frances mcdormand bir tane

hayatımda tereddüt etmeden net bir cevap verebileceğim birkaç soru var. onlar biri favori aktrisin? henüz böyle bir soru soran olmadı ama soran olursa bilsin ki vereceğim cevap frances abladır. bu o kadar iyi bir abla ki verseniz gidip faturalarınızı yatırır, evinizin temizliğine, bulaşığa yardımcı olur, yemek yapar size getirir.

şimdi bu ablaya olan sevgim fargo’yu izlemem ile başladı ama ben kronolojiyi bozmayacağım.

ilk filmi blood simple, coenlerin de ilk filmi. o filmde dış güzellik açısında biraz çekilirdi. filmin sonunda kötü karaktere attırdığı karakterin aynısını bana attıran cesur bir ablaydı.

barton fink‘te de bu ablanın sesi varmış görüntüsü yokmuş, yine coenlerin filmi. hatırlayamadım. sildim attım kafamdan o filmi zaten. o film yüzünden terörist olabilirdim.

sonra fargo var. işte her şeyin başladığı yer. kendi gibi çirkin kocasından bir çocuk bekliyordu, hep o çocuğun nasıl biri olacağını hayal ettim. japona da kıl olmuştum. oh yeah.

almost famous var sonra.

bir de tabi the man who wasn’t there.  işt bu da nasıl filmleri severimin cevabı. bu film gibi olan her filmi izlerim. orada ayıplarıyla da olsa sevmiştik frances ablayı, ufak bir yanlış anlama mutsuz olmayan son olmuştu onun için.

bir de burn after reading var. o da güzeldi be. yine zeki olmayan, güzel olmayan ama sadeliğiyle gönüllere taht kuran bir ablaydın orada.

fahriye abla tadındaki bu yazıyı mutlaka yazmalıydım.

not: fenerbahçeliyim.

rakı masası

evet. güneş ışınlarının bulunduğumuz yarım küreye hepten daha eğik biçimde gelmeye şu günlerde berberimin bana “havalar soğudu neden acaba” şeklinde önce biraz garipsediğim, sonra adamın geçmişini düşününce falan hak verdiğim bir soruyu sormasıyla kafamda bazı şeyler “tak” etti. bir insanın kafasında herhangi bir şey nasıl “tak” eder o an öğrenmiş oldum. bu arada yazıya yaptığım gereksiz giriş eminim sydneyli okurlarımızı çok mutlu etmiştir hatta onlara “çıldırın çıldırın orospu çocukları” tezahüratı yaptırmıştır. bu arada geçen sene sydney’de çok okurumuz vardı, eminim buna.

havaların soğuması, balık mevsiminin başlaması, kumkapıdan geçerken arabanın camları kapalıyken bile bizim iğrenç kokuları almamız… hepsi bu aylarda yaşadığımız şeyler. bir de rakı masaları var tabi. onlar her ne kadar indoor bir aktivite haline gelecekse illa ki yine şenlenecektir. -bildiğiniz gibi asmalı mescitin de anasını siktirler- çünkü rakının özü şenliktir. rakı insanı şenlendirir. rakı içen insanın ruh bahçesinde çiçekler açar, kelebekler uçar. öyle bir şey rakı işte, anlatabiliyor muyum. rakının bulunduğu masalar da size yaşamanın zor olduğu tecrübeleri yaşatır, ulaşılması zor hedeflere ulaştırır, tanımanın kolay olmadığı insanlarla kanka yapar. nolur korkmayın ya rakıdan.

mesela hiç unutmam -yalanlar başlıyor-. “siktiğim karıların yarısı oy verse seçimi kazanırım” şeklinde bir deklerasyonda bulunan bir mahalle muhtarı adayını bir rakı masasında tanımış olmam tesadüf değil.  “topu bırakmasaydım bu ligde gol kralı olurdum” eminim sizin de çok duyduğunuz rakı masası aforizmalarından.

