merhaba, sevgili tüketiciler. belediye otobüslerinde artık eskisi kadar dinlenemiyorum. bunun başlıca nedeni iett’nin otobüs filosunu revize etmiş olması. yeni otobüsler, yeşil olanlar, dizeli hissettirmiyor. eski otobüslerdeki o kulunçlarımı kıran vibrasyondan eser yok. bundan dört-beş sene kadar önce sadece bir akbil çekizi karşılığında merter’den bakırköy’e kadar en kral masaj salonunda göremeyeceğiniz muameleyi yapardı otobüsler. tekerleğin üstünde oturduğunuzda şoförün üçüncü vitese yüselttiğini bilir, arkanıza biraz daha yaslanırdınız. dünyayı ele geçirecek bir teknolojiye sahip olmadıkları için seviyordum, kırmızı otobüsleri. çoğu motorlu taşıtta amörtisör denilen yola göre şekle giren bir alet vardır mesela. hağ, işte o yok, kırmızı otobüslerde. uzun süre aynı hattı kullanırsanız gözünüzü açmadan nerede olduğunuzu tahmin edebiliyorsunuz bu sayede. mesela ben evime yirmi beş metre mesafedeki bir tümseğe alıştırdım kendimi. ön tekerlek o kasisi yaladığı vakit, kulağının dibinde parmak şıklatılmış arif verimli hastası gibi sıçrayarak uyanıyorum. şahane.
bu arada yeni -yeşil- otobüslerde bir buçuk kişilik koltuklar var. kimin siki kimin ensesine değdi de o koltukları bu araçlara yerleştirdi bilmiyorum. fakat bu oturgaçlar cidden sinir harbine sokuyor beni. sadece çok ama çok samimi insanların yan yana konumlanabileceği bir non-lineer uzay düzlemi, bu bir buçuk kişilik koltuklar. anne ve çocuk, bir çift sevgili, bir adet çok şişman yaşlı, bir adet çok zayıf yaşlı ve bir adet rahşan ecevit çantası gibi sınırlı sayıda varyasyonla oturulabiliyor bunlara. otobüs çok doluyken buraya düşmüş gibi yapıp götünün kenarıyla da hali hazırda oturmuş olan insandan arda kalan yere oturmaya çalışanlar da yok değil ki, bence bu çok ayıp bir hareket. otobüs ayıbı. boşluklara ilerlememek gibi. inmeyeceğiniz hale kapının ağzında durmak gibi. fort gibi.
bu arada halk otobüslerinde muavin olayını kaldırmışlar. para mara geçmiyor amınakoyduğum aletlerinde. götünüzü verseniz otobüse binemiyorsunuz. o derece. gidişat iyi değil, sevgili atatürkçü düşünce derneği mensupları. dürümler kötü. sevgiler. mi bemoller.


nehaberat sevgili okuyucular. en son dün görüşmüşüz gibi yapmıyorum. zira son yazımı yazdığım vakit ozan doğulu tostoparlak bir şeydi. ozan şimdi filinta gibi olmuş. vay amınakoyim ne kadar ilginç değil mi. 2 yazı arası 40-50 kilo veriyorsun. çift haneli rakamlardan bahsediyoruz burada. benim 40 kilo fazlam olsa hayatta bu kadar rahat veremem. en başta kime vereyim, nereye vereyim. totalde 45 kiloyla yaşamını sürdüren siklet dışı tanıdıklarım varken gönül isterki o 40 kilo fazlalığı bir ihtiyaç sahibine vereyim. hatta yanlarımı yerine göre iklimine göre birden fazla insana da verebilirim. keşke ozan da böyle yapsaydı. ozan’dan çıkma tamponla ısınan bir evsiz “ulan delikanlı adam allahıma” diyerek kışı geçirirken, ozan; aynada az götlü haline bakardı. tam bir win-win. yada ne biliyim ozan bu operasyonla aldırdığı kiloları açlıktan kırılan 3. dünya ülkelerine gönderseydi. kemikli tarafı kemiksiz kısmı sayesinde çok zimbabveli duası alırdı. oralarda kendisine acayip isim yapardı.