Kategoriler
A Day to Remember

küresel ısınma yalanı

biz türkler, progrese aşık bir millet olduğumuz için sürekli bir biçimde gelişerek değişme eğilimindeyiz.

mesela ben küçükken, ev oturmalarında bitkiyle aynı odada uyumanın yan etkilerinin bilimsel açıklamalarıyla aileden aileye aktarılması gibi bir genelenek vardı. bitkiler ancak güneş varken fotosentez yapabiliyordu. fotosentez karbondioksitin oksijene çevrilmesi demekti. gece, güneş olmadığı için bitkiler, fotosentez yerine solunum yapıyordu. bu da o küçük sevimli menekşeyle odada uyuyan şahıs arasında bir oksijen rekabeti oluşturuyordu. insanı öldürmese de solunum güçlü yaşatabilecek bir durumdu, bu durum. konunun yazılı basın organlarına aksetmesinden sonra bitkiler baş uçlarından cam önlerine transfer edildi. hatta cam güzeli dediğiniz şey o dönemin bitkisidir. biz milletçe bu asparagasa inandık. hala da inananlar vardır muhtemelen. birisi de çıkıp “be amınakoyduğum çocukları her gece odada iki kişi yatıyorsunuz bi’ yarrak olmuyor da sik kadar çiçek mi keyfinizi bozuyor” diyemedi. buna son sayfa efekti denir, sevgili okurlar. herhangi bir gazetenin en dip sayfasında görebileceğiz bikini modellerinin hemen altında verilen her habere inanılır.

küresel ısınma da kocaman bir yalan. nereden mi biliyorum. çünkü ben akıllıyım. aslında gayet averaj bir birey olmam gerekirken; doğanın yüzyıllar önce yapması gereken seleksiyon, sizler gibi beyni mercimek kıvamındaki et yığınlarını elemine etmesi bir süreç gerektirdiğinden iskambil kağıdı kalınlığındaki akıllı dilimine düşüyorum. ahaha. neyse.

daha yeşil bir çevreyle kafayı sıyırmış arkadaşlarımızın doktrinleri şöyledir: karbondioksit, sera etkisi yaratan bir gazdır. sera etkisi çok ama çok kötü bir şeydir ve buzulların erimesine neden olur. iklim değişikliğinin asıl nedeni buzulların erimesidir. ayrıca hepimiz boğularak can veririz. bunu önlemenin tek yolu ilkel tarım yapmak ve diş fırçası yerine misfak kullanarak karbon ayak izimizi ufaltmaktan geçer.

merhaba, yine ben. buzullar eriyebilir. buzullar yine olacaktır. süreç genelde sinüzoidal işler. hepimizin kötü dönemleri vardır. üstelik gereksiz yere yuvarlaksanız çok deşhetengiz buhran anları yaşayabilirsiniz. dünyadan bahsediyorum. ahaha. kaldı ki, 2008’deki noaa verilerine bakılırsa kutuplardaki buzullar hiç olmadığı kadar erekte ve kutup ayıları benden daha fazla şevişiyor olacaklar ki, son yirmi yılın en yüksek populasyonuna ulaşmışlar. yani sorun yok. gençler, hummer‘larınızı garajdan çıkarabilirsiniz.

böyle haberler çıktığında bana bir iyilik yapın. ve inanmadan önce haberi sesli okuyun ve frekansların iç kulağınıza ulaşmasını bekleyin. belki mucizevi bir an yaşanır ve kafanız gelen input’ları yorumlayıp, mantıklı çıkarımlar yapabilirsiniz. mesela aynı dönem mars’ta da buzul örtüsünün inceden inceye kaybolmaya başladığını okuyup, şunu diyebilseniz süper olur bence: “ağ. mars’ta ağır sanayi ve kablolu televizyon varmış.” bunun için bile size minnettar kalabilirim.

bu arada keşke obama yerine al gore seçilseydi lan. çevre tatavasıyla ile ilgili vaad ettiklerinin yarısını yapsaydı amerika yüzde yüz elli küçülürdü herhalde. çok gore bir sahne olurdu gerçekten de. yanlış anlaşılmasın sınai kalkınma en nefret ettiğim kalkınma tiplerinden bir tanesidir, ama sırf daha yeşil bir dünya için ekonomik büyümeyi durdurup, dünya halkının bekası için zorunlu küçülmeye çevirmek benim için bile ütopik, sevgili tüketiciler. siz yine de yeşiller partisi‘ne oy verin. o tip derneklere giderli karılar takılıyor.