Archive for the 'Cihangir Yokuşu' Category

Page 2 of 4

çin malları nasıl boykot edilir

çin de seddi öyle çok fantastik birşey değil ayrıca.teorik olarak şahane, retorik olarak bile gülünç, pratik olarak yalan önermelerdir bana gülmekten karın kası yaptıran. sanayi bakanı fena adammış. ulan yerli malları boykot etsek daha az zorlanırız. ama adam da haklı. zira sanayi ve ticaret bakanlığının görev tanımı : ülkenin sanayi politikasını belirleyerek ilke ve hedefler doğrultusunda sanayinin dengeli ve süratli bir biçimde gelişmesini sağlamak. seçimdir, krizdir falan derken adamın eli kolu aylardır bağlıydı. ee bu gibi politik bir fırsat bulunca da çini kitleyip türk sanayicisinin kurtarıcısı olmak istedi.

bu taktiğin aynısını bir arkadaşım eski sevgililerine uyguluyor. feysbık, mayspeys gibi keranelerin ileti fasiliteleri sayesinde hatunlar sessiz osursa bile haberiniz olabiliyor. öyle bir çağdayız. eleman avını 3 koldan takip ediyor. hatun twitter’da bozuk çaldıysa, last.fm’e geçiyor. hoop bi de ne görüyor : hatun “better off dead” falan döndürüyor playlistte. herif de dayanıyor telefonun klavyesine. “hadi gel galata kulesine gidelim sonra cihangire iner merdivenlerde içeriz” diyor. ilgiye muhtaç yavru galata kulesi güzel bir hava değişimi olur diyerek gidiyor. bu pozlar, çılgınlıklar falan hatunu sevdiğinden falan değil boşluktaki kıza saplar kaçarım refleksiyle yapılan şeyler. ahahah sanayi bakanının yaptığı da o misal. bir dahaki kabinede romantizmden sorumlu devlet bakanı olmasını talep ediyorum kendisinin.

şimdi aslında bu bakancığın hiçbir suçu yok. çünkü tüm kriz boyunca evindeki model uçaklarıyla oynadığı için 11. cümhürbaşkanı apogülün yanında bir dolu işadamı, kayseri valisi ve antep belediye başkanıyla beraber çin’e uçup bir dünya anlaşma yaptığından haberi olmadı. o yüzden yapıştırdı anında basın açıklamasını.

ciddi şekilde sarhoş captchası, alkolmetre, birşey gerekiyor bu bloga. yukarıda görseli neden yaptım bilmiyorum, ama pacman en sevdiğim hayvandır. büyük yıldızı yedi bitirdi. küçük yıldızları da kevaşesi yapar, çalıştırır. bu arada şincan ile sincan arasındaki isim benzerliği korkutucu geldi şu an.

golden retriever dediğin harbi akıllı bi yaratık

bu hayvanlar için şu kadar iq bu kadar eq diyorlardı da inanmıyordum sonay dikkayalı ana haber bültenlerine. zaten sonay dikkaya o sikko aranjörle evlendikten sonra ana haber bültenlerini çıkardım hayatımdan. tv ekranını saçımı düzeltmek için kullanıyorumartık . sıcak gelişmelerden pek haberim yok. streaming videolarla gideriyorum komik görüntü ihtiyacımı. (#)

bizde bi laf vardı ablayı değerlendirmek diye. bizde dediysem kardeşler kıraathanesi sol dip masasından çıkma bir laftır. mesela mahallede en çirkinden daha leş ama size yanık bir abla vardır. “deerlendir olum o bahsettiğin ablayı bütün gün tavla oynamaktan çürüdün mınakoyim” der, masabeyi ahmet abi. tavlanın altında anlamlar aramayın.

