bir yanılgıyı düzeltmek isterim

haritada milletin sikini taşağını istediği gibi salladığı beşeri sınırları olan bir kara parçası bulamayıp kütahyalı‘nın köşe yazılarına yumulan “anarşizm sıçar baba” insanları için var, güney afrika’daki otonom komüniteler ve enstitüler, arjantin’deki antrepo alanları, manhattan’daki işgal bölgeleri, beyşehir gölündeki mada adası. yeri geldiği zaman bir kahve dükkanı bile sisteme delici bir eleştiri olabilir. bir gofreti ikiye bölen çocuk farkında olmadan ekonomik sorunlara derin bir kavrayış getirebilir. bu tip basit eylemlere de çıkıp ütopya diyebilenin insanlığından şüphe eder, yolda denk gelirsem çok feci döverim. özgürlük, basit olaylar bütünüdür. “insanca olmayan” bir açgözlülükle başkalarının kazançlarını ezmek değildir. onun adı başkadır ve orospu çocukluğudur.

  • 1911 senesinin bilmem hangi ayında peydah olduğu bilinmeyen the times gazetesi anarşizmi “bireyin her istediği haltı yemesi” olarak tanımlamış.
  • bundan 3-4 ay önce çok “ara” bir partinin pek “ara” genel başkanı, “70′li yıllardaki anarşistlerin yarısı mit güdümündeydi” demiş. “ara” da böyle bir kelime her yola geliyor.

telefon

pig_flu

- alo, naber canım ?
- iyiyim, seni sormalı ??
- iyiyim ben de, napıyorsun
- uzanıyorum
- sesin kötü gibi, hasta mısın
- bir şeyim yok da gribim biraz
- dıt dıt dıt

bu korku bana önümüzdeki 2 ayı şevişmesiz geçirtir.

sev bizi güzel amerika

 

galactica bizim olacak

bizim de starbuckımız var

soldaki bizim kız, öz mü öz bizim kız. ankarada çekilen bir gençlik dizisinde başrol sahibi. sağdaki before the fall döneminde caprica’da ev hanımıyken second war erasında galacticanın asi pilotlarından biri olmuş, en sonunda earth denilen yerde angellığa terfi etmiştir, arada bir gelip gidişleri de olmuştur. cvlerine baktığımızda sağdaki sarışın olmasının dışında epey bir başarı sahibi. ayrıca kendisinin dehşetül vahşet bir sevişme sahnesi vardır ki merak edenler katee sackhoff nip tuck sean mcnamara diye google’lasın. spor onun için bir yaşam tarzı diyebiliriz.

bizim kızın gözlerine baktığımda aha bu kara “starbuck” thrace lan dedim, pozu yakalayınca yazı geçmek farz oldu. orijinal millet değiliz, hep kızıyoruz ama sevilenler kontenjanından birinin çakması söz konusu ile kullanılacak en ağır kelime anımsatmak olur. onlara de ki biz her zaman haklıyız.

konuyu değişiriyoruz, gözleri göbeklerden alabilmek için. iki ay önce askere gittim diye söğüşlediğim eski arkadaşlarımdan birini bu sabah “yeraltından notlar”ın arkasında yaptığımız imza çalışmasını “bu imza dostoyevskinin” diye kandırdım. istanbulda inanılmaz kapalı bir hava var, insanın bir şey yapası gelmiyor, benim de durumum öyleydi.

geçen gece nazar duası blogu yazarlarıyla yaptığım sanal zirvede bir şeyin farkına vardım ama insanları kızdırmamak için söylemiyorum ahahaha  :  )

eskilerden demolition racer diye bir oyun var, bilen bilir. oyunun başında trafik kazalarından alınmış görüntüler ve fear factory performansını mix edip sunarlar bize. 99 yapımı oyuna tekrar başladım ki metalciliğim de tuttu biraz. oynamamış biri için söyleyeyim, demolition racer bu dünyada yapılmış en farklı oyunlardan biridir.

