Kategoriler
Trivial

“en çok sözlüsü ağladı”

:'(ertuğrul özkök yönetimindeki zürriyet eylemlerine devam ediyor. en çok sözlüsünün ağlaması bu habere ne gibi bir derinlik verdiğini anlayabilmiş değilim. peki ece’nin üniversiteli olması, sözlüsü sizlere ömür ama kısmeti açık mesajı mı veriyor? çapak ayıklıyıcısından, redaktörüne, haberi getirenden, metnin yazarına kadar herkesi tebrik ediyorum.

olur da birgün olimpiyat kahvesinden çıkarken kurşunlanırsam cenazemdeki insanları tek tek kare içine alıp; “ayla hanım çok ağladı, 35 yaşında, dul” gibi şeyler yazsınlar. bence faydası olur. hem ayla fena bir insan değil. ayrıca bana en çok kek getiren komşum olma özelliğini taşıyor.

Kategoriler
A Day to Remember

gazze şeridinde demlenmek istiyorum

iyakşamlar. ortadoğu’da ters giden hiçbir şey yok.
nato, çok organize bir örgüt. karagrahların girişine şey yazıyorlar; you cannot defeat us, so you may as well join us. çoğu ülke bu moloz işi blöfü çiğnemeden yiyor.
birleşmiş milletler çok güzel birleşmiş. tek gereken çocukları mutlu etmek. hiçbiri ağlamasın. hepsinin konuşan ekşinmenleri/asansörlü barbi evleri olsun. makam otomobillerinin arkasındaki intertoy şubesinin uluslararası bir önem taşıdığını biliyordum allahıma.
happy hanukkah sevgilim. piknik sepetim yanımda. içindekilerin hepsi de kosher.
merry xmas. bugün bugün savaş olamaz. çünkü bugün şükran duyarız.

inceden sarhoşum. çünkü hava çok soğuk(gereksiz bir neden olabilir evet). sabah gazeteye baktım, israil haritanın bir bölümüne sıçmış. bilin bakalım zürriyet isimli yüksek tirajlı yazılı basın organında spor sayfasından hemen önce kim yazıyor.
e-e-e ertuğrul özkök. oh yea!

bugün filistin’de kimse ölmedi, dün de ölmedi. yani ölmedi herhalde.
(#,ertuğrul özkök, aralık 2008, hürriyet)

yazı dağınık olabilir. ben de öyleyim.

Kategoriler
05:45 Hikayeleri

bunu fransızca söyle

çok eski bir kankamın isteği üzerine apar topar paris’e uçtum. dün akşam da le grand véfour’da idim. harika bir réstaurant. hay allah yine mi fransızca konuştum réstaurant demişim, restaurant olacak. masamız kalabalıktı ve masadakilerin ortak dili ingilizceydi. herkes ortaya konuşurken ingilizce’yi tercih etse de, ben ikili temaslarımı fransızca vasıtası ile yaptım. temaslarım daha çok deydirip, geçme şeklindeydi. almanca da konuştum birkaç kere, yahudi arkadaşlarıma şalom demiştim masaya oturur oturmaz. o yüzden fazla tepki çekmedi almanca yaptığım auschwitz esprileri. masamızın en gizemli ismi hiç kuşkusuz jaul paul sartre idi. en çok onunla konuştum daha doğrusu ona konuştum. o fazla konuşmadı. bir ara ağzını açacakmış gibi oldu, ama yine birşey söylemedi. ayağımın dibine baktım, 3 boş chateau saint-amand şişesi gördüm. sonra bay sartre’a bir daha döndüm nedense bizden oldukça uzaklaşmıştı. duvarda asılı duruyordu sanki ayrıca etrafında varak çerçeve vardı yine sanki. masamızda benden başka bir de polat alemdar vardı türk olarak. kendisi benden çok daha iyi konuşuyordu fransızcayı. aksansız fransızcasıyla masamızın tek bayanı ürdünlü amira’yı baştan çıkarışını adeta aslan belgeseli seyreder gibi  izledim. sabah kalktığımda adeta mor görüyordum. o kadar alkol almıştımki her sabah gelen ereksiyon nöbetim, bu sabah ücretli izne çıkmıştı.

velhasıl, türkiye’nin geleceği için hükümetimiz elinden geleni yapıyor. bence panik yapmaya falan gerek yok. dünya bankası’nın rehberliğinde diğer üçüncü dünya ülkeleri ve güney afrika kabileleri tarafından denenmiş ekonomik paketlerimiz piyasaları o biçim yapacak.

értuğrul özkök, paris ’08