Archive for the 'Human Race Must Be Destroyed' Category

bir kimseye amcık ağızlı götveren deme hakkım


hola. sıcaklığın mevsim normallerine dönmesiyle birlikte ben de ait olduğum yere, monitörün önüne, dönmeye karar verdim. ilk anda yerimi yadırgamadım desem yalan olur. şu an oturduğum yer, yıllardır oturduğum yer değildi. çok uzun zaman olmuş dedim ve arkama yaslandım. uzun zamandır yazmadığımı bir zamanlar göt yanaklarıma tam uyumlu bürosit marka kolçaksız büro koltuğumdaki oyuğun formunu kaybetmesinden anladım, sevgili okur. yoğun gündem ile ilgili bir su kasidesi beklerken götümle ilgili bir güzelleme ile karşılaşmanın sizleri nasıl da hayal kırıklığına uğrattı değil mi. hepinizden bu yersiz girizgâh için özür dilemek istiyorum fakat yapmam lazımdı, bir şekilde götüme minnet borcumu ödemeliydim. bu borcu ödemek için de peşi sıra  “iyi ki varsın götüm” yerine hiç olmamış kısa bir hikayenin içinde götümden bahsetmeyi uygun gördüm. götüme de bu yakışırdı.

her neyse. her şey müjde ar‘ın thoreau ‘cu olduğunu açıklamasıyla başladı. şu durumun bende yarattığı travmayı bir düşünsenize : televizyonu açıyorum ve müjde ar arka arka “toro toro” diyor. o kadar ki, kamera kadrajının dışına kocaman bir miura boğası bağlamışlar da kadın periyodik aralıklarla “toro toro” diyerek hayvancağızı sakinleştirmeye çalışıyor zannettim. bir süre sonra toroların yanına devlet, tahakküm, alt dudak gibi terimleri de eklemeye başlayınca şunu anladım; beyler kadın saçlarına gölge yaptırmış ve anarşistmiş. okan bayülgen‘in kafasını zaten biliyorsunuz. toplumumuzun tabularını birer birer yıkıyor. çok büyük ve pöpüler bir anarşist.(!) bu arada sizlere çok acayip bi’ haberim var, tuna kiremitçi‘de anarşist olduğunu deklare etmiş. kadife ceketin içine missouri üniversitesi baskılı tişörtünü giydiği günler son derece anarşist oluyormuş.

madem bu ülkede bu kadar zıpır bu kadar sınır tanımaz bu kadar kural bilmez insan var; neden hâlâ telefonun diğer ucundaki arkadaşıma amcık ağızlı götveren dediğim için dolmuş sırasındaki insanlardan 4 numara bakışlar yiyorum. sabah koşusunda beyaz spor ayakkabılarına bulaşmış köpek pisliğine bile çok daha merhametli baktıklarına eminim. hele hele yaş ortalaması biraz yüksekse “amına koyayım” demem yetiyor. önce bakıyorlar sonra da kafalarını iki yana sallıyorlar. büyük ihtimalle şöyle düşünüyorlar : “hiç umut yok, artık dejenere oldu.”

bu tayfadan olup da bu blogu okuyan bir fert varsa -ki varsa zaten uzatıp kendi götümü sikeceğim- topunuzun tillahını sikeyim. sabahtan akşama kadar anne-bacı-amca-elti-teyze-mürebbiye sekstetinin birbirine kaynamasını konu alan dizileri imtina etmeden seyrederseniz, sonra adamın biri bir başka birinin amına koyunca dejenere oldu. cemiyet hayatının önde gelen isimlerinin size aşılamaya çalıştığı anarşist kültürden hiç mi vitaminlenmediniz. hepsini geçtim, hiç mi okan ‘the anarşist’ bayülgen seyretmiyorsunuz.

görebileceğiniz üzere birçok konuda birçok derdim var. şu beni ve benim gibileri umutsuz vaka diyerek ıskartaya çıkaran teyzeleri ve amcaları “yerleşik gelenekler” durağında bırakıyorum. görsel medyanın oluşturduğu plastik kültüre ise söylenecek pek çok şey var aslında. mesela, am diyerek başlayabilirim bunlara. çünkü kaçınılmaz olarak her trend olan şey gibi anarşizmin de asi karılara sahip olmak isteyen henüz milli olmamış çocukcağızlar tarafından emilerek altı boşaltılıyor. negzel.

