskiden reklamlarda “anneminki gibi” falan derlerdi ya. anneler halt yemiş knorr’un yanında. hem pratik hem lezzetli olduğundan her allahın günü 1 kase yuvarlanıyor meret. yalnız o isimler ne öyle. yok yüksük çorbası, var siksok çorbası. tamam, markasınız ama şansınızı zorlamayın amına koyayım. nedense türk halkı olarak böyle şeyleri çok seviyoruz. bilendaks, “yıka ve çık” muhabbeti vardı bir dönem. bilendaks ne allaşkına demeden yıkanıp, çıkıyorduk. çok da hoşumuza gidiyordu anasını satayım. sonra ne olduysa oldu piyasada blendaks bulamaz olduk ya da aramadık. gerek de yok zaten artık kıvanç tatlıtuğ var o ne yerse, o yenir; naparsa o yapılıreee.

gazetelerin yemek tarifi içeren ilaveleri var ya nedendir bilinmez yemeklere isimlendirirken acayip kasıyorlar. açıyorum borç çorbası. bakıyorum, peynirli zevk kanapesi. geçen şeye şahit oldum : bayır turbu mayonezli şahane dana rostosu. şu son yemeğin sadece adıyla gitsem migros’a maaşın yarısını bırakırım gibi geliyor. bu mallığa son vermek için yemek kitabı yazmayı düşünüyorum. menemen, düz çorba, sadece kurabiye gibi başlıklardan ibaret olacak. insanlar günün birinde fındıklı süpriz kurabiye yapmak isterse alacak benim “sadece kurabiye” tarifimi içine fındık ekleyecek, sonra ansızın ikram edecek millete. denyoluğun lüzumu yok.

matter of time dedin hala geri gelmedin

hip hip.. hurray! hip hip.. hurray! yaşanacak yer burası.

  • 3-4 yıl önce yine ramazan. çalan telefonu açtım. hattın diğer ucundaki müslüman daha alo demeden küfür etmeye başlamasın mı. kesinlikle lafarası yapamıyorsun. bık diyorum, sik diyor. ama diyorum amına koyarım diyor. sessiz dursam anaya bacıya yükleniyor. durum böyleydi yani. 2 dakikada bütün sülalemi elden geçirdi. bir ara nefes alma gafletinde bulundu da öyle ele aldım durumu. komşular işi gücü  bırakıp “hayırdır“a geldiler. o derece.
  • harry kewell‘a her baktığımda traş sonrası damatını görüyorum. al adamı samiyen’den koy beşiktaş evlendirme dairesinin merdivenlerine. öyle bir duruşu var adamın mütemadiyen.
  • milliyet’in foto galeri’sine görsel toplayan insanların bu hayatta görmediği şey yok diye düşünüyorum.
  • if you want to get laid, go to college. if you want an education, go to the library. zappa böyle buyurdu.
  • yorgun görünen insana “hayırdır” çekeriz ya. o da “uzun bir geceydi” der. ulan böyle olunca hep o geceyi bu dakka için yaşamışlar gibi gelir.
  • yarram kasabası diye bir yer var yahu. orada yaşayan bile var. az buzda değil 2100 popülasyonu var bu beldemizim.
  • sanıyorum arzu yanardağ “sevgilimle sevişemiyorum” cümlesiyle bir hayli inceltmişti gündemi. bir süre sonra da “artık seviştim, her şey yolunda” şeklinde bir deklarasyonu olmuştu. arzu yanardağ olmayabilir bu insan. bu tip konularda google’dan teyit almakta zorlanıyorum.
  • her şey kadınlar için lan şu dünyada. bizlere 1tişört1pantolondan fazlası tasarlanmıyor anasını satayım. V yaka tişört olayına girdiler en son. çok fena ya.
  • bu gün milliyet’ten gidiyoruz ama milliyet’te serin duruş vardı. yeri yalçın bayer’e yakındı yamulmuyorsam. okurduk lan sürekli.
  • dikkat ettim : ne kadar esnaf arasında dolanan sokak köpeği var hepsinin adı ayşe, sarı falan. mahallenin çocuklarına kalmış köpeklerin adı kont, badi, meks diye gidiyor. alın size dil erozyonu.
  • pazar günleri dışarı çıkmam. yahudilerin cumartesileri benim pazarlarımdır.
  • yeni tutkum indie porn. şahane kişisel ileti aslında.
  • ilgi alanlarına “cinema, photography, music, art” yazan total futbola inanmış hatunlar var. benim olayım sınırlı : “shit, fuck, satan, death, sex, drugs, rape”.
  • losta doğru diye bir yazı dizisi hazırlıyoruz. nihat hatipoğlu halt yemiş diyeceksiniz.