son olarak sağlık için spor yapınız.

senegal notları

eskiler bir başkaydı sanki

tatil için gittiğim senegal cumhuriyetinden kafamda bir dünya şeyle geri döndüm sevgili dostlar. hakikaten bir dünya şey, inanılmaz olaylara sebep olacağım bu bir dünya şeyle. bir de gelirken yolda paul engemann’ın “push it to the limit”i kafamın içinde döndü durdu.

senegal üzerindeki ozon epey bir incelmiş, havaalanında farkettim bunu. neyse ki beni mutasyona uğratacak ultraviole ışınlarına maruz kalmadım. canım ülkeme harika birli olarak dönme fırsatını kaçırmış oldum böylece. bu arada bu yaşıma kadar harika dörtlüden hangisi olmak istersin diye soran kızlara hep taş adam dedim, bu geyikler sadece kızlarla yapılıyor. taş adam dememin sebebi de belli etmese de içlerinde en duygusal olanı olması. eğri oturup doğru konuşmak lazım şimdi.

çizgi filmlere girmişken az önce aklıma tom ile jerry’nin kanka olduğu bölümler geldi aklıma. tom ile jerry olsalar da arada sırada olumlu paylaşımlarda bulunabiliyorlar kendi aralarında, bunu hiçbir zaman başaramayacak olan ünlü ikililer bir zahmet yorumlara gelsin.

senegal’de seks yok bu arada.

yukarıdaki fotoğraf senegal’in önemli topluluklarından biri olan baaba maal‘ı görüyorsunuz. hepsi maykılceksın ameliyatından olmuş sıradan. onlar için senegal’in bidılzı deniyor. ilkel rock soundu ile günümüzün modern shoegaze zımbırtılarını şeediyorlar, harmanlıyorlar.

gizli kahramanlarımız ı. ve m. hakkında da bir iki kelam edelim. ı.’nın götü kocaman olmuş, bence abartıyor. m.’nin götü bu akşamki derbiden sonra kocaman olacak.

yakın zamanda dünyayı kurtaracak bir başka yazıyla yine burada olurum herhalde.

nihat hatipoğlu’yla losta doğru

merhabalar ulan. ulan diye ezeringen ve haşin şekilde başladım çünkü bu coğrafyanın insanının ne kadar moloz olduğunu bir defa daha tecrübe ettim, sevgili takipçiler. geçen gün -yapmadığım şey değildir- nihat hatipoğlu’yla “lost’a doğru“yu seyrediyorum. ramazan exclusive programını banttan veriyorlarmış sonradan farkettim. dayının teki dişe kaplama yaptırmadan önce boy abdesti almak gerekir mi eğer almak gerekirse ben şu anda oruçluyum boğazımdan su kayıverirse nasıl olcek gibi bir soru sordu. nihat abi bu yüksek matematik problemini birkaç farklı yoldan çözdü. aklımda kaldığı kadarıyla hepsinin özeti, operasyon sırasında genzinize su kaçmamasına özen gösterindi. soruyu sorana mı üzülsem, nihat abiye mi ağlasam bilemedim. ya baba madem bu işin bir mevduatı var, siktir git iftardan sonra yaptır. gece 11′e kadar açık dişçi biliyorum stüdyo dairesini hem ev hem ofis kıvamında kullanan.