futbol sevmeyen erkekte gizli eşcinsellik vardır

futbol şahane bir spor. golf, öyle değil.

beni aşan konuları genelde allaha bırakıyorum.  mesela “22 kişinin bir buçuk saat boyunca 1 topun peşinden koşmasından ne anlıyorsunuz hehöhö” kelamı ilk kimden çıktıysa allah belasını versin. eğer allah benim için bu güzelliği yaparsa bir dahaki kurban’da beyazları giyer, hacı olurum. bu insanın robot resmini rüyamda görebilmek için uzun zamandır kafamı yastığa koymadan 7 ayet-el kürsi okusam da henüz bir eşgal alabilmiş değilim. o derece çaresiz durumdayım.

kendisini bulabilmek için hollywood işi fbi ajanlarının yaptığı gibi profilini çıkarmıştım : kanımca 5-6 yaşında ciklet yada çikolata karşılığında xspor’lu olmuş ilerleyen yıllarda futbol muhabbetiyle kız düşüremeyeceğini anlayıp rotayı klasik edebiyat ve dönemin müziğine çevirmiş bir insan evladı. ayrıca anasının bendeki yeri ayrıdır.

en nihayetinde bulamadım adamı. hala dışarıda bir yerler de yeri gelince 22kişi-1top esprisini yapıyor. sene 2009. artık kendisinin ardılları da mevcut. onlar da aynı espriyi yapıyor. bir aptalın dimağından fışkırdığı her halinden belli olan bir laf nasıl ardahan’dan edirne’ye kadar herkesin bildiği şakaya dönüşür anlamıyorum.

bu insanların futbolu anlaması için kaç kişinin 1 top peşinden koşması gerek. 22 kişi az mı, çok mu ? 2 kişi 1 topun peşinden koşsaydı -ki koşanlar var, icra ettikleri sporun adı da tenis- iyi mi olacaktı ? örnekler çeşitlendirilebilir. mesela, ben hiç korfbol için 16 kişi 1 topun peşinden koşup duruyor diyen birini duymadım. korfbol takımlarının kızlı erkekli karma takımlar olması, bu branş kaybedilen her saniyeyi değerli yapıyor. voleybol. 12  kişi koşuyor. seyircisi elit ve dişi ağırlıklı. voleybol iyi, futbol kötü.
takım tutmayan ama yogasını aksatmayan arkadaşların diğer bir argümanı tribün insanlarının çok ahlaksız olması. ağza alınmayacak küfürler ediyormuşuz. aynı arkadaşlar prime-time’da aşkımemnu’yu kaçırmıyormuş. kerhane yalı tipi olunca fuhuş naif bir boyut kazınıyor tabi.

saat 5 olmuş, günlük geyik dozajımı aştım, yeter.
futbol, 22 kişiyle oynanan bir oyun değildir. futbol, bir oyun bile değildir. futbol devrimdir. meksika devrimi bir kalenin arkasında başlamıştır. futbol, taraftarı tarafından yönetilen amatör kulüplerdir. ayrılıkçı liverpool ve united taraftarlarıdır. futbol, sınıf savaşıdır. ispanya‘da faşist madrid’e karşı barça; arjantin‘de zengin river’a karşı boca’dır. bildiğin zıt kutuplardır. di canio ve roma tribünleridir. takım tutmayanlar ise cool ve umursamaz görünmeye çalışan orospu çocuklarıdır. xoxo, gossip girl.

ben burger king yiyeceğim

aclik

başlıktaki sözü hemen hemen her burger king’te hafifçe kilolu bir kız tarafından duyuyorsunuz değil mi? çok çekici olmadığı için ekonomik yönden fazla güçlü olmayan biriyle çıkmak zorunda kalan bu kız kendisini kilolu göstermediğine inandığı dar paça siyah pantolonu ve dünyanın önemli insan sömürücü şirketlerinden biri olan nike tarafından üretilen converse’in malum modellerinden biriyle sevimsiz bir şekilde zıplarken ben burger king yiyeceğim diyor. işte ben o zıplamanın hastasıyım. bayılıyorum ona. geceleri resmediyorum kafamda. şu an monitöre bakarken inanın onun imgesini kuruyorum. haydi zıpla tombul kız, haydi ye can kız.

