
insanlar bloglarında duygu ve düşüncelerini paylaşırlar lakin şu an herhangi bir duygu ya da düşünceye sahip değilim. zira hava sıcaklığının eksi dereceyle ölçüldüğü -az önce ölçtüm- bir ortamdayım. neresi orası diye aklından geçirenlere verebileceğim tek cevap anasının amı olur. evet, şu an anasının amındayım ve parmaklarım uyuşmuş durumda.
sabahları kalktığımda genelde saçım inanılmaz bir hal alıyor. öyle böyle değil adeta rugby maçından çıkmış kurt adama dönüyorum. rugby ve kurt adam ne alaka diyeceksiniz ben de aslında tam bağlantıyı kuramadım. daha anlaşılacak bir şey söyleyeyim o yüzden. jöle reklamlarında gece gorilinin gelip saçıyla yerleri süpürdüğü, golf oynadığı genç adam vardı. işte o reklamda çektiği sıkıntılar anlatılan güruh içerisindeyim. inanılmaz bir uyku stilim var. yatakta barbaros hayrettin’in donanmasını kıskandıracak manevralar yapıyorum (gerçi yaptırdıklarımın yanında bir hiç, hoho, bu da noel baba şeysi, mutlu yıllar). birlikte uyuduğum insanlar genellikle geceleri dayak yemekten şikayetçi olurlar. günlük hayatta bastırdığım şiddet eğilimi sanırım geceleri uyurken etkisini gösteriyor. tek başımayken de genelllikle kendimi kangren ya da gangren etmeye çalışıyorum ama sonuç alamadım şimdiye kadar. yine de uyuşmuş kolumun içinde yeniden akmaya başlayan kanı hissetmek dünyanın en güzel duygularından biri, güneşin tekrar doğması, baharın tekrar gelmesin, çiçeklerin tekrar açması gibi adeta. buraya geliş noktam daha önce de belirttiğim üzere parmaklarımın soğuktan uyuşmuş durumda olması.
bu arada “yeter lan hayatıma bir renk gelsin” artık diyordum, geldi ama hiç de hoşgelmedi. illuminati peşime adam taktı. daha doğrusu kadın taktı. her sabah bültenini dinlediğim kadın meğerse illümanitiliymiş, gözlerinden anladım (eğer lens kullanmıyorsa kızın gözleri böyle)

beni bu durumdan kurtarsa kurtarsa kendi kurduğu siteyi hackleyen hacker okan kurtarır. evet, gün gelecek bütün pkk siteleri hacklenecek ve okan’ın eli öpülecek. okan sanal alemin ayrı bir önem ve yere sahip bir figürü aslında. kendisiyle tanışıklığım irc odalarına kadar desem de aslında tarih olarak o kadar eskiye gitmiyor. geçen sene de freenode server’ında dolaştığımı biliyorum zira türkleri kabul eden nadir irc serverlarından biri freenode. okan odalara gelip your system hacked falan yazarak bizi korkuturdu. hem okan için, hem de dünya için korkardık, pek haksız değilmişiz. bir de nouma bizi diskoya götür nasıl bir kalıpsa okan bizi haraca bağla da öyledir ve daha güzelidir.
parmaklarım morarana kadar saçmalamaya devam etmeyi umuyorum. yunanistan yazısından sonra “acaba biz de yarağı yer miyiz?” başlıklı bir yazı yazmak istiyorum önümüzdeki günlerde, önümde çok katastrofik grafikler var. sonra da “ahey_ahey” adlı bir virüs yazıp dünyadaki bütün nükleer başlıklı füzelerin kontrolünü ele geçiresim, sonra da bütün insanlara ele ele verdirip heidi ile peter misali bayırlarda koşturarak “hayat sevince güzel” şarkısını zorla söyletesim var. çok ama çok hain planlar bunlar. hepsi de yukarıdaki kız yüzünden.
“az işim çıktı. gelicem.”








wakoopa diye bir program var. aynı last.fm’in hedesi gibi saatin sol yanına ekleniyor başlıyor hangi uygulamayı ne kadar kullandığınızı skroplamaya. bu şahane programcığın anlattığı üzere firefox’u saymazsak en çok kullandığım program winamp’mış. photoshop ve dreamweaver da kullanıyormuşum fakat hiçbiri winamp kadar değil. şimdi bu satırları mü-yap kolektifinden bir yetkili görürse çok pis hırslanacak, gelip beni kapatmak isteyecek. evet, bir insanı kapatmak isteyecek. çünkü mü-yap! neyi kapattığına değil ne kadar kapattığına bakar. hırsı dağılmadan evrakları yetiştirir de kapatabilirse orgazm sonrası üst bacakta yaşadığımız hissiyatı ense kökünde tecrübe edecek. o gün en sevimli youtube bebeklerinden daha rahat uyuyacak. işte yine böyle bir günde elemanın biri oturmuş myspace’le last.fm’i kapatalım bizden iyisi yok, demiş.
evet, havalar sıcak. leş gibi sıcak. cehennem gibi sıcak. gavur amı gibi sıcak. geçen sene de böyleydi. yeni bir haber değil yani. peki temmuz’un 20′sinde milletin “baba mübarek de bayağı sıcak yaptı ha”sına “ya yaa” reaksiyonuyla sanki her milenyumda bir kere gerçekleşen bir olaya tanıklık ediyormuşuz gibi ağız yapıyoruz ki? hoşgörüden öte gelen bu refleksimizi toplumca aldırmamız lazım. bize eziyet, onlar için de zararlı birşey. bu insanlar genel gerçekleri ahaliye popmalayıp kendine muhabbet yaratınca mutlu oluyor. mesela sadece benzinle koca bir hayat geçirmiş insan biliyorum. e abi biliyoruz anasını satayım en çok vergiyi biz veriyoruz. ondan benzin pahalı. yoksa bedava benzin. bir kere bozun bu insanları. hoşgörü mekanizmanızı 2 saniyeliğine “biliyoruz lan” için rafa kaldırın. inanın bu canlının hayatında çok şey değiştirecekseniz. araştırmaya yönelecek bu arkadaş. solvent katılmış benzinden, genleriyle oynanmış sebzelere, meyvelere geçecek. hatta iyi bozarsanız bu arkadaşı sürekli cevap arayan bir birey haline getirirsiniz. bir de bakmışsınız adam size price equation’dan bahsediyor.