hayır, neyin rekoru deneniyor bu ibadet olaylarında onu anlayabilmiş değilim, ama anlayan arkaşlarım var. sevabın amına koyuyorlar icabında. mesela selim. sarı selim deriz mahallede. onun ağzından aktarayım da delikanlı müslüman nasıl olur öğrenin, sevgili putperestler. geçen ramazanda yine aylağım. yolda askerlik arkadaşım tanju’yu gördüm. hadi babacım yemekler benden, dedi. ben de nasıl oruçluyum nasıl oruçluyum. oruç paçalarımdan akıyor o derece. söylemedim tanju’ya oruçlu olduğumu. bi müslüman davete icabet eder diyip çizdiriverdik niyetimizi. tabi sonra tuttuk 61 gün. ben 34 yaşında adamım kamil, tek gün borcum yok allahu teala’ya. harbiden büyük adamsın, selim. günün birinde tespihi atıp eline mouse falan alabilirsen belki bu yazıyı okursun. işte o vakit yarağı yediğimin resmidir herhalde. beni bulur, yorulana kadar döversin. sonra dinlenir, bide allah yarattı demeden döversin. ama ben de hayatımı riske atacak kadar mal değilim yüksek mühendisim, selim. olurda günün birinde selim 2.0 çıkarsa hiç evime gelip bana dalmaya çalışma. ben zaten kendimi intihar ederim, selim. orospu çocuğu selim. her allahın günü gittiğin ocağını sikeyim selim. o çok sevdiğin beyaz doğan slx’inin camı patlamıştı ya işte o bendim, selim.

daldandala olacak ama söylemeden geçemeyeceğim. kondüsyonunuz oruç tutmaya müsait değilse 6.5 lira verip vicdan rahatlatabiliyormuşsunuz. nihat abi’den çok şey öğreniyorum.

homofobik hemcinslerimi anlamıyorum

homofobi bütün coğrafyamıza yayılan çok büyük bir sorun. okul okumuş insanlar bile dünyadaki ters ilişki gerçeğini hazmedememiş durumda. cuma vaazında, içki masasında, laf arasında nerede olursa olsun bu konuya ucundan kıyısından bulaşılırsa “abi bi kere doğal değil” diye bir cümle çıkıyor ortamdakilerden birinin ağzından.

doğalını yapayını bilemem. durumları değerlendirirken yekün avantaja bakarım. gaylerle sorunum yok. gayler, gay olmaktan rahatsız değil. daha önemlisi gezegendeki gay sayısı ne kadar artarsa, straight insan başına düşen hatun sayısı o kadar artar. mantıklı olalım. hangimiz yukarıdaki abilerden birinin piyasaya dönmesini ister. aranızda hodri meydan diyen varsa, şu dakika tişörtünü sıyırıp baklavalarını saymasını tavsiye ederim. hayatı boyunca kendinden başka ağırlık kaldırmamış bir insan olarak ben 1 ( yazıyla bir) baklava saydım. eğer sizde bu durumdaysanız bilinki zamanında migros poşetlerine yardım ederek tanıştığınız eşiniz, sizi şu gay arkadaşların üstteki 2 aptomiline satar.

hahaha hepsi böyle değil. bu türden çok yok. bunlar seçmece gay, hormonlu gay diye düşünenleriniz de vardır eminim. evet, var. her şeyin incesi var, kalını var. amma velakin rakip rakiptir. kılçık gibi olan gaylerin hepsinin birden heteroseksüel olmaya karar verdiğini düşünün. sevgililerinizi şaraba ve modern caza ihale ettiğinizin resmidir. çünkü kılçık gibi gayler içli insanlardır. çok romantiklerdir lan.

bu işin matematiği budur, sevgili ahlak kumkumaları. hala homofobikseniz soyunuz yakında kurur inşallah. bir dahaki gay pride’da sorun istemiyorum.

cansu cantürk photography

MAL

cansu lisede erkek arkadaşıyla fransızca mektuplaşan bir kızdır. zorlu bir öss dönemi geçirir. sonunda öğrenim görmeyi çok istediği galatasaray üniversitesini kazanır (hangi bölüm olduğu size kalsın). lisede mektuplaştığı sevgilisi niyeti bozar ve olan olur. böylece cansu artık kendini sanata vermiştir. fotoğrafı seçer.

sosyal ağlarda oluşturduğu profille artık tanınmış bir fotoprafçı olur. okul gereği gidip geldi beşiktaş-ortaköy arasındaki yolda farklı çalışmalarını deviantart, facebook, myspace gibi sitelerde olan hesaplarının galerilerinde yayınlar. arada sırada model olur diğer fotoğrafçılara, bilyorsunuz bu mesleğin erbabları kendi aralarında sürpriz paslaşmalar yaparlar.