Hadi besleyelim bu kızı. diyelim ki kendisi çok aç. sevgilisine ağır bir darbe vurup big king xll menü alıyor, hem de mega boy. yetmezmiş gibi yanına 8li onion rings’ide alıyor. sebebi burger öncesi gittikleri kafede gereğinden fazla öpüşmeleri olsun. hadi hadi bu kızlar hesabı iyidir bu konularda. muamele esnasında nasıl çalışıyor o beyinler. neyse biz kızımızı besleyelim. verdiğim menünün kalorisini hesaplıyorum official siteden aldığım datayla:

Big King XXL 1023
Patates Kızartması, Mega 600
Pepsi Classic, Mega 378
Onion Rings (8′li) 410

etti mi sana 2411 kalori. e kızım büyür diye siktirmediğin göt oldu mu şimdi tarlasının rekortmen patatesi. tam flash tv ana haberi konususunuz, diyecek şey bulamıyorum. inandığınız her şeyi napalm death dinleyerek rekortmen organınıza yerleştirmek yapabileceğim en içten şey kuzularım, seviyorum sizi (L).

sev bizi güzel amerika

 

karnıyla konuşan adam

karnıyla konuşan bir adam var mı bilemiyorum, yoksa ben olmak istiyorum. orijinalliğimden ödün veresim yok zira.şöyle demek istiyorum karnıma;

birazdan doyucaksın

karnını seven bir adamım. belli oluyor hemen değil mi? acaba gastronomi uzmanı zeynep ağaoğulları saçlarının kahkülüyle oynamak dışında karnıyla da konuşuyor mu? e bir de karnıyla konuşacak yüzü olmayanlar var. bu yazı devam ederse levent kırcaya piyes yazıyormuşum gibi hissedeceğim, o yüzden kısa kesiyorum. aklıma bir de merter e-5 kenarında gördüğüm akp yiyor yiyor doymuyor yazısı geliyor.

adaletini, kalkınmasını, cumhuriyetini, milletçisini, partisini, komple sikeyim. rahatlamam lazımdı.

mü-yap hakkında ciddi düşünüyorum

mü-yap'a ikea katalogu gibin cevap hazırladık : aynı şeyin her renginden.wakoopa diye bir program var. aynı last.fm’in hedesi gibi saatin sol yanına ekleniyor başlıyor hangi uygulamayı ne kadar kullandığınızı skroplamaya. bu şahane programcığın anlattığı üzere firefox’u saymazsak en çok kullandığım program winamp’mış. photoshop ve dreamweaver da kullanıyormuşum fakat hiçbiri winamp kadar değil. şimdi bu satırları mü-yap kolektifinden bir yetkili görürse çok pis hırslanacak, gelip beni kapatmak isteyecek. evet, bir insanı kapatmak isteyecek. çünkü mü-yap! neyi kapattığına değil ne kadar kapattığına bakar. hırsı dağılmadan evrakları yetiştirir de kapatabilirse orgazm sonrası üst bacakta yaşadığımız hissiyatı ense kökünde tecrübe edecek. o gün en sevimli youtube bebeklerinden daha rahat uyuyacak. işte yine böyle bir günde elemanın biri oturmuş myspace’le last.fm’i kapatalım bizden iyisi yok, demiş.

gerekirse facebook’u da kapatırlar, ama facebook artık öyle bir hale geldi ki onu halkın elinden almak için başka bir şey vermeniz lazım. mesela eğitim müsteşarlığı’na gidip vukuatlı öğrenim sureti alabileceksin. tüm örgün ve özgün eğitim kurumlarındaki geçmişini döküm olarak verseler kimin facebook’a ihtiyacı kalır, sorarım size. devlet bana ortaokul yıllarımdaki karakuru kızların en güncel fotograflarını atarlı-giderli hallerini sağlıyorsa ben ne eyleyim facebook’u. ee abi vidyo paylaşamayacağız o ne olacak diyorsanız, ee bir zahmet o vidyo olaylarına ara verin anasını satayım. elinizde kodak kartlara basılmış hard-copy hatun resimleri var.

