bol şans

Sayın Yetkili,
Bilindiği üzere, 04/05/2007 tarihli ve 5651 sayılı  İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun  23/05/2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Başkanlığımızın Bilgi İhbar Merkezine aşağıda yer verilen alan adı/ URL adresi ile ilgili ihbar/ihbarlar gönderilmiştir. Bu e-posta ile şikayete konu İnternet adresi Başkanlıkça detaylı bir inceleme yapılmadan tarafınıza bildirilmektedir. Şikâyete konu içeriğin tarafınızca çıkartılması veya engellenmesi doğrudan talep edilmemektedir.  Bildirilen ihbara konu olan içeriğin öncelikle tarafınızca incelenerek 5651 sayılı Kanundaki sorumluluklarınız kapsamında ÖZDENETİM usulü ile sonuçlandırılması hususunda gereğini rica ederim.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı

Not: Başkanlığımızca bildirimlerin yapılabilmesi için iletişim bilgilerinizin ( e-posta, telefon, adres) gönderilmesini rica ederim.
Daha fazla bilgi için, www.ihbarweb.org.tr ve www.tib.gov.tr İnternet adreslerini ziyaret edebilirsiniz.

İlgili alanadı: 62ytl.com

Dear Sir/Madam,
As it is known law no: 5651 relevant to Regulating  broadcasts on the internet and struggling against crimes committed on this platform dated 04/05/2007 came into force in 23/05/2007. Our presidency’s hotline received several reports connected to domain name/URL address written below.  The aim of this e-mail is to predict you before our presidency starts to detailed examination. It is not requested to remove or block directly the content subjected to the reports. It is respectfully submitted to examine the content subjected to the declared report in scope of your responsibilities in law no: 5651 according to self-regulatory procedures.

INFORMATION AND COMMUNICATION TECHNOLOGIES AUTHORITY
TELECOMMUNICATIONS PRESIDENCY

P.S:  We kindly ask your contact information in order to notify you by our presidency.
For further information you can also visit www.tib.gov.tr and www.ihbarweb.org.tr .
Related domain: 62ytl.com

akbili aylık yaptırdım

merhaba, sevgili tüketiciler. belediye otobüslerinde artık eskisi kadar dinlenemiyorum. bunun başlıca nedeni iett’nin otobüs filosunu revize etmiş olması. yeni otobüsler, yeşil olanlar, dizeli hissettirmiyor. eski otobüslerdeki o kulunçlarımı kıran vibrasyondan eser yok. bundan dört-beş sene kadar önce sadece bir akbil çekizi karşılığında merter’den bakırköy’e kadar en kral masaj salonunda göremeyeceğiniz muameleyi yapardı otobüsler. tekerleğin üstünde oturduğunuzda şoförün üçüncü vitese yüselttiğini bilir, arkanıza biraz daha yaslanırdınız. dünyayı ele geçirecek bir teknolojiye sahip olmadıkları için seviyordum, kırmızı otobüsleri. çoğu motorlu taşıtta amörtisör denilen yola göre şekle giren bir alet vardır mesela. hağ, işte o yok, kırmızı otobüslerde. uzun süre aynı hattı kullanırsanız gözünüzü açmadan nerede olduğunuzu tahmin edebiliyorsunuz bu sayede. mesela ben evime yirmi beş metre mesafedeki bir tümseğe alıştırdım kendimi. ön tekerlek o kasisi yaladığı vakit, kulağının dibinde parmak şıklatılmış arif verimli hastası gibi sıçrayarak uyanıyorum. şahane.

bu arada yeni -yeşil- otobüslerde bir buçuk kişilik koltuklar var. kimin siki kimin ensesine değdi de o koltukları bu araçlara yerleştirdi bilmiyorum. fakat bu oturgaçlar cidden sinir harbine sokuyor beni. sadece çok ama çok samimi insanların yan yana konumlanabileceği bir non-lineer uzay düzlemi, bu bir buçuk kişilik koltuklar. anne ve çocuk, bir çift sevgili, bir adet çok şişman yaşlı, bir adet çok zayıf yaşlı ve bir adet rahşan ecevit çantası gibi sınırlı sayıda varyasyonla oturulabiliyor bunlara. otobüs çok doluyken buraya düşmüş gibi yapıp götünün kenarıyla da hali hazırda oturmuş olan insandan arda kalan yere oturmaya çalışanlar da yok değil ki, bence bu çok ayıp bir hareket. otobüs ayıbı. boşluklara ilerlememek gibi. inmeyeceğiniz hale kapının ağzında durmak gibi. fort gibi.