@börekçinin birinde:
- olum sami. top musun sen allaşkına. kapının önüne geçiyorsun, sabahtan akşama kadar “abi buyrun, börekler taze” falan. dükkan kışla gibi oldu, sami. bi kere de bi karıya buyur çektiğini görelim. esnaf maytap yapıyor iyice olum.
- abi ondan değil. vallahi tedirgin oluyorum bayandan.

bu postaya da ortaya kustum postası diyelim. ama 11 saniyelik retriever belgeseli şahane. coni çok direk. hemen açılıveriyor hatuna.

zamanında kitabını da yazmıştım

ülkemin değişik metalci kızları

bu ülkede yolunda gitmeyen şeylerin giden şeylere oranı genel olarak iki basamaklı sayılarla ifade edilir. spss kullanmayı da biliyorum, konuyla ilgili çoklu regresyon analizlerini de en derinine kadar yaptım.

cool olmak herkesin derdi bir yerde. banna coolluk katacaksa palyaço bile olurum, karizmam için ölürüm  lakırdıları kulaklarıma pelesenk oluyor. bunları söyleyenler arkadaşlarım. beyoğlunda birlikte takıldığımız adamlar. ulan halbuki ne gereği var. duman’dan “senden daha güzel”in çaldığı bir mekanda rakı içmekten daha cool bir davranış var mı, son zamanlarda daha iyisine rastlamadım.

bundan böyle bugüne kadar “scorer” olarak getirdiğim yaşantımı en azından bir süreliğine “nerd” olarak devam ettireceğim sözünü hepinizin huzurunda verdiğimden a night to forget kategorisi benden ekmek yiyemecektir.

zamanında yazdığım kitap

facebook ortamlarına daldık

şimdi bizim facebookta bir grubumuz var. duyuyoruz sağdan soldan, millet ekmeğin kralını yiyormuş. e bize de düşsün bir şeyler artık, bitsin şu yalnızlığımız dedik sonra hahahaha diye güldük. güldük ama haketten yalan değil.

grubumuza buradan gidin üye olun, sonra sevişin, çocuklarınızı üye yapın. bir şekilde sayımız 1000 olsun ki biz de kullanıcı adı alalım. şerefsiz facebook yöneticileri 1000 üyesi olmayan gruplara kullanıcı adı vermiyor, hepimizi üzüyor.

kalabalık cadde manevraları

hareket halindeki insanları omuzlamaktan kaçınan biriyim. 40yılda1 çarpıştığım olur, ona da pardon derim. hata bendeyse o pardon orada kalır. yok, çarpışmanın diğer parçasının marifetiyse pardondan iki adım sonra annesi üzerinden yaftalarım kendisini. kibar bir insanım yani. bu gibi olaylara mahal vermemek için vücut çalımı atarım cadde insanlarına. aralarında çok tecrübeli caddegezerler var. mesela karşımdakinden kaçmak için sola devrildiysem, kendi soluna mini bir koşu yapıyor ve geride bırakıyoruz birbirimizi.tam yan yana olduğumuz anda aramızda oluşan yalandan rüzgarı hissetmeyi hiç birşeye değişmem.

konuyla alakası yok ama paket taşlı yollarda belediyenin adam gibi döşeyememesinden ötürü kenar vermiş taşlar vardır. inceden kenar verir bunlar. takılırsanız, düşmezsiniz ama yalpalarsınız. belde bi soğukluk, kuryukta bi titreme olur. işte o fenadır.

perşembe pazarının nazik çocukları

kendilerine çocuk deseler de bu adamlar bildiğiniz satıcıdır, esnaftır. genelde tekstil ürünü satarlar. satış taktiği gereği çok naziktirler. günde bi dünya hatunla diyalog halindedirler, bol ekmek yediklerini tahmin ediyorum. gideri var modeli kızların arkasında “pardon bayan bakar mısınız?” diye seslenmek onlar için sorun değildir. valla nazik adamlar bunlar, daha çok şey söylüyorlar ama yorgunum, yazamam şimdi.

beş senedir gizlice dinlediğim şarkı

karaoke de yapıyorum bazen bu naneye…

It’s so hard to see when your eyes are rolling in the back of your head
It’s even harder to speak when everything you say just comes out wrong

hangi şarkı olduğunu bulana beyoğlunda ücretsiz sarhoş olmayı vadediyorum

sivil itaatsiz neden 1 mayıs yazısı yazmıyor ?