daha yazardım ama ertuğrul özkök’ten rol çalmış gibi olurum o zaman. adam pazar yazısı yazıyor ya.

ahahahahaha

etkinlik

Kickboks Severler ;
Dünya’nın en iyi dövüşçüleri İstanbul’da…
Agustos ayında ülkemizde tüm dünyanın merakla beklediği bir organizasyon yapılacak.Çeşitli ülkelerden Kickboks sporunun lideleri Türk sporcularıyla kıyasıya mücadele etmek için İnönü stadında buluşacak.Aralarında Dünya Kickboks şampiyonu badr Harı ve Türkiye Kickboks şampiyonu Erhan Deniz’in unvan maçı olan organizasyonda birbirinden degerli 26 sporcunun maçları çeşitli görsel showlarla sergilenecek. Ayrıca Türkiye’nin 1numaralı Mc’si Ceza bu güzel gece’ye farklı bir renk katacakmış…
Ne dersiniz arkdaşlar?Türk sporcularmız mı yoksa yabancı sporcularmı kazanacak sporcularımıza destek olalım.

Peatbull Erhan mı ? Badr Harı mı?

Murat Direkçi mi? Buakaw Porpramuk mu?

52 kişi bilet aldığı için bu olay iptal olmuş.

kendimizi kandırmayalım

ikibinoff

evet, inkar etmek yersiz. kültür başkenti falan olamayız çünkü hepimiz öküzüz ya da öküzlüğe izin veren kişileriz. bu yazının da devamı gelecek, daha 2010a var.

62ytl.com istanbulikibinoff projesini desteklemektedir, hem de çok desteklemektedir.

laiklik ist krieg

chp-heavymetal

turbulence 3: heavy metal filmine göre daha sevimli bir fotoğraf bu. dincilerin siktir ettiği metalcilere laisistler sahip çıktı. bazı köşeyazıları ile bir naneye yaramayacağını düşündüğüm zaman gazetesi ülkemin metalcilerini en çok gündeme getiren gazeteydi. tarih 27 temmuz, güngören’de patlayan bombalardan ve metallica’nın ali sami yendeki konserinin üzerinden bir yıl geçmiş. işte bunları alakalandırırdı zaman gazetesi. kardeşim yumuşak bir şey de değil ki kıçımızı silelim, bazen tuvalet kağıdı bitmiş oluyor. vakit daha iyi gazete yahu !

gürsel tekin 62ytl’den bugüne kadar aferin almış tek politikacı olarak da tarihe geçiyor bu esnada. bence cumhurbaşkanı olsa yaşayamaz bu gururu. eminim ailesi gözyaşlarına boğulmuştur şu anda.

r.i.p. turgut abi

Turgut abi ve diğerleri

62ytl’de ilk kez konser haberi veriyorum, o da geçmiş bir konserin. benim dikkat çekmek istediğim olayın afişi tabi. ilk defa bir afişi beğeniyorum bu da türk grafikerliğinin çağ atladığını gösteriyorum, çünkü çok önemli biriyim. dolayısıyla zevklerim de önemli.

turgut abi şöyle yapmıştır, böyle yapmıştıra girmeyelim. serbest piyasa ekonomisi, liberalizm, düşük ücretler falan demek istemiyorum yani yoksa ahmet çakar ya da ex-galatasaray başkanı özhan canaydın arasında gider gelirim, bu da önceki paragrafta bahsettiğim önemli şahsiyetimle çelişir, kendi kendimi göt ederim. derim ama demiyorum yine de ben.