ahhaha asıl bildirmek istediğim şeyi bildiremeden yatağa dönmek istemiyorum. asıl mevzu şu ki mü-yap çok moloz bir dernek. meclise kapak atmaya çalışan sanatçıların asıl amacı korsanla mücadele etmek. halk yararına bir sikim düşündükleri yok. ediz hun’u bu mallardan tenzih ederim. 23 eylül gününden itibaren yazıyı taçlandırdığım görseldeki kavırları boş cd kutularına iliştirip mü-yap’a postalıyoru(m/z). eğer sizde mü-yap’ı seyyar satıcılara savaş açmış su ürünleri kooparatifinden bir farkı olmadığını düşünüyorsanız Mü-Yap Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği Kuloğlu Mah. Turnacıbaşı Sok. No:16 Kat:5 80070 Beyoğlu İstanbul adresini kutsal kurum PTT aracılığıyla bombalayabilirsiniz. (#)

bir saniye önce metalci kimliğime ihanet edip, oi va voi – everytime’ı dinledim. güzeeel.

inananlara kötü haber

allah yok.

ne kadar boktan diziler yapıyoruz

güzel, yakışıklı, akıllı, zeki, hoşgörülü miletim içn ölürüm diyemem, aziz nesinede bazı konularda hak veririm ama topluca salak yerine konmayı da kabullenemiyorum.

çok sık televizyon seyreden biri değilim. belli dönemlerim olur günümün 10 saatini tv ile geçirdiğim ancak benim için normal bir günde haber, futbol ya da belgesel dışından bir şey yoktur televizyonda. zaten dizi falan nadiren izlerim. malum dizilerin sezonu başlıyo, büyük kanallar birbir ellerindeki dizileri çıkarmaya başladılar.

es-es adlı dizinin bir bölümünü seyrettim. kurgu sikkolugun ötesinde, hırsız çocuk üniversiteye falan başlıyor. sonra geçen seneden kalma üniversiteli kız dizisi vardı müziklerini cem özkanın yaptığı, o aşkımemnulaşmıştı son bölümünde, bu arada aşk-ı memnu porno. sonra arka sıradakiler var, senaristler 17. yüzyılda yaşasaydı o döneme damgalarını vururlardı, nasıl diyaloglar onlar öyle. unutulmaz diye dizi var, zengin aşıkların hikayesi. başrol oyuncularını yolda görsem üstlerinden yeni aldıgım jiple geçerim. daha da var, aklıma gelmiyo.

türkiyede yapılan dizilerin amına koymakla beraber uzaylı gözlüğü, bershkadan aldığı badisiyle ve elinde tv kumandasıyla cnbc-e ve bu diziler arasında zapping yapan bütün hanım kızlarımıza tam bir aşk adamı olduğumu belirtmek isterim.

dünyanın da hali kötüleşiyo

manmade-world

özde değil sözde laik bir arkadaşımın lafıydı bu. kendisi maldı, hala mal. bazen istanbulun önemi yüksek, markalaşmış caddelerinde rastlıyorum kendisine. oralarda ne işi olur, onu oraya nasıl sokarlar bilmiyorum ama istanbula vize konsun diyenlerin en büyük siyasi kozu olmaktan öte gidemeyen bir sosyal yapıya sahip bu arkadaş. fiziksel yapısının da tutulacak bi yanı yok hani, yirmi kızım olsa birini vermem. her neyse bu önemsiz bi konuydu. şimdi geçiyorum önemli konuya…

önemli konu şu ki, dünyanın hali gerçekten kötüleşiyor mu? birkaç aydır blogumuzu okuyorsunuz. entelektüel birikiminiz oldukça önemli bir konuma gelmiştir iyi bir okursanız. blogumuzu yeni keşfettiyseniz hala geç değil. arkadaşlarınıza kısa zamanda yetişebilirsiniz. soruma dönüyorum, dünyanın hali? şimdi sıra yorumlarda. en güzel yorumu yazı olarak yayınlayacağıma söz veriyorum.