ben de anlamadım. yoksa o da mı taksimdeki türkçü afişlerden etkilenenlerden? yoksa o da mı nihal atsız’in uç fikirleriyle dolanlardan? yoksa o da mı büyük türkeline inananlardan? yoksa işi mi var da yazmıyor? bunları akşama öğrenicez.

bir kere öyle bir bira bardağı yok kardeşim

gemide1999dvdripxvid-frame-101082

kardeşim ister laleli’de takıl, ister tophane’de farketmez. böyle bir bira bardağı olmaz. ne lan o el bombası gibi. bir de bu tip bardaklardan bira içerken porno film izleyenler var, onların hayatlarının tez zamanda tır altında son bulmasını umuyorum. amelelikte üstünüze yok, amınıza koyim sizin.

bir zamanlar istiklalde ağaçlar vardı

nuri bilge ceylan - iklimler snapshot
iklimler

neye istinaen kesildi bu ağaçlar bilmiyorum, kaldırım taşları da yenilendi, yerlerine çok sikko olanları yerleştirildi. hatta kadir topbaşın içine sinmedi, bir kez daha yaptılar. şu fotoğrafa bir baksa, bir de caddenin şimdiki haline baksa hangisi içine sinerdi acaba? benim yıllardır içime sinmiyor.

iklimler’i izlerken aklıma geldi -fotoğraflar oradan snapshot’tır- caddenin eski hali maalesef ama sanırım artık devamlı aklıma gelmesi gerekiyor. gerçi bizdeki orospu çocukluğundan kaynaklanıyor olsa gerek ufak taşları söküp birbirine atıyordu millet. bunu yapacak adamın da amına koyim zaten, siktiler attılar istanbulu.

benim caddenin şu halinde yürürken bi fotoğrafım yok, nuri’nin olsun bari.

karşı duruşun dürümcüsü

beyoğlundaki mangal keyfinden bahsettiğimizi hemen anlamanız lazım başlıktan, anlamadıysanız siktirin gidin.

abd karşıtı posterlerle, barış dolum mesajlarla bir yandan da coca-cola satmasıyla garip ironilerin mekanı olmuştur burası hep. dün de böyleydi bizim için. mba nerede yapılır diye düşünürken hiç hazetmediğim pink floyd’dan another brick in the wall çaldılar. ani bir düşünce akımıyla we dont need no education esnasından hong kong’un benim için doğru tercih olacağına karar verdim, olmadı yeni zellanda.

bir de unutmadan söyleyeyim, mangal keyfinin ayranını beğenenlere bir de benim idrarımı tatmalarını tavsiye ederim.

emreyaziyor nokta com

emreyaziyornoktacom1

amacını anlayamadığımız bir gencin duyuru panoları, araba silecekleri, tuvalet aynaları gibi kadraja bolca girebilen yerlerden kendini ifade etme çabası. blog adresi yerine açık adresini isteyen birçok 62 okuyucusu varmış.

.ben kimim?

ben kimim?
ne zaman doğdum?

dedem kore savaşında ölmüş.
şimdi, ne alakası var diyeceksiniz 
tanım yapıyorum canım, cümlem bitmedi ki henüz

babamı kenan paşa çağırmış huzruna
sonra da görmemiş kimse.

babannem yıllarca “koca paşa huzuruna çağırdı, öyle hemen gelmez; hasbihal ediyorlardır” derdi ben çocukken.
hala da diyor.
e ben de büyümedim ki, çocuk sayılırım hala.

sahi, ben kimim demiştim.
zaten onu anlatıyorum
yani beni.

ben ne zaman doğmuşum tam olarak bilmiyorum.
ama ölüm tarihim biliniyo,
doğum tarihim belirlemiş zaten ölüm tarihimi.

doğum tarihimi öğrenmek için çok uğraştım ama
tam tarihi öğrenemedim.
ama dedim ya, ölüm tarihimi biliyorum.