bu arada halk otobüslerinde muavin olayını kaldırmışlar. para mara geçmiyor amınakoyduğum aletlerinde. götünüzü verseniz otobüse binemiyorsunuz. o derece. gidişat iyi değil, sevgili atatürkçü düşünce derneği mensupları. dürümler kötü. sevgiler. mi bemoller.

fındıkzade’ye mi taşınsam ya

insanlar istemeseler de kötü alışkanlıklara sahip oluyorlar. eğer herhangi biri bunun farkındaysa masumdur bu devirde. farkında olup bir de bununla mücadele ediyorsa o zaman kahramandır.

şimdi bu hikayenin kahramanı benim. aslında herhangi bir kötü alışkanlığım yoktu. ama birkaç gün bu şehirden uzaklaşmak iyi gelirdi. aslında sadece bunu söyleyecektim, sadece kafanızı karıştırmak istedim. eskişehir’i gördüm, güzeldi. düzce araydı. ankara içinde “a”, “r” ve “a” harflerinin art arda gelmesi kesinlikle tesadüf değil. ama yozgat…

bir kez daha sözün bittiği yere geldim galiba.

ama devam edeceğim. bu arada başka yerlere de gittim, ama onlardan bahsetmeyeceğim.

istanbul dışında kaldığım sürece yapacaklarımın bir listesini yaptım, kafamda kalanları sizinle paylaşacağım.

  • ilk günümü en kalabalık semtlerde dolaşarak harcayacağım.
  • ortalama üç günde bir diş fırçalayan insanların tıklım tıklım doldurduğu otobüslere bineceğim.
  • kafamı havaya bulutlar değil vinçleri görmek için kaldıracağım.
  • deniz en pis koktuğu sahillerin kenarında tek başıma oturup geleni geçeni izleyeceğim (desem de bu havada kimse olmaz, şiir yazarım o durumda).
  • harfiyat atığı dolu yeşil alanlarda futbol oynayan çocukların maçlarına karışacağım, skoru değiştireceğim.
  • pide ve börek salonlarında eşine az rastlanır bir romantizm yaşayan çiftlere tanıklık edeceğim.
  • avm’lerde elinde iphone ve dirseğinde çanta taşıyan kızların (biliyorsunuz o duruşu) kollarını kesmek isteyeceğim.
  • sinemaya gitmek için evden çıkıp kahve içip döneceğim.
  • vites değiştirirken kızların bacaklarını elleme numarasından vazgeçeceğim. artık yemiyorlar.
  • kahvehanelere gidip siyasi tartışmaları dinleyeceğim
  • ganyan bayilerine “patlamış mısır” hizmeti sunacağım.
  • beyoğlu’ndaki eylemcilerin rengini uzakta anlama dalındaki rekorumu kıracağım.
  • kuaför cengiz’e gideceğim. grindcore grubu olan değil berber olan. beşiktaş’ta bu berber.
  • bloga yazacağım. ki yazıyorum şu anda.
bence hayatım bundan sonra daha iyi olacak.

durumlar fenaymış be

komik olan durumların fena olduğuna köpeklere fısıldayan adamı izlerken kanaat getirmiş olmam. yahu bu yaban ellerdeki köpekler kesinlikle bizden daha iyi yaşam standartlarına sahip. bakımını, beslenmesini zaten geçiyorum da adam bir sorunu olduğunu konuşacak birini buluyor, ki köpekler bildiğiniz gibi konuşma yeteneğine bile sahip olmayan hayvanlar. bir de kendime bakıyorum, yok kimse. ama köpeklerin ne zaman bir derdi olsa şu yukarıdaki hafif “doktor bey beni kırar mısınız” bakışlı abi pek bir sevecen tavırlarla köpeklere ilgi alaka gösteriyor, onlara yanında olduğunu hissettiriyor, birlikte zorlukların üstesinden geliyorlar. hayat onlara güzel yani, boşa yaşıyoruz biz. zaten beni anlasa anlasa tanju okan anlardı, o da öldü anasını satayım.