bu arada melih gökçek için bir arkadaşım sübyancı dedi ama ben kesinlikle inanmıyorum ahahaha çünkü o ankaranın sevimli, çalışkan, basiretli ve güvenilir belediye başkanı, değil mi ? pazar gününe never reach home dinleyerek başlamak harika.

sıcaklardan bunalan halkımız

kocamustafapasa-sahili

yukarıdaki fotoğrafı akşam 8 sularında kocamustafapaşa sahilinde çektim. görüş mesafesi epey düşüktü. çünkü sıcaklardan bunalan istanbullu nefis mangal kokularıyla marmara denizinin kendine has bok kokusunu kombine edip hoş bir ayar yakalama uğraşındaydı ve mangallardan çıkan dumanlar görüş mesafesini 50 metreye kadar düşürmüştü. sanırım bok kokusu daha ağır basmaktaydı. hepsine afiyet olsun. kriz nedeniyle ızgaralarda köfte, pirzola görmek imkansızdı, herkes beyaz ete dönmüş. tavuk kanat en popüler yiyecek, yer yer kuzu inciğe rastladım ben. her şey thursday’in an absurd and unrealistic dream of peace şarkısındaki gibiydi adeta.

asi kız tuana

buralar nereler acep

yukarıdaki kız beyoğlu’nda yapı kredi önünü mesken edinen ilk kişiymiş diyor arkadaşım. sonradan ben de düşündüm o galiba. önümüz haftasonu, yapı kredi kitlesi için bu aktivite alternatifsiz. yılın en sıcak haftasonunu yaşayacaklarından da acayip yerlerinde oluşan pişikler, yanıklar falan onlara acısı, biberi katmerli bir pazartesi-salı-çarşamba yaşatacaktır. gidip bakacağım yarın. sonra öğleden sonra kemancıya uğrayacağım, konser var. ondan sonra da cihangir yokuşunu inerim.

canbebe ayın bebeği

canbebe

sizin de bebeğiniz ayın bebeği olsun mu ?

ignite ep’si satan korsan cd’ciler

lost adasında desmond üç sene boyunca korsan cd işiyle uğraşmış.

yok artık bu adamlar. orhan gencebay, kültür bakanlığı, zabıta üçlüsü hepsini bitirdi. korsana karşı değildim, zira alışveriş yapıyordum kendilerinden. şimdi karşıyım deyip ikiyüzlülük yapmak istemiyorum, üstelik ihanet de etmiş olurum adamlara. download hızımız dial-up bağlantıyla 4 kbps’yi geçmediğinden çok zengin ettik korsancıları.

  • bakırköy ido’ya giden köprü üstündeki korsancı çok satanlar listesi hazırlıyordu ciddi ciddi. bir numara kim dediğimde avenes dedi, evanescence ‘e dili dönmüyordu herhal. bu adam bir de pop albümleri bir sıraya, rap-r&b albümleri bir sıraya, metal-rock albümleri de başka sıraya diziyordu. megavizyonda rock-metal kategorisi yokken kendisi sahipti bu satış anlayışına.
  • yine bakırköy’de galleria’ya geçilen alt geçitte adam ignite ep’si satıyordu2002 yılında. hakikaten oha dedirtecek bi durum düşününce.
  • beyazıtta program satan adam “sede var sede var” diye bağırırdı istanbul üniversitesi öğrencilerinin bol olduğu mecralarda. kendisine abi ne var diye sorduğumda “sede var” diye cevaplardı. photoshop cs2′yi yeni çıktıgında kendisinden almıştım.
  • bir keresinde aldığı porno filmi değiştirmeye çalışan ergenle -tabi erkekti, kızlarımız hala yeterince modern değil- korsan arasındaki muhabbete tanıdık. epey cinsel içerikli nasihat verdi korsancı. bu tecrübemle de korsan cd satıcılarının gazetelerdeki haydar dümen köşelerinin müdavimi olduklarına kanaat getirdim.
  • tahtakale’deki pornocular çok komikti, o kadar komik ki anlatmayacağım. bilen biri yorum olarak geçsin alt tarafa, ben hakikaten yazamacağım. ne zaman aklıma gelse sinirlerim bozuluyo çünkü.
  • yazıcıoğlu’ndakiler korsancı değil mossad ajanıydı. hep yedinizi değil mi? bir tanesi kurt cobain’e benziyor diye umudunu yitirmiş dişi ekşisözlük yazarlarının hayallerini epey zaman süslemişti. muhtemelen askere gidip geldikten sonra evlenmiş ve ümraniye’ye yerleşmiştir.
  • beşiktaştaki veletler tam amerikan. dizileriyle bizi amerikanlaştırıyorlar. kendileri alperenlerden dayak yemeli. bir tarafına lost, bir tarafına prison break sezon dvd’si kapağı bastırdıkları beyaz tee’leriyle dolanıyorlar ortalıkta. acayipler.