zaten dedemin de doğum tarihi bilinmiyo, ölüm tarihi kesin.

doğduğunda çok önemli değilsin zaten ki
ölürken önemlisin.
bak niye böyle, bunu da bilmiyorum.
neyse,
kendimden bahsediyordum ben
yani dedemden.

gavurdan gelirken doğmuş dedem
gözleri mavi değilmiş ama
kaşları nazımınki gibiymiş.
zaten hemşeri sayılırız,
o da selanikliymiş.
bi mandamız varmış,
o zaman ben yoktum tabi
çok öncedenmiş bu,
ama mandamız varmış.

ps. kim olduğumu düşündüm,
cihangire gittim.
sonra düşünmekten şimdilik vazgeçtim.

japon moda dergileri

başucu kitaplarımın yerini aldılar. 2-3 yıldır aynı yerde ikamet eden the joy of sex serisinin üstüne koyuyorum 2-3 sene öncesinin dergilerini. sabah kalkmamın nedeni oldular adeta. en yenilerini (sanırım en yenisi eylül 2007) başucuma koydum. telefonun alarmını kapattıktan sonra ilk işim rastgele bir sayfa açıp boyları 1.40′ı geçmeyen hatunlara 10 üzerinden puan vermek ama henüz 5 veremedim. modellerin hepsi teen, velet, vıcır artık ne şekilde hitap ederseniz. bu nikitaların hepsi müslüm baba aight bu arada!

nedir kardeşim japonlardaki bu wrist cutting çılgınlığı?  liselerin önlerinde bizim usturanın oyuncaklaştırılmış halini wristcutter diyip satıyorlar. paralelen muntazam şekilde çiziyorlar bu edevatlarla kendilerini. nedeni 15 metrekarelik evleri olabilir. minimalizm geyiği nedeniyle bi tavan aynası bile yok anasını satığımın evlerinde. orta boy bir hamamböceğini bile basar bu ekonomiklik.

gizli feysbukçular

duvarlara yazı falan yazıyorlar, biz gizli feysbukçularız diye. aralarında tanıdık isimler de var.

.özen

bir şeye sana asla ait olmayacakmış edasıyla dokunursan daha mı kıymetli gelir?

herkesin evinde çocuğunun üzerine portakal suyu döktüğü sırtı yanan zürafası olsa, kim gider mesela dali sergisine?

elinde olunca onu hoyratça kullanma hazzı, sevme hissiyatının önüne geçmemeli.

uyandığında sanki hayatında ilk defa içecekmişsin edasıyla bakmalısın ince bellinin demine. ya da her defasında geçerken galatadan arkandan birisi çıkıp “bu kuleyi de dün gece bitirmişler” dediğinde şaşırmamalısın, hatta diyen çıkmazsa sen demelisin bunu. dünyadaki ilk alg in ürettiği ilk oksijeni içine sen çekiyormuşsun gibi gelmeli.

sigarayı ağzına götürdüğünde 13 yaşında arkabahçede gizlice içiyormuşcasına titremelisin ve duman yıllar önceki gibi yakmalı ciğerini. her rakı dublesini ilk defa içiyormuş gibi ihtiyatlı yudumlamalısın. her seviştiğin kadınla sanki hayatında ilk sevişmenmiş gibi arzulu yatmalısın. 

gözlerini kaparken ilk defa uyuyormuşsun gibi huzurla dolmalısın. sabah uyandığında, birileri çıplak kıçına tokat atmasa da, dünyaya yeniden gelmiş olmak için ağlayabilmelisin bu umut dolu güzel günün aşkı uğruna.

saadet partisi ve fark var

rapper ceza’nın “fark var”ı saadet partisi’nin seçim şarkısı olmuş, snoop dogg bunlardan etkilenmiş olsa ki islamı seçmiş. rap camiasında daha ne hidayet eriş hikayeleri göreceğiz bakalım. söz konusu saadet ise hepimiz birer yaşar alptekiniz.