sıcak havalar

30 saniyede tırt görsel yaratma kurumuevet, havalar sıcak. leş gibi sıcak. cehennem gibi sıcak. gavur amı gibi sıcak. geçen sene de böyleydi. yeni bir haber değil yani. peki temmuz’un 20′sinde milletin “baba mübarek de bayağı sıcak yaptı ha”sına “ya yaa” reaksiyonuyla sanki her milenyumda bir kere gerçekleşen bir olaya tanıklık ediyormuşuz gibi ağız yapıyoruz ki? hoşgörüden öte gelen bu refleksimizi toplumca aldırmamız lazım. bize eziyet, onlar için de zararlı birşey. bu insanlar genel gerçekleri ahaliye popmalayıp kendine muhabbet yaratınca mutlu oluyor. mesela sadece benzinle koca bir hayat geçirmiş insan biliyorum. e abi biliyoruz anasını satayım en çok vergiyi biz veriyoruz. ondan benzin pahalı. yoksa bedava benzin. bir kere bozun bu insanları. hoşgörü mekanizmanızı 2 saniyeliğine “biliyoruz lan” için rafa kaldırın. inanın bu canlının hayatında çok şey değiştirecekseniz. araştırmaya yönelecek bu arkadaş. solvent katılmış benzinden, genleriyle oynanmış sebzelere, meyvelere geçecek. hatta iyi bozarsanız bu arkadaşı sürekli cevap arayan bir birey haline getirirsiniz. bir de bakmışsınız adam size price equation’dan bahsediyor.

bu konularda çok dolduyum. ulan bir milletin bütün kültür mirası mı hava ve su üzerine kurulmuş olur. aslında bu sorunun tek ve kesin bir çözümü var : o da baskın oran’ın gece lisesi açması. o zaman mahallenin tüm delikanlıları aydın olur. aydın partisi falan kurar bunlar. diğer partilerden korkmalarına gerek yok. rasim ozan kütahyalı’dan korksunlar yeter.

aptal olduğunuz için atıldınız

Pek garip olaylar

Yukarıdaki screenshot’ı google aramalarında üst sıralarda çıkan ve girdiğimde online 50 ziyaretçisi bulunduğu gösterilen bir blogdan aldım. yazıyı yazan kişinin olayı neydi acaba bilemiyorum ama bence bu arkadaş öss’ye girse muhtemelen sıfır çekmezdi hatta belki de geleceği olan bir bölüm kazanırdı. yani olay sıfır çekmemekle de bitmiyor. bence youtube türk adaletini beklemeden kapamalıydı siteyi türk kullanıcılara ama neyse, çok da gerilmek istemiyorum. hadi bye.

tarabyada bizim uşaklar

1930 - Tarabya

Nevrice – Celal – Süreyya üçlüsü 1930larda herhangi bir yılın yazında böyle poz vermişti Tarabya’da. Arkaya bakıyorz, orada Alman başkonsolosluğu. 33′ten sonra iktidara gelen Die Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei sağolsun epey renklendirmiş Tarabya konaklarını. Gamalı haçlı bayrağını dikmiş konsolosluğa. Daha da iğrenci olimpiyatlarda, dünya kupalarında da rastlamak mümkün bu bayrağa. Tabi büyün oyuncuların Adolf Hitler’e nazi selamı verdiği fotoğraflar da hala akıllarda, durun hemen bir tanesini paylaşayım.

english-nazi-salute

Daha da vahimi Türkiye’de Türk Nazi Birliği diye bir forum var, ciddi ciddi var böyle bir forum. Gelenekselimiz haline gelen  ihraç fazlası Alperenler de yine bambaşka bir nane yemiş. Azıcık aklınızı kullanın lan ! Keşke komik olabilseniz de gülebilsek.