cansu’nun her anı artık anlamlıdır, konuludur. ölümsüzleştirdiği her saniye anlatımı ansiklopedilere sığmayacak anlama sahiptir. hala whopper menü yemeye devam etmesine rağmen hamburgerine farklı perspektiflerden bakmaktadır. rüyaları da artık bambaşkadır. asla konusuz sevişemez, partnerinin boxerlı, atkılı fotoğraflarını çeker.(bu olay sadece delikanlılığa bakar aslında). sıradan insanların dışında bir çizgisi vardır, farklı bir bakış açısıyla bakabilmektedir olaylara. çünkü o artık sanatçıdır. zaten az önce bahsettiğim sosyal ağlarda mesleği artist olarak geçmektedir, diğer bütün bilgilerini de yabancı dilde girer. henüz fotoğraf makinası ile vapurla kadıköy’e geçmemiş olmamasına rağmen uluslararası iş tekliflerine açıktır.

cansu böyledir, anası babası paniktedir.

not: friendfeed’e yolladığım bir cümle yazdır bunları bana. cansu cantürk ismi kurgu olsa da etrafımızda çok cansu olduğundan hayal ürünü diyemeyeceğim. mottosuz olmaz,  fotoğrafçıların çoğu gerizekalıdır.

kanada’ya kanamadım, obama’ya kıyamadım

ağıza oturan isimde son nokta : hüseyin barak obamaboş vakitlerimde çok fantastik türküler yazıyorum. özgeçmişimde de belirttim bu durumu. boş vakitlerinde kitap okuyan tiplerden çok daha samimi olduğumu düşünüyorum.  hemen her gittiğim iş görüşmesinde cv’mimdeki bu ayrıntıyı soruyor aylin hanımlar. mülakatlarda muhattap olduğum insanların yarısı aylin. sevda, selin, ebru, nil falan da çıkmıyor değil, ama hep o mecralarda geziyor isimler. mesela bir şefika yada raziye yok. her neyse. şirketlerin aylin hanımları “hobilerim bölümünde türkü yazdığınızı görüyorum” diyip kaşlarıyla soru işareti koyuyorlar cümlenin sonuna. evet diyorum; yöre, hava demeden türkü yazarım. son türkümü de nobel barış ödülü alan obama‘ya yaktım.

kanadalıları sevmem. yüksek standartlara sahip orospu çocuklarından başka bir şey değiller. amerikalılar öyle mi allaşkına. amerikanya’da hiçbi’ nane olmasa çeşit çeşit köprü var. çift katlı köprü var. kırmızı köprü var. kaldıki obama gibi şahane bir piresidentesi de var. nobel barış ödülünü alması için karizması bile yetti. ne karizması lan, kara kuru çitlenbik gibi herif diyenleriniz olabilir. yanılıyorsunuz dostlarım. her afroamerikalı’nın en az 20-25 santim karizması var. yok abi karizma bu ödül için kriter değil ise neden aldığını anlayamadım. ırak’tan ince ince çekiliyor diye olabilir mi acaba. ırak’tan çekilip afganistan’a yeni kuvvetler gönderenlere mi veriyor olabilir mi norveç varikoselle mücadele derneği?

anlamadığım bir şey daha var : küçük tayyip yıllardır icraat, ayladır açılım yapıyor fakat fahri doktora ünvanından başka bir bok alabilmiş değil. norveçli bunaklar sırf “al sana zenci” diyebilmek için obama’ya ödül vermedilerse ne olayım.

nafile

fotoğraf

günlerim sanki boşa geçiyor. yıllardır tanımama rağmen bazen kendimden korktuğum oluyor. bu cümleyi özellikle yazdım. gelip biri “kendini asla tanıyazmazsın dostum. x abc’de şöyle yazmıştır…” diye bir yorum yapsın, engin dağların filozofu kesilsin diye. felsefe çok boş bir şey.