iadeli taahhütlü

ülkemin sevgili kurumu petetenin hizmetinden epey yoksun kaldım. ömrüm boyunca da yoksun kalmaya razıyım. lütfen devletimizi bizi arsız petetenin kollarına bırakmasın. anarşist devlet kuracaklar karşı-petete duruşuna sahip iseler onları da destekliyorum. bu arada poison the well’in albümü hiç de iyi değil anasını satayım ama eyes set to kill ile idare edebiliyorum manita adayları sayesinde. onun nasıl bir şey olduğunu sanmıyorum. hayatım garip proses zincirlerinden kurulu.

editörün notu: bu yazıda geçen yazılarla da alakalı olaraktan oksimoron kullanılmıştır, gelecek yazılarda da kullanılmaya devam edecektir. yormayın bizi lütfen

slyvia plath’e promosyon yaptırmak

p1030167

tamam abi kriz teğet meğet geçmedi anlıyorum da nedir bu kahpe felek muhabbeti. ticarette olmazsa olmaz, bunları kafaya takmamak lazım. kafasına takan zaten kafasına sıkıyor da aynı zamanda. her şeyi anladım da “kahrolsun kriz, BİTTİK!” yazısı nedir öyle yani? şimdi müşterileriniz gelip sizin bitmişliğinizden mi istifade edecek. haydi biz açtık gelin sikin mi diyorsunuz yani? 5 milyona fiskos var, gidip eski z.burnu derman hastanesinin karşısındaki mobilyacıdan alışveriş yapın. fiskosu kullanmazsanız yakarsanız mangal için falan, odun daha pahalı.

bu arada slyvia plath neden ufak harflerle yazılmış diye gelmesin edebiyat bülbülleri, zira has bahçeninkiler hiç çekilmiyor.

kendinizi gecenin bir buçuğunda dairesinin kapısında bu ilanla karşılaşan benim yerine koyun, empati yapın biraz. empati iyidir.

çin malları nasıl boykot edilir

çin de seddi öyle çok fantastik birşey değil ayrıca.teorik olarak şahane, retorik olarak bile gülünç, pratik olarak yalan önermelerdir bana gülmekten karın kası yaptıran. sanayi bakanı fena adammış. ulan yerli malları boykot etsek daha az zorlanırız. ama adam da haklı. zira sanayi ve ticaret bakanlığının görev tanımı : ülkenin sanayi politikasını belirleyerek ilke ve hedefler doğrultusunda sanayinin dengeli ve süratli bir biçimde gelişmesini sağlamak. seçimdir, krizdir falan derken adamın eli kolu aylardır bağlıydı. ee bu gibi politik bir fırsat bulunca da çini kitleyip türk sanayicisinin kurtarıcısı olmak istedi.