hesap işletim ücreti

işlerimiz çok diYgaranti denilen yeşil ve tonlarındaki kerane vadesiz hesaplardan yıllık 58 lira hava parası çekiyor. tahsil edilen bu para bizim iyiliğimiz içinmiş. aksi halde gece ayazında ATMsiz kalırmışız. hadi güç bela bulduk ATMyi. kirli, yağlı, paslı olurmuş ATM. tabi birde kaydedilip saklanan veriler de varmış. bunlar hep parayla oluyormuş.

madem öyle kartlarımızı kullanmaya devam edelim. çünkü malız biz.

msn kişisel iletileri

bi kere isim çok yalan. neden mi? çünkü bu iletileri yazınca bütün listeniz bunu okuyabiliyor. hani nerede kaldı kişisellik? microsoft çok gerizekalı bir kurum ama insanlar daha gerizekalı olunca sanal yazışma programının bu kadar popüler olmasına şaşmamak gerek.

msn kullananlar orospu çocuğudur.

narcoleptic sleepwalker

dust brothers şarkısı vardı, corporate world diye. ulan seneler geçtikçe içime işledi şu olay. endüstri devrimini okuyorum uzun zamandır, şimdi nasum’un çıkardığı human 2,0 albümünü eskisi kadar dinlemesem de ne demek olduğunu daha iyi anlıyorum. nelere koşullandırılıyoruz şu hayatta lan, sivil itaatsiz’in sikerler united yazısına yolluyorum sizleri.

benim eski manitalar vol. 2

no_bigger_than_720_540

geçmişim acayip, pek de abartmayı sevmiyorum. bu kızlarla evimin farklı farklı odalarında farklı farklı şeyler yaşadım, hepsi çok severdi romantizmi. eminim siz de yaşamak istiyorsunuzdur ama dünyada şanslı diye nitelendirebileceğiniz insan sayısı ne kadar az ise o kadar anlam kazanıyor “şans” kelimesi. zaten olay bu.

bu kızlarla lojistik faaliyetlerim de oldu. insanların istek, talep ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere hammadde, yarı mamul ve mamullerin ve bunlarla ilgili enformasyonların kaynak noktasından son varış noktasına ulaşmasını ve depolanmasını planlayan, uygulayan ve kontrol eden sürece biz lojistik deriz. dersime de iyi çalışmıştım, hepsi bu kızlar sayesinde olmuştu.

satanistler haklı olabilir mi

Kedi yavrusu=pussy=amcık

satanistler bunları kesiyor diye biliyorum, acaba doğru mu bu yaptıkları. bu sevimli görüntünün altında gizli bir orospu çocukluğu mu var yoksa kediler masum insanlar mı? bu haftaki siyased meytanının konusu bu olacakmış. pornocu alinin sunduğu siyased meytanı perşembe günü şovtivide olabilir. konuklar arasında çakır-gözlü-efsane-albay da varmış

iki mayıs neden kutlanmıyor

bir mayıs kutlatılmıyor diye üzülenler niye iki mayısın kutlanmamasından beis duymaz, anlamış değilim. onu da kutlayın kardeşim, polis molis de olmaz. yüzyılın fake’ini atarsın muammer&celaleddin kardeşlere.

domuz gribinin aşısı bulundu

Bir adet domuz

artıö gönül rahatlığıyla insanlarda da virüse rastlanan ülkelere gidebilirsiniz. hee bu meksika mı olur, amerika mı, kanada mı, yeni zellanda mı yoksa israil mi orası size kalmış. ama mutlaka gitmenizi öneririm buralara. gidin ve oradaki domuzlara sarılarak yatın. bu protein zengini hayvanlarla beslenin gerekirse. sonra da norveç, isveç gibi yaşam standartlarının ve refah seviyesinin yüksek olduğu yerlere gidin içinizdeki domuz sevgisiyle. ayrıca hastalıkların hızlı yayıldığı kurak ülkelere de uğrayın, mesela afrika ülkeleri gibi. hayatın tadı ancak böyle çıkar.

yöneylem araştırması notları

bulamadım bunları hiç bir yerde. bulamayınca sınav kötü oturdu. eminim şimdi google’dan ders notu aratıp buraya gelen olacaktır. siz de benim gibi şapa oturdunuz işte, hadi geçmiş olsun bebelerim.