hayatın anlamını kuruçeşme sahile demirlemiş ufak bir kayıkta şarap içerken anlayacağımı hiç sanmıyordum. yağmurun hafif bir şekilde yağması yüzünden altına girdim, düşündüm ve her şey değişti. artık paraya değer vermiyordum ahahah evet gerçek bu. sonra yağmur kesildi, karaya çıktım ve başladım yürümeye. yürüdükçe gördüğüm insanlar, arabalar bana başka bir şeyi öğretti; para bu dünyadaki en önemli şey.

diyorum ya… düşünceler, duygular nafile, her şey nafile. beyhudelik öpüyor işte her şeyi.

fotoğraf

seks ürünü olmayanlar

var böyle insan toplulukları, nasıl dünyaya geldikleri konusunda herhangi bir fikir sahibi olamadığım. hareketleriyle kendilerini belli eder bunlar. halk arasında genel olarak orospu çocuğu olarak anılıyorlar ancak bu toplumsal yanılsamadan kurtulmalıyız. bunun hayati önemi var.

düşünün ben sevişme esnasında partnerim olan hatunu tokatlıyorum durmadan, üstüne bir de dünyanın en komik pozisyonlarına giren adamım. böyle “macara“lardan birinde bir gizli kamera beni kaydediyor ve görüntülerim internete düşüyor. bir de ben sürekli insan önünde olayım işin gereği, mesela hmmm ana haber bülteni sunayım, anchorman’im yani. her şeyden sonra milli sevgimle, insani değerlere olan saygımla ve atatürkçülüğümle işime devam ediyorum. bu durumda olan biri var mı bilmiyorum ama olsa ne deriz ona ?

macara doluymuş amarika

62 için soyunmak

62-ytl-diehard-fanbu kadar yırtık 62 YTL hayranları varken facebook keranesinde sadece 105 adet hayranımızın olmasını aklım almıyor. 1000 hayran olunca toplanıp orgy yapacağız diyorum, hala 105 kişisiniz. join ulan!

fotoğraf albümü # 1

eskilerden bir yazı daha. bu tip hikayelerin devamı seneler sonra yine buradan gelecek, hiç merak etmeyin.

bu da benim ailem

ilk olarak şu ayakta duranlardan başlayalım, önce küçüklerimi atalım diyorum ben. solda ayakta duran kişi büyük amcam demir. kendisi tiyatrocuydu, ailede de pek sevilirdi. işinde de başarılıydı oldukça, batının en tanınmış oyuncularından sayabiliriz onu. büyük törenlere davet edilirdi, kırmızı halı üzerinde yürürdü falan. arada bir beni de alırdı yanına, takılırdık amca-kuzen. şimdilerin bekımı neyse o zamanlarda da amcam öyleydi, genç kızların yüreklerini hoplatırdı. hergün üçer beşer götürürdü hatunları, beni de kapıya dikerdi yengemi gözetlemem için. 32 yaşına kadar pekçok oyunda rol aldı, daha sonra hastalığı yüzünden işlerine ara vermek zorunda kaldı. hiv virüsü taşıyordu, üç sene sonra da yengemi dul, beni amcasız bıraktı.

ortada ayakta duran melahat halam. kendisini hiçbir zaman sevmedim hatta ifrit olurdum her hareketine, aaah ahhh sen benim halam olmayacaktın bak ben sana şimdi neler yapardım diye düşündüğüm çok olmuştur kendisi hakkında. dönemin kadın hakları derneği başkanıydı, yanına kendi gibi 15-20 kadını daha alır beraber mitinglere giderlerdi, hergün kendisini televizyonlardan izlerdim, o cırtlak sesi hala kulaklarımda. sonra kocasında tarafında aile içi şiddete mağruz bırakılan kadınların yardımına koşardı, karı-koca arasına girer, kendi girdiği yetmiyormuş gibi bizi de olayın ortasına sokardı. ağzı burnu patlak kadınları eve toplardı, geceyarısı bunları döven kocaları bizim malikaneye basardı. bahçıvan  nuri amcayla ben bu yüzden çok dayak yedim. kendisi hiç evlenmedi, şu an 189 yaşında ve büyükada’da kendi malikanesinde kalıyor. kendisine şöyle seslenmek istiyorum: “hala hala, bizi çektirdiklerin yetti, gelme adadan buraya, senin amına koyim ben siktiminin bakiresi, manyak hayvan azgın karı” ohhh rahatladım.