rakı masası

evet. güneş ışınlarının bulunduğumuz yarım küreye hepten daha eğik biçimde gelmeye şu günlerde berberimin bana “havalar soğudu neden acaba” şeklinde önce biraz garipsediğim, sonra adamın geçmişini düşününce falan hak verdiğim bir soruyu sormasıyla kafamda bazı şeyler “tak” etti. bir insanın kafasında herhangi bir şey nasıl “tak” eder o an öğrenmiş oldum. bu arada yazıya yaptığım gereksiz giriş eminim sydneyli okurlarımızı çok mutlu etmiştir hatta onlara “çıldırın çıldırın orospu çocukları” tezahüratı yaptırmıştır. bu arada geçen sene sydney’de çok okurumuz vardı, eminim buna.

havaların soğuması, balık mevsiminin başlaması, kumkapıdan geçerken arabanın camları kapalıyken bile bizim iğrenç kokuları almamız… hepsi bu aylarda yaşadığımız şeyler. bir de rakı masaları var tabi. onlar her ne kadar indoor bir aktivite haline gelecekse illa ki yine şenlenecektir. -bildiğiniz gibi asmalı mescitin de anasını siktirler- çünkü rakının özü şenliktir. rakı insanı şenlendirir. rakı içen insanın ruh bahçesinde çiçekler açar, kelebekler uçar. öyle bir şey rakı işte, anlatabiliyor muyum. rakının bulunduğu masalar da size yaşamanın zor olduğu tecrübeleri yaşatır, ulaşılması zor hedeflere ulaştırır, tanımanın kolay olmadığı insanlarla kanka yapar. nolur korkmayın ya rakıdan.

mesela hiç unutmam -yalanlar başlıyor-. “siktiğim karıların yarısı oy verse seçimi kazanırım” şeklinde bir deklerasyonda bulunan bir mahalle muhtarı adayını bir rakı masasında tanımış olmam tesadüf değil.  “topu bırakmasaydım bu ligde gol kralı olurdum” eminim sizin de çok duyduğunuz rakı masası aforizmalarından.

derin aşk acısı çekenlerin rakı masalarında üstlendiği rol ise her zaman aynıdır. önce “o kızla yürümezdi zaten” şeklinde tesellilere ikna olmuş gibi görünüp gecenin sonunda ex-manitayı arayıp kısık sesle “nağğpıyosunn” diye sormak hiçbir zaman bitmeyecek bir olaydır  -kızlara kötü haber-. her ne kadar inkar edilse de herkes yapar hatta iddiaya girerim şu yazıyı okuyanların en bir yarısı yapmıştır böyle bir şeyi. kimseyi suçlamamak lazım. alkol insanı hassaslaştırır, hassas insan da duygularına karşı daha zayıftır.

yine masadan kalkıp sokaklara çıkarak ağaçlara tırmanmaya çalışmak görülmemiş şey değildir. içip kendini camlardan atanlar da olmuştur. fil taklidi yapan da gördüm.

işte zaman yapanlar da bu mutluluğu ucuz görenler. her şey gelip geçecek, biz yine mutlu olacağız.

 

lahmacun

soğanla güzel.