derin aşk acısı çekenlerin rakı masalarında üstlendiği rol ise her zaman aynıdır. önce “o kızla yürümezdi zaten” şeklinde tesellilere ikna olmuş gibi görünüp gecenin sonunda ex-manitayı arayıp kısık sesle “nağğpıyosunn” diye sormak hiçbir zaman bitmeyecek bir olaydır  -kızlara kötü haber-. her ne kadar inkar edilse de herkes yapar hatta iddiaya girerim şu yazıyı okuyanların en bir yarısı yapmıştır böyle bir şeyi. kimseyi suçlamamak lazım. alkol insanı hassaslaştırır, hassas insan da duygularına karşı daha zayıftır.

yine masadan kalkıp sokaklara çıkarak ağaçlara tırmanmaya çalışmak görülmemiş şey değildir. içip kendini camlardan atanlar da olmuştur. fil taklidi yapan da gördüm.

işte zaman yapanlar da bu mutluluğu ucuz görenler. her şey gelip geçecek, biz yine mutlu olacağız.

 

çok şey değişti be musa abi

stv değişik bir kanal. vahşi yaşam belgeselleri veriyor. çiftleşme ve koklaşma sahnelerine sansür uyguluyor. ama yine de sayelerinde çok şey öğreniyorum. mesela leoparlarla çok ortak yönüm varmış. leoparlar da avını ağaca çıkarıp yiyor benim gibi. evet ben de ağaca çıkıyorum ve öyle yiyorum. her an bir ağacın tepesinde rastlayabilirsiniz bana, dikkat edin. -aklıma moda yarışmalarında leopara loopar diyen salak karılar gelmişken hepsinin amına koyayım da tepkimi dile getirmiş olayım, oh-

evet, dediğim gibi, ben de bekar evi gibi rahat ve kafamı dinleyebildiğim ortamlarda lahmacun keyfi yapmayı seviyorum mesela (ben=leopar, ağaç=bekar evi, av=lahmacun, bu kez dişi değil, lahmacunu da sipariş ediyorsun geliyor, o yüzden olmadı aslında bu benzetme) günlerden de pazar olursa değmeyin keyfime. hemen giresunspor maçı veren trt’yi açıyorum. giresunspor sevgim de stadyumlarında devre aralarında, maç öncesinde dındını dındını cendere çalmasından kaynaklanıyor. bütün giresunlulara sevgiler, orada çok okurumuz olduğunu biliyoruz.

tabi maç aralarında çalan şarkılar da bu ülkedeki en önemli sorunlardan biri -diğeri kanalizasyonların amerikadakiler kadar kaliteli olmayışı- . default olarak fulden uras’ın “kaç kere sever insan’“ı çalar ama devre arasında kasıla kasıla ısınmaya çıkarken yıldız tilbe’nin damar şarkılarının etkilerine maruz kalan futbolcu arkadaşlarım var. yakınen tanıyorum kendilerini. maçtan sonra bir demet çiçekle ziyaret ettim kendilerini. iyilerdi.

yine de ağırıma gidiyor böyle gerçeklerle yaşamak. hatta öyle ki bazen keşke jamaikalı olsaydım be musa abi diyorum. hakikaten de geçen haftalarda dedim böyle bir şey. aslında 2008de cevahir avm önünde dedim ilk kez. jamaikalı olsam “letsgoyo, hivigoyo” diye bağırma mesleğini edinir, sonra freelancer olarak büyükşehirlerde çeşitli lokasyonlarda animatör olarak görev alırdım. mesela avcılarda bir çiğköfteci açılışında bulunmak isterdim. pardon, yine türkiye’ye dönmüş oldum. bu konuya da zaten nasıl girdim bilmiyorum.

sözün özü: ağaçları kesmeyin. soğan iyi dost. en büyük giresunspor. jamaika ekonomisi bu yıl yüzde 20 büyür.