ayakta sağda duran küçük amcam cafer. kendisi tam bir maldı. dedemin bankada duran parasıyla girip baıtrmadığı iş kalmamıştı, tam bir sektör canavarıydı. yalnızca ticarette değil her konuda beceriksizdi. karıya kıza ağzı laf yapmazdı. bu yüzden hayatı boyunca bir sevgilisi bile olmadı denyonıun. mahallenin küçük çocukları tarafından taşak malzemesi seçilmişti. ufacık çocukları bunu sopalarla kovalar, yoruldukları zaman ise taş yağmuruna tutarlardı bu denyoyu. ailemizin yüz karasıydı. aynı zamande üstünde lanet vardı ibnenin. gittiği her yere uğursuzluğunu yayardı. babamın amerikan iş arkadaşı henry nin memleketinden getirdiği ford marka arabının bozulmasına sebep oldu. bu da bardağı taşıran son damla olmuştu. dedem bunu trablusgarpa savaşa yolladı. komutanlar bunu tek başına düşmanın üstüne salmış zaten, geberdi kurtulduk
oturanlardan sağda duran kişi dedem, pek bir muhterem insandı. hayatı boyunca haram paraya el uzatmadı. bizleri en iyi şekilde yetiştirmek için elinden geleni yaptı. babannemi de çok severdi. mithat paşanın çok yakın arkadaşıydı. en sevdiği şey rumeli türkülerinin bulunduğu taş plağı gramofona takıp babanemle dans etmekti. sonradan rock müziğe yöneldi, pink floyd ile beraber çalıştı falan, tam hatırlamıyorum orasını ama iyi adamdı.

sağda oturan ise babannem, adı elanor, kendisi rum orospusuydu, yaşı biraz kemale ermeye başlayınca masabaşına geçti ve pezevenkliğe başladı. sonra onun haline üzülen dedem onu bu bataklıktan kurtarıp evinin hanımı yaptı. lakin uslu durmayan babannem bu işlere el altından devam etti, dedem de karşı çıkamayacağını anlayınca “eh napalım abi, beterin beteri var” felsefesiyle hareket ederekten ona izin verdi. tez zamanda istanbulun en büyük genelev patroniçesi olan babannem bu işin ithalatına başladı. istanbula yığınla baserabyalı eflaklı boğdanlı devşirme orospular geliyordu. karaköy’de 5 şubeyle hizmet veriyordu babanemin kerane zinciri. yenimahale, laleli ve üsküdarda birer şube daha açıldı. benim düşüncelerim pek net değildi babannem hakkında, acayip bir kadındı babannem

çok iyi bir insanım ben

Eskilerde yazdığım bir yazı, burada da olsun istedim. o zamanlar biraz narşisttim ama hakediyordum böyle davranmayı

Ben kesinlikle ama kesinlikle çok iyi bir insanım, bugün bunu bir kez daha anladım. Bunu nasıl anladığımı şimdi size anlatmayacağım, belki ilerde. Örnek alınması gereken bir kişiyim. Önemliyim ve etrafımdakilere hep fayda sağlarım. İnsanlar benimle birlikte olmaktan mutludurlar. Söylediklerimin çoğu doğrudur. Aksini iddia eden varsa buyursun çıksın karşıma. Çıksın ki alayım hemen onun aklını. Bu yüzdendir ki idealist insanları severim. Onlara da bir çift lafım olacak: “Beni örnek alın kendinize”

bu adamlar ne yapıyor ?