bu taktiğin aynısını bir arkadaşım eski sevgililerine uyguluyor. feysbık, mayspeys gibi keranelerin ileti fasiliteleri sayesinde hatunlar sessiz osursa bile haberiniz olabiliyor. öyle bir çağdayız. eleman avını 3 koldan takip ediyor. hatun twitter’da bozuk çaldıysa, last.fm’e geçiyor. hoop bi de ne görüyor : hatun “better off dead” falan döndürüyor playlistte. herif de dayanıyor telefonun klavyesine. “hadi gel galata kulesine gidelim sonra cihangire iner merdivenlerde içeriz” diyor. ilgiye muhtaç yavru galata kulesi güzel bir hava değişimi olur diyerek gidiyor. bu pozlar, çılgınlıklar falan hatunu sevdiğinden falan değil boşluktaki kıza saplar kaçarım refleksiyle yapılan şeyler. ahahah sanayi bakanının yaptığı da o misal. bir dahaki kabinede romantizmden sorumlu devlet bakanı olmasını talep ediyorum kendisinin.

şimdi aslında bu bakancığın hiçbir suçu yok. çünkü tüm kriz boyunca evindeki model uçaklarıyla oynadığı için 11. cümhürbaşkanı apogülün yanında bir dolu işadamı, kayseri valisi ve antep belediye başkanıyla beraber çin’e uçup bir dünya anlaşma yaptığından haberi olmadı. o yüzden yapıştırdı anında basın açıklamasını.

ciddi şekilde sarhoş captchası, alkolmetre, birşey gerekiyor bu bloga. yukarıda görseli neden yaptım bilmiyorum, ama pacman en sevdiğim hayvandır. büyük yıldızı yedi bitirdi. küçük yıldızları da kevaşesi yapar, çalıştırır. bu arada şincan ile sincan arasındaki isim benzerliği korkutucu geldi şu an.

golden retriever dediğin harbi akıllı bi yaratık

bu hayvanlar için şu kadar iq bu kadar eq diyorlardı da inanmıyordum sonay dikkayalı ana haber bültenlerine. zaten sonay dikkaya o sikko aranjörle evlendikten sonra ana haber bültenlerini çıkardım hayatımdan. tv ekranını saçımı düzeltmek için kullanıyorumartık . sıcak gelişmelerden pek haberim yok. streaming videolarla gideriyorum komik görüntü ihtiyacımı. (#)

bizde bi laf vardı ablayı değerlendirmek diye. bizde dediysem kardeşler kıraathanesi sol dip masasından çıkma bir laftır. mesela mahallede en çirkinden daha leş ama size yanık bir abla vardır. “deerlendir olum o bahsettiğin ablayı bütün gün tavla oynamaktan çürüdün mınakoyim” der, masabeyi ahmet abi. tavlanın altında anlamlar aramayın.

@börekçinin birinde:
- olum sami. top musun sen allaşkına. kapının önüne geçiyorsun, sabahtan akşama kadar “abi buyrun, börekler taze” falan. dükkan kışla gibi oldu, sami. bi kere de bi karıya buyur çektiğini görelim. esnaf maytap yapıyor iyice olum.
- abi ondan değil. vallahi tedirgin oluyorum bayandan.

bu postaya da ortaya kustum postası diyelim. ama 11 saniyelik retriever belgeseli şahane. coni çok direk. hemen açılıveriyor hatuna.

zamanında kitabını da yazmıştım

ülkemin değişik metalci kızları

bu ülkede yolunda gitmeyen şeylerin giden şeylere oranı genel olarak iki basamaklı sayılarla ifade edilir. spss kullanmayı da biliyorum, konuyla ilgili çoklu regresyon analizlerini de en derinine kadar yaptım.

cool olmak herkesin derdi bir yerde. banna coolluk katacaksa palyaço bile olurum, karizmam için ölürüm  lakırdıları kulaklarıma pelesenk oluyor. bunları söyleyenler arkadaşlarım. beyoğlunda birlikte takıldığımız adamlar. ulan halbuki ne gereği var. duman’dan “senden daha güzel”in çaldığı bir mekanda rakı içmekten daha cool bir davranış var mı, son zamanlarda daha iyisine rastlamadım.

bundan böyle bugüne kadar “scorer” olarak getirdiğim yaşantımı en azından bir süreliğine “nerd” olarak devam ettireceğim sözünü hepinizin huzurunda verdiğimden a night to forget kategorisi benden ekmek yiyemecektir.

zamanında yazdığım kitap