bu arada radyo yayınlarımız var siz sevgili dostlarımız için ama şahsen bir pozitif ayrımcılık yapıp yayınımızı daha çok ileri seviyede gider sahibi kızlarımızın dinlemesini tercih ederim lakin dinleyici sayısının azlığından şu an hepsinin fatmagülün suçu ne seyrettiğini düşünüyorum. neden böyle?

yayınlar için facebook grubunu takip edin. her hafta şanslı bir hanım dinleyicimiz bizden üzerinde kıvanç tatlıtuğ, jude law, yaşar alptekin ya da her kimi isterse onun fotoğraflarının olduğu bir kaynana dili kazanacak.

mhp street art crew

mehepe yağlı boya fraksiyonları oh yeaadostlarım sizler ne dersiniz bilmem ama bence yağlı boya stencil gibisi yok.

çocukken en çok izlediğim şey

TRT

en çok izlediğim kanal trt 3 idi bu görsel sayesinde. ekrana saatlerce bakardım boş boş. o zaman yaptığım şeyler gelecek için bazı işaretler taşıyormuş, şimdi böyle düşünüyorum. ah be anneciğim, “olum bu ne, değiştir şunu” deseydin ya zamanında, neyse olan oldu.

tarabyada bizim uşaklar

1930 - Tarabya

Nevrice – Celal – Süreyya üçlüsü 1930larda herhangi bir yılın yazında böyle poz vermişti Tarabya’da. Arkaya bakıyorz, orada Alman başkonsolosluğu. 33’ten sonra iktidara gelen Die Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei sağolsun epey renklendirmiş Tarabya konaklarını. Gamalı haçlı bayrağını dikmiş konsolosluğa. Daha da iğrenci olimpiyatlarda, dünya kupalarında da rastlamak mümkün bu bayrağa. Tabi büyün oyuncuların Adolf Hitler’e nazi selamı verdiği fotoğraflar da hala akıllarda, durun hemen bir tanesini paylaşayım.

english-nazi-salute

Daha da vahimi Türkiye’de Türk Nazi Birliği diye bir forum var, ciddi ciddi var böyle bir forum. Gelenekselimiz haline gelen  ihraç fazlası Alperenler de yine bambaşka bir nane yemiş. Azıcık aklınızı kullanın lan ! Keşke komik olabilseniz de gülebilsek.

3 farklı hatun, 3 farklı festival

takvimi ayarlayamadım tam ama bu yaz geçen yazlar olduğu gibi sıcak… evet sıcak ve müzik dolu (haeheaheha) geçecek. ço k mutlu oluyorum böyle yazlar öncesinde sakin bahar mevsimini yaşarken. aslında sakin değil tabi organizasyonu bu aralar yapıyorum.

şimdi kızlara numara veriyorum; 1, 2 ve 3. işte verdim.

  • 1 numara modern jazz, 2 numara metal dinliyor.
  • 3 numaralı kızla aynı festivale geçen sene de gitmiştim.
  • 1 numaralı kızla çok ciddi, 2 numarayla gülünç şeyler düşünüyorum.
  • 1 ve 2 numaralı kızlar ileride kilo sorunu yaşayabilir, 3 numara bi ebru şallı olmasa da formunu her zaman koruyan biri
  • hadi bulun kendinizi diyemeyeceğim kadar salak 2 ve 3 numara

sizce en iyisi hangisidir, seçim yapsanız hangisini seçersiniz, mutluluğun resmi buradan çizilir mi, kızları çıkaran var mı. haydi eller klavyelere…

bu soru gelecek yıl ALESte sorulacak.

sizce kabul etmeli mi

Ne yapmak gerekir bilemiyorum

Bu tip durumlarda ne yapılmalı

.hala

en kenar keranenin en taze gülüyüm,
canıma minnet.

290309

29 mart 2009 yerel seçimleri

.densır

pagan bir dansçıya aşık oldum.

hem pagan,
hem dans ediyor,
bi taraftan da keman çalıyor.
hepsini yapan tek kişi mi
aşık olduğum,
bilmiyorum.

kadir gothmog topbaş

kadir gothmog topbaş