grup9

en sağdakinin katlanmış bira göbeği ortamsal bir gerginlik yaratsa da demeliyim ki bu arkadaşlar hakikaten fena black metalci. eskişehirli olduklarını bilmesem derdim ki burası istanbul teknik üniversitesi maslak kampüsünün ormanlık kısımlarından biri ama diyemiyorum çünkü eskişehirli olduklarını biliyorum.

atmosferik black metal en sevdiğim metal müzik türlerinden biridir. adeta kana atılmış zehirdir bu müzik. karamsarlığa yöneltir insanı. ters yan etkili bir kutu xanax gibidir. dağ, orman, bayır dolaştırmak ister insanı. bütün soru işaretlerine cevap arayışıdır insanı buna iten.

yazarken ben bile kasıyorum kendimi sevgili okur. yok yok devam edemiciim, son olarak her zaman söylediğimiz bir şeyi tekrarlıyorum ve mevzu bahsi kapatıyorum.

ormanlarımızı black metalcilerden koruyalım.

bir de allah bu adamların bütün dualarını kabul eylesin.

gelelim daha ciddi konulara. ı.e. ki ben artık ı. diyorum ona, onla bayağıdır görüşemiyoruz, yalnız m.g. ki artık m. desem anlarsınız, o m. yeni zelandaya gitti, ondan yazı isteyeceğim.

günün anlam ve ehemmiyeti üzerine black sundayinizde svartnar dinleyiniz. one man project suicidal black metal çok güzel arkadaşlar hakikaten.

karnıyla konuşan adam

karnıyla konuşan bir adam var mı bilemiyorum, yoksa ben olmak istiyorum. orijinalliğimden ödün veresim yok zira.şöyle demek istiyorum karnıma;

birazdan doyucaksın

karnını seven bir adamım. belli oluyor hemen değil mi? acaba gastronomi uzmanı zeynep ağaoğulları saçlarının kahkülüyle oynamak dışında karnıyla da konuşuyor mu? e bir de karnıyla konuşacak yüzü olmayanlar var. bu yazı devam ederse levent kırcaya piyes yazıyormuşum gibi hissedeceğim, o yüzden kısa kesiyorum. aklıma bir de merter e-5 kenarında gördüğüm akp yiyor yiyor doymuyor yazısı geliyor.

adaletini, kalkınmasını, cumhuriyetini, milletçisini, partisini, komple sikeyim. rahatlamam lazımdı.

turyol aşıkları

taytanik

yukarıdaki fotoğraftaki olayı yaşamak her genç kızın hayali. hayallerini kısmen de olsa gerçeğe dönüştürenler var. kimlerden mi bahsediyorum? söyleyince hemen anlayacaksınız. turyol’un vapurları ile yolculuk eden aşk açı hatunlardan bahsediyorum tabii ki de. tek ihtiyaçları olan sinsi sol açık riera bakışlı bir erkek. istanbulda yaşayanlar için anlatıyorum. eğer zeytinburnu-kabataş tramvay hattında yolculuk ediyorsanız bu hattaki araçlarda bol bol riera mevcut. eminönü durağında inip aktarma yaparsanız ekonomik açıdan da elverişli. hesaplı bir şekilde romantizm dolu anlar yaşamak isterseniz tek yapmanız gerek bir turyol yolculuğu.

bu işin ekstraları var. turyol aşkınızın evine gidip onun nu çalışmalarına model olabilirsiniz. bence yapın, sanata faydanız dokunur. eminim ertesi gün de bol bol gülümseyen surat görürsünüz. konuyla alakadar pekçok paylaşım sitesi mevcut. unutmayın, porno da sanattır.

haydi kızlar, ne kadar gerizekalısınız, gösteriniz kendinizi.