jetset olsam kulak kirime kadar açlara veririm

ozan doğulu, verdiği 40 kilo ile dünyanın en yardımsever insanlarından biri olabilirdi.nehaberat sevgili okuyucular. en son dün görüşmüşüz gibi yapmıyorum. zira son yazımı yazdığım vakit ozan doğulu tostoparlak bir şeydi. ozan şimdi filinta gibi olmuş. vay amınakoyim ne kadar ilginç değil mi. 2 yazı arası 40-50 kilo veriyorsun. çift haneli rakamlardan bahsediyoruz burada. benim 40 kilo fazlam olsa hayatta bu kadar rahat veremem. en başta kime vereyim, nereye vereyim. totalde 45 kiloyla yaşamını sürdüren siklet dışı tanıdıklarım varken gönül isterki o 40 kilo fazlalığı bir ihtiyaç sahibine vereyim. hatta yanlarımı yerine göre iklimine göre birden fazla insana da verebilirim. keşke ozan da böyle yapsaydı. ozan’dan çıkma tamponla ısınan bir evsiz “ulan delikanlı adam allahıma” diyerek kışı geçirirken, ozan; aynada az götlü haline bakardı. tam bir win-win. yada ne biliyim ozan bu operasyonla aldırdığı kiloları açlıktan kırılan 3. dünya ülkelerine gönderseydi. kemikli tarafı kemiksiz kısmı sayesinde çok zimbabveli duası alırdı. oralarda kendisine acayip isim yapardı.

örnekleri var mı, var. mesela kongo, sudan, malavi gibi ülkelerin halklarını hayata bağlayan tek şey angelina jolie’dir. birleşmiş milletlerin yetişemediği yerdeki her memelinin yaşama nedenidir angelina. hatta o kadar ki, bazı ülkeler kalkınma planlarını onun koşuyoluna doğru yapıyor. örneğin, nijer milli eğitim bakanlığı işi gücü bırakmış sevimli çocuk yetiştiriyor. 3-8 yaş aralığındaki ağlak çocukları, ‘büyümüşte küçülmüş tevazu sahibi inceden sevimli’ çocuk yapıp nijer sokaklarına salıyorlarmış. angelina jolie olurda nijer’e uğrarsa ve bu sabilerden birini yahut birkaçını evlat edinirse beverly hills’in botoksla güçlendirilmiş yardımseverlerinin nijer topraklarına akın edeceğini düşünüyorlar. önce ulan böyle strateji mi olur, çabuk lağvedin ülkeyi diyesi geliyor insanın. sonra alışıyor, yadırgamıyorsunuz, “kendi içinde tutarlı abi” diyorsunuz.

arzular şelale yine

çok özlemişim yalın, yalnız dolaşmayı amına koyim.

bir de istanbul çok değişken. kimi zaman arsız bir çocuk, kimi zaman kollarını açan bir sevgili, off amına koyim offf

bu ülkede mutlu olmak

mutlu eşekler

bu ülkede mutlu olmak yukarıdaki gibi yaşamak-tı, artık değil. değil çünkü kesinlikle modern bir toplumuz. bunun göstergesi ne peki derseniz yaptığımız TV dizileri. farkında mısınız, artık dizilerimizde daha iyi sevişiliyor. gazetelerde dizi dönemiyle birlikte erotizmin ve şehvetin geri döndüğü yazılıyor. artık kız arkadaşlarınız da böyle cümleler kurabiliyor.

seni yatakta uyutmam

uyutma, uyumayalım. şehvet sarsın dört bir yanı, aşk şarkıları mırıldanalım. umarsızca ve eşekçe. işte bunlar modernliğin ve gelişim işaretleri. gaylere, lezbiyenlere karşı da eskisi kadar tutucu değiliz, saygı duymayı öğrendik. sevgiyi de öğrendik tabi, bütün dünyanın sevicileri, birleşin! yakında sev-iş olarak meydanlarda olacağız.

ara sıra garip şeyler yapıyorum

bugün çok sıkılmıştım. aklıma eski sevgilim geldi. gelmesinin sebebi miles reklamları. sevgilimle sürekli tatile çıkmayı planlardım. o zamanlarda riomaggiore’de kayıkla gezmek, st. tropez’de yüzmek, paris’te akşam yemeği, moskova’da içilecek vodka ve akordiyon eşliğinde yapılacak dans her şeyden öteydi. hakikaten o zamanlar ki bana bakıyorum, bir de şimdiki bana. şimdikine bakamıyordum, ayna lazımdı. duş aldım, aynanın karşısına geçtim. kim lan bu orospu çocuğu dedim, ayna biraz nemlenmişti.

son zamanlarda thrice – eclipse dinliyorum. bugün m.g. beni aradı, ı.e. ise tanrı oldugunu iddaa ediyor.

bu yazıyla birlikte blogda yeni bir kategorinin ilk yazısını yazdım.