1,5 kilometrelik voltalar

bunu yapabileceğiniz en iyi yer istiklal caddesi. çevreyollarında da yapılabilir ama ben tavsiye etmem. bağdat caddesinde yaparsanız canınız ikinci dönüşte sıkılır muhtemelen. iyisi mi gidin istiklal caddesine, atın voltalarınız. uzunluğu size kalmış. sağlık için de iyi zaten. ayaklarınız şişene kadar yürüyüen bence, hatta yılmayın devam edin. bana çok mantıklı geliyor.

25 dakikada 4 kadınla nasıl yattım ?

metrobüse binerek. başlıktaki sorunun cevabı bu. öğrencl akbiliyle 85 kuruşa mal oluyor. yattığım kadınların üçü 25 yaşın altındaydı da 55 yaşlarındaki kadına hakikaten ayıp oldu. gerçi kaçınılmaz olduğunu düşündüğünden zevk almayı bilmesi gerekir, zira metrobüs komple fuhuş ve şehvet aracı olmuş. istemeseniz de oluyor, geçemiyorsunuz önüne. olmaması gereken ters ilişkilere mahal verse de metrobüste çocuk yapıp aile kuranların olduğu geliyor kulağıma. bu teknoloji harikası toplu taşıma sisteminde araç başına düşen 6.262,62  yolcu sayısı düşmezse bu hikayelerin sonu gelmez.

bundan sonra gerçekleşebilecek en ulvi olay kadir topbaş içindeyken belediye binasının ilericiler tarafından yakılıp yerine kebapçı açılmasıdır. bu eylem için de vurucu bir tarih seçilmelidir. 3 mart geçti, 4 nisan da yapılmasın bu, olmadı 5 mayıs. tarihte rakamsal ikileme olsun.

ayriyetten sivil itaatsiz taşakları yalanacak adammış, bir daha anladım bunu. sebebi de burada gizli, aslında pek de gizli değil.

kadıköy kurt cobain’i mecidiyeköy varg vikernes’ine karşı

mücadele bu iki nezih muhit arasında sefer yapan otobüste gerçekleşmeli… neyin mücadelesi derseniz ona alt paragrafta değinicem, yazıya tersten başlamak istedim.

memleketim giderek alternatifleşiyor. bakırköy hardcore pride, taksim ist krieg, gaziosmanpaşa emo scene, ümraniye tehditkar metali, true maslak black metal, hapçı kadıköy thrash metal ameleliği gibi terimler kimi entel ağızlara sakız olmuş. gurur murur kalmamış millette vallahi. hele bir de tophane teknocusu diye bir terim var ki dile getirene buradan karanfiller sunarım… çiğnesin, gitsin kokusu. 

kadıköy’de malın teki sattığı korsan cd’lerdeki müziklerden etkilenip tipini geberik grunge yıldızı ve götürdüğü hatunların sayısının haddi hesabı olmayan -vatan gazetesi bunu bumin doğrusöz’e sordu ama cevap alamadı- kurt cobain’e benzetmiş olabilir… cümleyi uzun bulup anlamayanlar için tekrarlıyorum… kadıköyde cobain tipli bir adam vardı korsan cd satan. evet, böyle bir adam olabilir ama karşı yakada, mediciyeköyde varg vikernes tipli bir adamın olmasını gerektirmez bu. mecidiyeköy’e giden her otobüste rastlayabilirsiniz o adam, biraz şansınızı zorlayın. benim tahminim varg’a benzemesi onu üniversiteli kızlar için benzersiz kılıyor -halbuki adam varga benziyor ahahah- veee evlerine atıyorlar. adam da her gün farklı evde kalıyor ama işi mecidiyeköyde. farklı yerlerden mecidiyeköye gelmek zorunda kalıyor. farklı geceler, farklı orgazmlar, farklı otobüs hatları… her şey farklı adamın hayatında, değişmeyen tek şey var. o da mecidiyeköy. 

beni düşündüren metalci kızlar… hangisine aids, hepatit b, bel soğukluğu gibi hastalıkları bulaştıracağını şaşırmış durumdalar. üzülüyorum ya.