mü-yap hakkında ciddi düşünüyorum

mü-yap'a ikea katalogu gibin cevap hazırladık : aynı şeyin her renginden.wakoopa diye bir program var. aynı last.fm’in hedesi gibi saatin sol yanına ekleniyor başlıyor hangi uygulamayı ne kadar kullandığınızı skroplamaya. bu şahane programcığın anlattığı üzere firefox’u saymazsak en çok kullandığım program winamp’mış. photoshop ve dreamweaver da kullanıyormuşum fakat hiçbiri winamp kadar değil. şimdi bu satırları mü-yap kolektifinden bir yetkili görürse çok pis hırslanacak, gelip beni kapatmak isteyecek. evet, bir insanı kapatmak isteyecek. çünkü mü-yap! neyi kapattığına değil ne kadar kapattığına bakar. hırsı dağılmadan evrakları yetiştirir de kapatabilirse orgazm sonrası üst bacakta yaşadığımız hissiyatı ense kökünde tecrübe edecek. o gün en sevimli youtube bebeklerinden daha rahat uyuyacak. işte yine böyle bir günde elemanın biri oturmuş myspace’le last.fm’i kapatalım bizden iyisi yok, demiş.

gerekirse facebook’u da kapatırlar, ama facebook artık öyle bir hale geldi ki onu halkın elinden almak için başka bir şey vermeniz lazım. mesela eğitim müsteşarlığı’na gidip vukuatlı öğrenim sureti alabileceksin. tüm örgün ve özgün eğitim kurumlarındaki geçmişini döküm olarak verseler kimin facebook’a ihtiyacı kalır, sorarım size. devlet bana ortaokul yıllarımdaki karakuru kızların en güncel fotograflarını atarlı-giderli hallerini sağlıyorsa ben ne eyleyim facebook’u. ee abi vidyo paylaşamayacağız o ne olacak diyorsanız, ee bir zahmet o vidyo olaylarına ara verin anasını satayım. elinizde kodak kartlara basılmış hard-copy hatun resimleri var.

ahhaha asıl bildirmek istediğim şeyi bildiremeden yatağa dönmek istemiyorum. asıl mevzu şu ki mü-yap çok moloz bir dernek. meclise kapak atmaya çalışan sanatçıların asıl amacı korsanla mücadele etmek. halk yararına bir sikim düşündükleri yok. ediz hun’u bu mallardan tenzih ederim. 23 eylül gününden itibaren yazıyı taçlandırdığım görseldeki kavırları boş cd kutularına iliştirip mü-yap’a postalıyoru(m/z). eğer sizde mü-yap’ı seyyar satıcılara savaş açmış su ürünleri kooparatifinden bir farkı olmadığını düşünüyorsanız Mü-Yap Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği Kuloğlu Mah. Turnacıbaşı Sok. No:16 Kat:5 80070 Beyoğlu İstanbul adresini kutsal kurum PTT aracılığıyla bombalayabilirsiniz. (#)

bir saniye önce metalci kimliğime ihanet edip, oi va voi – everytime’ı dinledim. güzeeel.

arzular şelale yine

çok özlemişim yalın, yalnız dolaşmayı amına koyim.

bir de istanbul çok değişken. kimi zaman arsız bir çocuk, kimi zaman kollarını açan bir sevgili, off amına koyim offf

kale küçük, ayı büyük

ayı

pekçok insanın aksine sevimli buluyorum ayıları. kaba insanların ayı, kaba davranışların ise ayılık olarak tanımlanması apayrı bir olay. bu kelimeyi kullananlar hayatlarında bir kez olsun herhangi bir ayıdan zarar görmemiştir ama bütün insan hatalarını ayılara mal ederler. bu bir reha muhtar yazısı olsa sonuç kısmında “ben bunlara öküz bile diyemiyorum” cümlesi olurdu son paragrafta. ama bu yazının zaten tek paragrafı olacak, ayrıca ben reha muhtar da değilim. reha muhtar okumak isteyenler vatan gazetesi alabilirler. ayrıca bu kişiler blogdan siktir olup gidip bir daha da gelmemesini istediğim kişiler arasında önemli bir yere de sahip olduklarını bilsinler. sonuç olarak ayılar iyidir, reha kötüdür.